BAŞKAN Aziz Yıldırım basın toplantısında diyordu: Şenol Güneş’in kariyerine, başarılarına, hocalığına saygı duyarız. Filozofvari sözlerini de biliyoruz: Bursa’nın havası temiz gibi..
Şenol Güneş’e bu yapılmamalıydı tezimizi izaha Aziz Yıldırım’ın vurguladığı cümlelerle başlamamızın bir sebebi elbette var. Çünkü Şenol Güneş saygı duyulan bir futbol camiası insanıdır.
Lakin biz Bursa’yı da anlatacağız.
“Yeşil Bursa derlerse,
Hemen bana koşunuz.
Uludağ’a çıkınız,
Eğleniniz, coşunuz!
Mevsiminde o sulu
Şeftaliden yiyiniz.
Hastalara şifadır,
Sıcak kaplıcalarım.
Gökyüzüne uzanır,
Fabrika bacalarım!
Konya topraklarının bir ilkokulunda, Bursa’yı bize böyle sevdirmişlerdi. Fakat biz eksik bilmişiz, eksik sevmişiz Bursa’yı. Bunu da Şenol Güneş Bursa’yı anlattığnda ancak öğrenmiş olduk..
Bursa’nın havasını şiirlerine katmayan şairlerin hatasından ve ayıbından bizi kurtaran Şenol Güneş’e bu yapılmamalıydı. Hem böylece havanın temiz olmasının da çok çok önemli olduğunu öğrenmiş oldu Türkiye.
Şenol Güneş o sedyeye yatırılmamalıydı. Üstüne örtülen o çarşaf da ne öyle. Adamın pantolonu ayağında, ceketi üstünde. Başını da örtselerdi, hastanenin başka bir bölümüne gidiyor gibi olacaktı.
Şenol Güneş’e bu yapılmamalıydı. Market arabasındaki çocuklar gibi ite ite götürülmemeliydi. Başına da bir file geçirmişler, hasarın orda olduğunu göstermek maksadıyla. Lakin Şenol Güneş’e bu yapılmamalıydı. Yürüreyerek soyunma odasına varmış bir Şenol Güneş, yürüyerek ve belki koluna girilerek ambulansa kadar ulaştırılmayı hak etmişti. Zira ayak-bacak anatomisinde bir hasarın olmadığı kamera kayıtlarındaydı.
Şenol Güneş’e bu yapılmamalıydı.
Başından yaralanmasını efkarı umumiyeye yeterince anlatamayan etrafındaki o basın müşavirleri ve algı danışmanları görevlerini layık vechile yapmadıklarından, “Başını taşlara vurdu” gibi yanlış deyimler meydanlara, caddelere, sokaklara saçılmıştır.
Özellikle bu maçta görev yapan ve aslında savaş muhabiri olan tv spikerlerinin sürekli “Tolga, Tolga” deyip durmaları da Osmanlı’da olan “Ak tolgalı beylerbeyi…” tanımını akıllara düşürüp, “Tolgalı Beşiktaş beyi” gibi bir benzetmeyi mırıldantırmıştır insanlara.
Şenol Güneş’e bu yapılmamalıydı.
Bir insanın kafasına beş zımba dikişi atılmış olabilir. Lakin bunu beş dikiş, beş dikiş beş,beş… diye diye beşyüzbeş kere tekrar etmek biraz maksatlı oldu. Beş kere beş yirmibeş, beşini yazarız, elde var beş şeklindeki Ayşecik filmi repliğini mi hatırlatmak istediler. Dört dikiş ya da altı dikiş atılsa ne olacaktı.
Şenol Güneş’e bu yapılmamalıydı.
Adı stadlara konmuş, bir stada ama olsun. Bu ileride başka olmayacak demek değildir. Böyle hoca başka kim var? Biri daha var ama, Şenol hoca başka. Lokantalardan bir şehirli gibi çıkmıştır hep. Bakmayın siz maçların sonundaki el hareketlerini başka yorumlayanlara. Hem bir basın toplantısı ile bu durum dahi izah edilerek vuzuha kavuşturulmadı mı?
Şenol Güneş’e bu yapılmamalıydı.
Çünkü o ayakta durabilirdi. Temelce söylersek dik durabilirdi. Yürüyebilirdi..
Ah o sedyeli görüntüleri…