Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 52'nci yıldönümünde gözler bir kez daha Doğu Akdeniz'e çevrildi. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 20 Temmuz 1974'te gerçekleştirdiği harekât, yalnızca Kıbrıs Türkü'nü katliamdan kurtarmakla kalmadı; Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik konumunu da güçlendirdi. Aradan geçen 52 yılda ise İsrail'in Gazze saldırılarının ardından bölgede hız kazanan askerî iş birlikleri ve değişen jeopolitik dengeler, 1974'te elde edilen jeostratejik kazanımların bugün aynı kararlılıkla korunup korunamadığı sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
İSRAİL-GKRY HATTI HER GEÇEN GÜN GÜÇLENİYOR
Son dönemde İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan arasında savunma alanındaki iş birlikleri yeni bir aşamaya taşındı. Üç ülkenin 2026 yılına ilişkin ortak askerî eylem planı imzalaması, özel kuvvet eğitimleri, ortak tatbikatlar, elektronik harp, siber güvenlik ve insansız hava sistemlerine yönelik müşterek çalışmaların kapsamını genişletmesi, Doğu Akdeniz'de güvenlik alanındaki yakınlaşmanın hız kazandığını gösteriyor. Gazze'de devam eden savaşın ardından GKRY'nin üstlendiği rol de dikkat çekiyor. İsrail ile savunma sanayii, enerji güvenliği, deniz güvenliği ve lojistik alanlarında geliştirilen iş birlikleri, Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'deki stratejik konumunu daha da öne çıkarırken, bölgedeki askerî ve diplomatik hareketliliği de artırıyor.
DENGELER ARTIK SADECE ADADA BELİRLENMİYOR
Kıbrıs Barış Harekâtı'nın Türkiye'ye sağladığı en önemli kazanımlardan biri, Doğu Akdeniz'de fiilî caydırıcılık sağlaması oldu. Ancak bugün güvenlik dengeleri yalnızca adadaki askerî varlık üzerinden değerlendirilmiyor. Enerji koridorları, deniz yetki alanları, savunma ortaklıkları ve uluslararası diplomasi, Kıbrıs'ın stratejik önemini her geçen gün daha da artırıyor. İsrail-GKRY-Yunanistan hattında savunma alanındaki iş birliklerinin kurumsallaşması, Doğu Akdeniz'de yeni bir güvenlik mimarisinin şekillendiğine işaret ederken, Türkiye'nin bölgedeki hak ve menfaatlerini korumaya yönelik politikaları da yeniden tartışmaların odağına taşıyor.
YILMAZ: "KIBRIS TÜRKİYE'NİN MİLLÎ GÜVENLİK MESELESİDİR"
Konuya ilişkin gazetemize değerlendirmelerde bulunan GÜVENSAM Genel Koordinatörü Cihad İslam Yılmaz, Kıbrıs meselesinin yalnızca Ada ile sınırlı değerlendirilemeyeceğini söyledi. Yılmaz, "Kıbrıs Barış Harekâtı'nın üzerinden yarım asrı aşkın süre geçti. Ancak değişmeyen bir gerçek var. Kıbrıs'ta Türk varlığı ne bir tesadüftür ne de geçici bir siyasi tercihtir. Kıbrıs Türkü bu adanın asli unsurlarından biridir. Türkiye ise orada misafir değil, uluslararası antlaşmalardan doğan garantörlük hakkına sahip bir devlettir" ifadelerini kullandı. Doğu Akdeniz'de enerji rekabeti, askerî dengeler ve jeopolitik hesaplar üzerinden Türkiye'nin bölgeden dışlanmaya çalışıldığını belirten Yılmaz, "Bugün Kıbrıs meselesi yalnızca bir ada sorunu değildir. Doğrudan Türkiye'nin millî güvenlik meselesidir" dedi.

"KIBRIS'TAKİ KARARLILIK SÜRECEKTİR"
İsrail, Yunanistan ve GKRY arasındaki yakınlaşmanın Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki kararlılığını değiştirmeyeceğini vurgulayan Yılmaz, "Türkiye, Kıbrıs'taki varlığını geçici siyasi gelişmelere göre değil; tarihî sorumluluğu, hukukî statüsü ve güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda sürdürmektedir" diye konuştu. Türk siyasetinde birçok konuda görüş ayrılıkları bulunabileceğini belirten Yılmaz, Kıbrıs'ın farklı siyasi geleneklerin büyük ölçüde ortaklaştığı ender millî meselelerden biri olduğuna dikkat çekti. Yılmaz, "Konu yalnızca toprak meselesi değildir. Mesele; bir halkın güvenliği, Doğu Akdeniz'deki güç dengesi ve Türkiye'nin stratejik geleceğidir" değerlendirmesinde bulundu.
ERBAKAN'IN YILLAR ÖNCEKİ TESPİTLERİ YENİDEN GÜNDEMDE
Bugün Doğu Akdeniz'de yaşanan gelişmeler, merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın yıllar önce yaptığı jeopolitik değerlendirmeleri de yeniden hatırlatıyor. Erbakan, Kıbrıs meselesini hiçbir zaman yalnızca Ada ile sınırlı bir konu olarak değerlendirmedi. Kıbrıs'ın, Türkiye'nin güvenliği, Doğu Akdeniz'deki hâkimiyeti ve İslam coğrafyasının geleceği açısından stratejik bir öneme sahip olduğunu dile getiren Erbakan, adadaki gelişmelerin bölgesel güç dengelerini doğrudan etkilediğine dikkat çekmişti. Bugün İsrail'in Doğu Akdeniz'deki etkisini artırması, GKRY ile derinleşen ilişkileri ve bölgede hız kazanan yeni güvenlik iş birlikleri, Kıbrıs'ın yalnızca tarihî bir dava değil, küresel jeopolitik rekabetin en önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürdüğünü gösteriyor.
ASIL MESELE SADECE ADAYI KORUMAK DEĞİL
Uzmanlara göre Kıbrıs'ta elde edilen kazanımların korunması, yalnızca Türk askerinin adadaki varlığıyla sınırlı değil. Doğu Akdeniz'de enerji, savunma, diplomasi ve deniz yetki alanlarını kapsayan bütüncül bir stratejinin kararlılıkla sürdürülmesi, Türkiye'nin bölgedeki etkinliği açısından kritik önem taşıyor. Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 52'nci yılında cevap bekleyen temel soru ise önemini koruyor: 1974'te kazanılan jeostratejik üstünlük, Doğu Akdeniz'de değişen güvenlik dengeleri ve İsrail-GKRY-Yunanistan hattında derinleşen iş birlikleri karşısında aynı kararlılıkla muhafaza edilebiliyor mu?





