Türkiye’de kadınlara seçme hakkı 1934 yılında verildi. Seçilme hakkına gelince, o konuda ayrımcılık yapıldı; başı açık olanlara 1934 yılında, kapalı olanlara ise 2013 yılında  seçilme hakkı verildi. Bu durum, devlet eliyle işlenmiş açık bir ayrımcılıktır ve aynı zamanda bir hak ihlalidir.

Başörtüsü yasağı sadece TBMM ile sınırlı değildi. Eğitim kurumları ve devlet daireleri de yasak kapsamındaydı. Yani, tesettürlü bir hanıma okumak da yasaklanmıştı, çalışmak da. Ortada bir haksızlık vardı ve bu haksızlığın giderilmesi gerekiyordu. Sorun herkesin ve her kesimin sorunuydu.

Milli Görüş her iki konuya da el attı ve ilk önce sorunu görünür hale getirdi: 1999 yılında Merve Kavakçı’yı milletvekili adayı gösterdi. Kavakçı’nın başörtülü oluşu ve listedeki yerinin seçilebilecek sırada bulunması nedeniyle bütün dikkatler Merve Hanıma ve dolayısıyla başörtüsüne çevrilmiş oldu. Milletvekili aday listelerinin kesinleşmesinden itibaren seçim süresince mesele en yüksek seviyede tartışılmaya devam etti. Seçimler bitti, meclis açıldı. Sıra yemin törenine gelmişti. Heyecan doruktaydı... Merve Hanım başörtüsüyle TBMM’ye girdiğinde, DSP milletvekillerinin akıl almaz protestolarıyla karşılaştı. Genel Başkan ve Başbakan Bülent Ecevit’in tavrı ise militancaydı. Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada Ecevit, “Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Bu hanıma haddini bildirin!” demişti. Ayrıca, DSP’li milletvekilleri kürsüyü işgal ettiler. Anlaşılan o ki, meclisin en çok milletvekiline sahip olan parti, başörtülü vekile yemin ettirmemeye yemin etmişti. Başı örtülü milletvekili, olayların daha çok büyütülmesine meydan vermemek için oturduğu sıradan kalktı ve meclisi terk etti. Ama milletimiz başörtüsü davasından vazgeçmedi. 14 yıl aradan sonra başörtüsünü TBMM’ye sokmayı başardı. Bu, azmin, kararlılığın, ısrarcı olmanın ve her şeyden önce inancın zaferiydi.

Başörtüyü okullara da Milli Görüş soktu. Milli Görüş, 1974 yılında CHP-MSP koalisyon hükümeti döneminde İmam Hatip Liseleri’nin önünü açtı. İHL mezunlarına bütün üniversitelere girebilme hakkı verildi. 1976 yılında kız öğrencilerin de İmam Hatip Liselerine alınmasıyla başörtüsü ortaokul ve lise seviyesinde eğitim alan İHL’lere girmiş oldu. İHL’lerde yedi yıl başı örtülü okula devam eden kız öğrenciler, buralardan mezun olup üniversite kapısına dayandıklarında başlarını açmadılar. Üniversitelerde zorlu başörtüsü mücadelesi böyle başladı. Böylece üniversitelerde de başörtüsü sorunu görünür hale getirilmiş oldu. Bazı kanaat önderlerinin geçmişleriyle çelişen tutumları ve zorlama fetvaları her ne kadar işi bir müddet savsakladıysa da, günümüzde başörtüsü kamuda serbest bırakılmak zorunda kalmıştır.

Başörtü yasağını büyük ölçüde kamu kuruluşlarında, üniversitelerde ve TBMM’de serbest hale getiren hükümet, bu konudaki gayretlerinden dolayı takdir görmüştür. Atılan doğru adımlar için müteşekkir olduğumuzu belirtmemiz gerekir. Mecliste temsil edilen muhalefet partilerinin olumlu katkıları da milletimizin gözünden kaçmamıştır. Kronikleşen başörtüsü meselesinin çözümü noktasında sergiledikleri olumlu tutumlarından dolayı o partiler de teşekkürü hak etmişlerdir. Hac dönüşü başörtüleriyle meclise giren milletvekilleri de bu hayırlı kararlarından dolayı milletimizin büyük takdirlerine mazhar olmuşlardır.

Başörtülü vekillerin duruşları, temsil ettikleri değerler adına çok büyük bir önem arz etmektedir. Onların bundan sonraki davranışları şu iki sonuçtan birine hizmet edecektir. Ya, hâl ve tavırlarıyla, yani yaşantılarıyla, toplumun her kesiminin ve hatta İslam âleminin örnek aldığı müstesna temsilciler olacaklar; ya da, farkı fark ettiremeyen duruşlarıyla zihinlerde “başörtü” anlayışının ve manasının içini boşaltmış olacaklardır. Eğer temsil noktasında bir zafiyet ortaya çıkarsa herkes bilsin ki, o kutlu örtünün hakkını verecek hanımefendiler toplumda ziyadesiyle mevcuttur; günü geldiğinde milletimiz onları seçer ve meclise gönderir.

Bedeli peşin olarak ödenmiş olan kutlu başörtüsü mücadelesi, büyük oranda hedefine ulaşmıştır. Başörtüsünün TBMM’ye girmesiyle CHP ve onun temsil ettiği düşüncenin de artık yeni bir evreye girdiğinin fark edilmesi gerekir. Milletin sahip olduğu değerlerle savaşmanın Türkiye’nin geleceğine katkı sunmadığını ve sunmayacağını bu partinin anlamasının zamanı gelmiştir. Halkla barışık yeni CHP’yi inşa etmeleri için önlerinde muazzam bir fırsat kapısının aralandığını görmeleri lazım!