Daha önce seçimlerle ilgili olarak bu köşede yazmış olduğumuz yazıda Saadet Partisi’nin son yıllardaki duruşunun yeni bir sosyolojiyi inşa etmeye dönük olduğunu söylemiştik. Aslında bununla neyi kastettiğimiz önemli. Burada kastedilen, partinin kendi tabanından veya hedef kitlesinden vazgeçip milliyetçi, seküler, liberal ya da sol bir kitleye dönük söylem ve siyaset gerçekleştirmesi değildir. Mevcut konjonktür, bize yeni sosyolojilerin oluştuğunu gösteriyor. Bunun farkında olarak oluşan sosyolojilere zemin kurabilmeyi kastediyoruz. Yeni sosyoloji inşa etme çabasını üç farklı koldan değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü karşımızda seçmen kitlesi olarak hâlihazırda bir taban, hâlihazırda hitap edilmesi gereken bir kitle ve potansiyel bir kitle söz konusu. Saadet Partisi’nin bu üç alana da siyaset, söylem ve dil üretebilmesi yeni bir sosyolojinin inşası için önemli.
Sondan başlayarak ilerlersek, potansiyel kitle dediğimiz genç seçmenler ile yaşları itibarıyla yeni seçmen olacaklardır. Her seçim döneminde yaklaşık toplam seçmenin %6-7 civarına denk gelen bir yeni seçmen kitlesi olduğunu düşünürsek; bu genç kitlenin tahlilini iyi yapmamız gerektiği aşikâr. Gençliğin büyük çoğunluğunun cemaat yurtlarının, imam hatip liselerinin dışında olduğu gerçeğini unutmayalım. Partinin karar vericilerinin dönemindeki bir gençlik profilinin olmadığını da hatırda tutmak gerekiyor. Siyasi bilinç olarak aktif, siyasi fikir olarak daha akışkan, siyasete katılım olarak daha ketum bir gençlikten bahsediyoruz. İdealizmle popülizmin bu derece iç içe olduğu bir siyasi bilince nasıl yaklaşılması gerektiği önemlidir. Bu veriler göz önünde bulundurularak üretilen eylem ve söylemlerin bu kitlelerde partiye olan farkındalığı artırması beklenir. Böylece parti, yeni oluşan sosyolojiyle buluşma şansını da elde etmiş olur.
İkinci olarak hâlihazırda hitap edilmesi gereken kitleyi de iki koldan değerlendirebiliriz. Nüfusun büyük oranını teşkil eden muhafazakâr kitle bir tarafta iken, henüz ideolojiye angaje olmamış seküler kitle bu iki kolu ifade etmektedir. Bu iki farklı kitleyi aynı sosyolojide buluşturmak mümkün olmayacağına göre neden böyle bir uğraşın içine girme ihtiyacı hissediyoruz. Burada yapılan iki farklı sosyolojiyi birleştirme uğraşı değil, daha çok farklı sosyolojilerin dünyasını tanımak, ortak kaygıları öncelemek ve buradan yeni oluşacak sosyolojiye veri biriktirmek ve siyasi kültür taşımaktır.
Son olarak hâlihazırdaki taban dediğimiz son yıllar için hareketin teşkilatı ve hinterlandıdır. Bir defa yeni bir sosyoloji inşa etmek için yola çıkılıyorsa bu, teşkilat mensuplarıyla olacaktır. Belli ilkeler etrafında birleşmiş teşkilatın yeni sosyoloji oluşturma çabalarına üzerlerindeki fikri ataletinden kurtularak ön ayak olması zaruridir. Sosyolojik tabanı veri kabul ederek partinin hareket alanına müdahale etmek, yeni sosyoloji inşa etme çabalarının ilkelerden uzaklaşmak olarak görülmesi bu ataletin en büyük sebebidir. Partinin son dönemde sergilediği duruşunu ve söylemini, oluşan yeni sosyolojiyle ilkelerin buluşturulma çabası olarak değerlendirebiliriz.
Bu çabalara zemin teşkil edecek siyasi ortaklıklara mevcut sosyolojik kırılmalar üzerinden karşı çıkılmasının bedeli, zaten bu kırılmayı esas alarak siyaset üreten mevcut siyasi partilerle aynileşmek olacaktır. Böyle olunca da aynılar arasında nicelik olarak güçlü olan partinin tercih edilmesi seçmen gözünde makul olandır. O yüzden bundan sonrası için hareketin ilkelerinin daha etkin bir şekilde ifade edilmesini sağlayacak ve yeni sosyolojiyle bu ilkeleri buluşturacak bir dil ve söylemin kurulması, bu doğrultuda şahsına münhasır siyaset üretilmesi gerekiyor.