ANKARA, 2 Kasım Cumartesi günü coşku ve heyecan yüklü muhteşem bir programa tanıklık etti. Millî Eğitim Bakanlığı’nın Beşevler’deki Şûra Salonu’nda yapılan program, organizasyon becerisinde marka haline gelmiş Saadet Partisi Genel Merkezi tarafından düzenlenmişti. Bu, 2014 Mahallî İdareler Seçimi öncesi düzenlenen büyük “Hamle Toplantısı”ydı.
Erbakan Hoca, Millî Görüş kadrolarına şöyle diyordu: “Sizden bir şey istiyorum: Heyecan… Heyecan… Heyecan…” Ankara’daki toplantı liderin istediği dâvâ heyecanının kıvamına erdiğini gösteriyordu.
Saadet Partisi Genel Merkezi tam kadro halinde salondaydı. Her biri davalarının şuurunda ve kendi alanlarındaki teşkilât konularına hâkim olduklarını gösterdiler. Azim ve kararlılıkları sözlerine yansıyordu.
Bu manzarayı ancak ülkesine karşı sorumluluk taşıyan idealist kadrolar ortaya koyabilirdi. Hükümet’in etkisi altındaki basın aracılığıyla Türkiye gerçekleri halktan gizleniyor; devamlı pembe tablolar çiziliyordu.
Ortada halkın dikkatinden kaçırılmak istenen önemli olaylar yaşanıyordu. Meselâ, 2009 seçimlerinden bu yana 1521 belediye hakkında soruşturma açılmıştı. Bunlar içinde, hem iktidar, hem de ana muhalefet partisine mensup belediyeler mevcuttu. Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkmıştı. Bazı yerlerde halk, “çalıyorlar, çırpıyorlar ama bazı hizmetler de yapıyorlar” sözünü kullanmaya başlamıştı. Bu, nasıl bir mantık ve hizmet anlayışıydı. Hükümetin eski Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllâtif Şener’in AKP’den ayrılırken söylediği sözler yenilir yutulur cinsten değildi: “AKP döneminde Cumhuriyet döneminin en büyük yolsuzluğu yapılıyor.” Bu sözler sosyal medyada dolaşıyordu.
İşte, Saadet Partisi kadrolarındaki Mahallî İdareler seçimi heyecanının sebebi buydu: Yani, görev ve ülkesine karşı sorumluluk bilinci.
MİLLî GÖRÜŞ NE DEMİŞSE ODUR
Toplantıda konuşan Genel Başkan Mustafa Kamalak salonun nabzını tutmayı başardı ve kadrolarını motive etti. Türkiye ve dünya gündemine hâkim olduğunu gösterdi. Meclis’e başörtüsü ile gelen milletvekilleri, olayını şöyle değerlendirdi: “Biz bunun bedelini peşin ödedik. Millî Görüşçü kardeşlerim! Meclis’teki başörtülü milletvekilleri sizin eseriniz. Millî Görüş 40 senedir “Meclis’te başörtüsü ile ilgili bir yasak yoktur” diyordu. Şimdi, söylediğimiz noktaya geldiler. Bugün devletin başındaki insanın eşi başörtülüyse; bu, ne o hanımefendinin hüneri, ne de o beyefendinin gayretidir. Tamamen sizin çalışmanızın ürünüdür. AKP; Saadet Partisi korkusundan dolayı bu çalışmayı yapıyor, değilse onların başörtüsü diye bir meselesi yok.”
Sayın Kamalak’ın sözleri bir gerçeğin yansımasıydı. AKP, milletvekillerinin başörtüsü ile Meclis’e girmesinden önce ne bir kanun çıkarmış, ne de Meclis iç tüzüğünde bir değişiklik yapmıştı. Aynı kanun 11 yıl önce de yürürlükteydi. Bunu niçin seçimin yaklaştığı bir döneme bıraktılar, dersiniz AKP; daha önce Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin aracılığı ile “Başörtüsü yüzde 1.5 insanın sorunudur” açıklamasını yapmıştı. Bugünlerde bu söz de sosyal medyanın ilgi odağı.
Saadet Partisi Genel Başkanı, “Başörtüsü konusunun temelden çözülmesi” gerektiğini anlattı. “Askeriye, emniyet ve yargı mensupları dışlanarak ayrımcılık yapıldığını” söyledi. Pek çok konuda 40 senedir anlattıkları noktaya gelindiğini ifade etti: “Millî Görüş bu ülkenin pusulasıdır, akl-ı selîmidir, emin olun Millî Görüş ne diyorsa işin doğrusu odur.”
ÇÖZÜM, MİLLî GÖRÜŞ BELEDİYECİLİĞİ
Son Mahalli İdareler seçiminden bu yana, 1521 belediye hakkında soruşturma açılmış; pek çok belediye rüşvet ve yolsuzlukla anılır hale gelmiştir. Daha önce Refahlı belediyeler bu problemi nasıl çözmüştü Bir cümle ile. Millî Görüşçü belediyelerin girişine “Rüşvet alan da, veren de mel’ûndur” sözünü yazarak. Geçmişte, Millî Görüş’e ait belediyelerde başkanlık yapan bugünün AKP’li belediye başkanlarının aynı sözü niçin yazamadıkları oldukça düşündürücü değil mi Bunu yazabilmek için Millî Görüşçü olmak lâzım. Gömlek değiştirenler bu sözü yazamazlar.
Bugünkü yöneticilerin reklâm üzerine kurulmuş süslü ve pembe tablolar çizen aldatıcı sözleri artık halka güven vermiyor. Bilboardlara yerleşmekle; devamlı tribünlere oynayan söylemle; gerilim, restleşme, ayrıştırma ve horoz dövüşü yöntemini kullanan bir üslûpla; tekrarın gücünü kullanarak beyin yıkama ile; basını bypass ederek istediği gibi at oynatma gibi usullerle yapılan siyaset artık iflâs etmiştir. Halk, samimi ve olduğu gibi görünen başkan ve yöneticiler istemektedir. Saadet Partisi’nin hızla ümit olmaya başlamasının sebebi budur.
Toplantıda işin besmelesi olarak tanıtılan Bursa, Elâzığ, Sivas, Kütahya belediye başkan adayları ile, İstanbul, Sakarya, Bingöl illerinin Saadet Partisi İl başkanları’nı dinledim. Hepsinin konuşmalarına azim, kararlılık, gayret ve heyecan hâkimdi. Saadet Partisi’ni en iyi temsil ederek en güzel neticeyi almak istiyorlardı. Buna inanmışlardı. Erbakan Hoca sık sık şöyle derdi: “İnanç tekeden süt çıkarır. İman varsa, imkân da vardır. Millî Görüşçü asla vazgeçmez.”
Ey Millî Görüş kadroları! Halkın ümidi sizsiniz. Çünkü siz, halkın mutluluğu, Türkiye’nin yaşanılabilir hale gelmesi için yola çıktınız. 44 yıllık köklü bir geçmişiniz var. Referansınız sağlam. Performansınızı düşürmeyin! Çalışmalarınızı artırarak devam ettirin. Siz, 44 senedir bütün dünyaya dava sadâkatinin ne olduğunu gösterdiniz! Vefânın yalnız kitaplarda kalan bir kavram olmadığını öğrettiniz. İnanıyorum ki, halk dalga dalga size koşacaktır.
Ne mutlu sizlere! Siz, kaybı olmayan bir dâvânın mensubusunuz. Hep kazançtasınız. Çocuklarınız, torunlarınız sizlerle “âdil bir düzen”in öncüleri diyerek iftihar edecekler. Her türlü engele rağmen gösterdiğiniz bu kararlılığa tarih de ilgisiz kalmayacak!