Başörtüsü neden bu ülkede yasaklı hale gelmişti Hiç düşündünüz mü 1999 yılından beri TBMM’nin iç tüzüğünde başörtüsüyle alakalı hiç bir değişiklik yapılmadı. Ne oldu da milletvekillerinin TBMM’ye başörtüsüyle girmelerine izin verildi Bize bu olay; değişikliğin yasalardan çok zihinlerde olması gerektiğini göstermiştir. Başörtüsünün serbest olması herkesin inandığı gibi yaşaması bir insan hakkıdır ve olması gereken de budur! Başörtüsüyle alakalı sorunu; cumhuriyetin kuruluşunda aramak gerekmektedir. Cumhuriyet millete hizmetkâr olmamış efendiliğe soyunmuştur. Osmanlı’nın çöküşünde ve cumhuriyetin kuruluşunda dönmeler büyük rol oynamışlardır. Dönmeyle kastettiğim; ağırlıklı olarak Yahudilikten Müslümanlığa dönüşü ifade etmekle birlikte Ermenilerden ve Rumlardan Müslümanlığa geçişi de tanımlamaktadır. Bunu ifade ederken gerçek kimlikleri bilinen, saf, sadık Yahudi, Ermeni ve Rum’ları kastetmiyorum. Yüzyıllar boyunca birlik içinde sevgi ve hoşgörü ortamında bir arada yaşanılmıştır. Burada ele aldığımız konu Müslüman veya Türk görünüp de yabancı gibi hareket edenlerdir. Bunların büyük bir kısmı kadın-erkek ayırmadan Türkiye’de bürokrasinin, medyanın ve iş dünyasının önemli noktalarında yer almakta ve Türk milletinin varlığı ve bekası için bizce büyük sorun yaşatmaktadırlar. Dünya Yahudi Konseyi ve bu konseyin kontrolünde tuttuğu İngiltere’nin de desteği ile Osmanlı’nın yerine, tam bir Yahudi cenneti olarak tarif edilebilecek yeni Türkiye’yi kurdular. Cephelerde savaşıp can veren bizdik ama devleti kontrolü altına alanlar, halkı devlet zoru ile yepyeni, batılı bir ayara sokanlar onlardı. Hemen 1924’te “Yunanistan’da kalan Türkleri ana vatanlarına getirmek” bahanesi ile bir mübadele (nüfus değiş tokuş antlaşması) da yaptılar ve ülkemizdeki Rumları Yunanistan’a gönderip Yunanistan’dan da Türk diye Yahudi dönmelerini/Sabetayistleri getirdiler... Artık nüfuzları kadar nüfusları da epey güçlenmişti. Ülkemize yeni gelen Sabetayistler devlet gücü ile bir anda en zenginler oldular. Patronlar, sanatçılar, gazeteciler, meşhurlar onlar oldular (1).
İşte bu çakma Türkler, Başörtülü kızlarımızı ikna odalarına sokanlardı! İsrail’de bulunan ağlama duvarına giden üst rütbeli subay işte böyle bir özelliğe sahiptir. Bunlar; hem tek parti döneminde, hem daha sonra yapılan darbeler vasıtasıyla bu ülkede bürokratik oligarşi kurdular. Bu milleti askerle vesayet altına aldılar. Dini kamu alanından çıkarttılar. IMF’den aldıkları her bir kuruş borç, dönmelerin kasasına aktı. Para gücünü elinde bulunduran dönmeler, azınlık olmalarına rağmen çoğunluğa hükmetmişlerdir. Yahudilerin Türk-Osmanlı yönetimine girmeleri Fatih Sultan Mehmet döneminde başlar.
1443 Fatih’in Yahudi Levi’yi saraya alması
1481 Fatih’in Yahudi Hekim Jacop tarafından zehirlenmesi
1530 Kanuni’nin Josef Nassi’yi saraya alması
1661-1738 Sabatay Sevi ve dönmeler dönemi
1738-1915 Masonlar dönemi(2)
Normalleşme adına atılan her adımda ortaya çıkıp, İstemezük! Diyenlerin geçmişine bakınız. Bugün sorguluyoruz, kamuda serbest olan başörtü, sabetayist dönmelerin holdinglerinde de serbest olacak mıdır Demokratik toplum bütünleşmesi ancak etnik kimlikleri tanımaktan geçer diyenler, neden gerçek kimliklerini saklarlar. Bu ülkenin vatandaşının kim kimdir, bilmeye hakkı yok mudur Tek parti döneminde olsun, çok partili dönemde olsun yükselen bütün partilerde Sabetayist/masonlar görev aldılar. Memleketin idaresinde söz sahibi olmuş, özellikle 1963 yılından sonra daha çok aktif rol almışlardır. Bugün hangi partide ve hangi görevlerdeler Hiç düşündünüz mü
Bu ülkede devrim kanunları var ve başörtüsünün devrim kanunlarına aykırı bulunduğuna dair de anayasa mahkemesi kararları var. Anlaşılacağı üzere bütün mesele başörtüsünün, “laik cumhuriyet ilkesine aykırı görülmesi” meselesidir. Aslında onlarda biliyor başörtüsünün bu ülkeyi yıkamayacağını. Efendilerin korktukları, İslam bu toplumda doğru algılanırsa kendi saltanatlarının sona ereceği gerçeğidir. Bu vatan 76 milyonun vatanıdır. Üstünlerin saltanat kurduğu bir ülke artık geride kalmıştır. Kalmalıdır da! Yapılan 12 Eylül darbesiyle, darbecilerin istedikleri kadar toplum özgürleşmiştir. (Kenan Evren’in başvurusu üzerine 7 Mart 1989) Anayasa mahkemesi şu karara imza attı. “Siyasal alanda dinsel çabalar, dinsel geleneklere uygunluğu aranan düzenlemeler, eylem ve işlemler ne kadar geçersizse, öğretim ve eğitim alanında da din buyruklarıyla ilişki kurulamaz. Dersliklerde ve ilgili yerlerde dinsel inançları simgeleyen belirtilerden uzak kalınması zorunluluğu nedeniyle yükseköğrenim kurumlarında dinsel gereğe bağlanan başörtüleri laik bilim ortamıyla bağdaştırılamaz... Cumhuriyetin niteliklerine yönelik, dinsel kaynaklı düzenlemelerle girişimler anayasa karşısında geçerli olamaz.” Kurulan cumhuriyet dayatmacı laikliği içermektedir… Kendileri ülkenin her türlü nimetlerinden faydalanmış, bu millete yıllarca “Düşük yoğunluklu demokrasi” uygulamışlardır. Çözümsüzlüğün çözüm olarak kabul edildiği bir Türkiye’den mutlaka demokrasinin bütün kurallarının çalıştığı bir Türkiye’yi hep beraber kurmak durumundayız. Bu da yeni sivil anayasa yapmaktan geçmektedir. Yeni bir anayasanın dışında alınan tedbirler uzun ömürlü olacağını düşünmüyorum.
Kaynaklar:
1- http://dunyagerceklerim.blogspot.com/2012/03/ve-oyun-bitti-sabetayist-kapani.html
2- Küresel ve ulusal Dönmeler-Nurullah Aydın. S.348