Ne olur öğrenci evinde Bir kere Türkiye’yi kurtarma planları hep öğrenci evinden başlar. Başka Aşk olur, sevda olur, türkü olur, yoksulluk olur, parasızlık olur, açlık olur, sıkıntı olur, hüzün olur, acı olur, sıkılma olur, sabah olur, akşam olur. Dünyadaki bütün devrimler öğrenci evlerinde planlanmıştır. Hayat öğrenci evinde başlar. Hayatın gerçeği de, hayali de öğrenci evinde başlar. Öğrenci evinde hayatın kendisi yaşanmaz belki ama serazat bir yaşantı vardır. Öğrenci evlerinde yaşanan hayat bir kere yaşanır bir daha yaşamanın mümkünü yoktur. Tekrarı mümkün olmayan olaylardan bir tanesi de öğrenci evi hayatıdır.

Ortaokuldan mezun olduktan sonra liseye başlarken ev tutma meselesi de gündeme gelir. Önce okula kayıt yaptırılır. Ailenin oğlunu okutacak parası yoktur bu yüzden kayıt parası, öğrencinin yaz tatilinde üç ay çalıştığı işten elde ettiği (artırdığı) parayla halledilir. Liseye kayıt yaptırıldı, sıra geldi ev tutmaya… Önce daireler araştırılır. Kiralık yazan dairelerin üzerindeki telefon numaraları itinayla bir kâğıda kaydedilir ki genelde bu kâğıtların çoğu evi tutmadan cepte kaybedilir, şu caddede kiralık bir daire vardı numarasını almıştım ama (pantolonun cepleri iyice karıştırılır, tişörtün cebine bakılır, gömleğinkine vb.) nereye gitti lan bu numara, numara çekme bize, sen numarayı almamışsındır, sonunda o daire tutulamaz. Başka dairelere bakılır…

İlk hafta ev hep beraber güzelce düzenlenir. Herkes kitabını buraya koyacak, ayakkabılar şuraya çıkarılacak, bulaşık burada yıkanacak, kap-kacak şuraya konacak. Şu oda benim, yok bu oda benim, şu oda senin, yok bu oda şunun, onu önce ben söyledim orası benim, hayır ben söyledim, tamam kardeşim geç şöyle, yarıyıldan sonra orası benim, tamam peki, şurası da benim… Odalar ufak tefek çekişmelerle bölüşülür. Herkes kendi özel eşyasını kendi odasına taşır. Öğle sonu olmuştur. Karınlar acıkmıştır. Yemeği kim yapacak Ben iyi tava yaparım, ben de güzel menemen yaparım, benim demlediğim çayı içen bir daha çaysız duramaz arkadaş, (biri sessizdir) sen de bulaşıkları yıka, tamam peki…

Gazeteler serilir. Oh menemenin buğusu üzerinde, çaydanlıktan da öyle bir buğu çıkıyor ki gel de çay içme, markete giden ekmekleri almış gelmiştir, gazete kâğıdına sarılı ekmekler dört bir tarafa dağıtılır, hadi bakalım… Yemek başında konuşmalar başlar. Bizim sınıfta bir kız var of o kızı görünce dilim tutuluyor, ya bizim sınıftaki sırf o kız için yazın bile okula giderim lan ben, abi bizde bir bayan öğretmen var ben ona teklif etmeyi düşünüyorum, benim ki bizim okula düşmemiş ne yapacağım bilmiyorum, senin işin zor oğlum sana Allah yardım etsin (sanki diğerlerinin işi kolay, sanki kızlar kendilerini bekliyor) sen akşam çıkışta görmeye gidersin artık…

Lise bitmiştir. Son sınıfta dershane koşuşturması, üniversite sınav kitaplarına gömülme, yüz binlerce soru çözme, derken üniversite kazanılmıştır. Üniversite kazandı kâğıdı geldi ya oh, artık ders çalışmak diye bir şey yok, şöyle güzel bir rahatlama, hatta o rahatlamayla birlikte ev arkadaşlarını bulup onlara bir parkta çay ziyafeti, sınıf arkadaşlarına bir an önce müjdeyi vererek tebriklerin havada uçuşması… Üç dört kişinin burs parasını ortaya koyup belki iyi bir lokantada gece ikide paça ısmarlama vb…

Üniversiteye kayıt yaptırılmıştır. Yine baba parası değil kendi kazandıkları parayla. Başbakanlık bursuna başvurulmuştur, gidip gelinen birkaç vakıf veya dernek vardır onlara başvurulmuştur ama genelde o yerlerden pek para çıkmaz… Önemli bir mesele kalmıştır; ev tutmak! Üç beş kişi bir araya gelip ev tutma kararı alınır. Yine başlanır şehri boydan boya tur atmaya… Kiralık daire bulurlar ama öğrenciye ev verilmiyordur ya da öğrenciye kazık atmak derdindedir ev sahibi hacı abi… Kiralık daire bulunur ama öğrencilere öyle kurallar koyulur ki kuralı koyan dahi ömrü boyunca o kurallara bir kere bile uymamıştır ama öğrencilerden o kurallara uymaları şartı istenir. Şehrin dört bir yanı adeta tavaf edildikten sonra zar zor bir daire bulunur. İki aylık kirası peşin ödenir ki bunu ev sahibi denen o çok merhametli Türk insanı ister. Eve taşınılır…

Odalar yine bölüşülür… Yemekler sıraya konur. Yemekler nedir Bir numara öğrenci yemeği; meşhur menemen! Yanında cennet içeceği, içeceklerin padişahı çay! Öğrencinin her an yanında olan biricik dostu sigara! Artık bu ev lise öğrenci evi değil, üniversite öğrenci evidir. Daha ilk günden birbirine hocam diye hitap edilmeye başlanır. Herkesin üç aşağı beş yukarı bir fikri vardır. Ama ortak yan fikirlerin ayaklarının pek yere değmemesidir. Hayat coşkuyla yaşanır. Bazısı kariyer delisi olduğu için inek gibi ders çalışır. Ki ilk günden başlar. Bazısı her gün tıraş olur jilet gibi giyinip okula gider. Bazısı ağır abidir sakal bırakır namaza başlar. Bazısı sevdalıdır hayatı deli gibi yaşar; saç sakal birbirine karışık pejmürde bir şekilde dolaşır. Ki en olgun ve deli fikirler bundadır. Hayatı deli deli yaşayan devrimcidir. İlkokulda edindiği kitap okuma aşkı ortaokul ve lisede artarak devam etmiş üniversitede ise kitap okuma işini o raddeye vardırmış ki bazı zamanlarda sırf okuduğu kitap bitmediği için okula derse bile gitmemiştir. Saç sakal birbirine karışık adeta filozof gibidir, sabah namazına kadar arkadaşlarına Türkiye’de yapacağı devrimi anlatır, namazda imamlık yapar, derste inandığı fikre ters bir fikir beyan eden hocaya ders boyunca fikrini anlatır hocayı ve bütün sınıfı ikna eder… Devletin üniversiteye koyduğu siyasi yasaklara inadına uymaz…

Gece hayatı başlar; şu caddedeki öğrenci evinde kalanlar bu sokaktaki öğrenci evine gelirler, bu sokaktakiler o meydanın yanındaki eve giderler. Gece ikide üçte paça içmeye gidilir hep beraber. Tatlı yemeye gidilir. Parka gidilir, parkta gece yarısına kadar çay ve sigara içilir, fikir tartışması yapılır…

Bir gün gelir bir yıl uzatılmış da olsa üniversite biter… Beş yıl yaşanan o hayatı bırakıp başka bir hayata geçmek dünyanın en zor işidir… Yarın ev boşaltılacaktır… Akşam toplanılır; içinde bolca vay be geçen cümleler havada uçuşur… Çünkü hayatlarının baharında dile kolay beş yıl aynı üniversitede faklı arkadaş ve arkadaş ortamlarıyla geçen o güzel zamanlar adeta akmış gitmiştir. Ayrılık vakti gelmiştir. Valizler hazırlanmıştır. Bu ayrılığa, zaman zaman sıkılıp bunaldıklarında oynadıkları, pişti oynamak bile çare olmuyordur. Sabah herkes kendi memleketine gidecektir; hep beraber otogara gidilir, birbirine telefon numaraları verilir, gelecek günler için güzel dilekler dilenir… Gözler dolar…

Öğrenci evinde yaşananlar aşk gibi azizdir, unutulmaz… Büyüklerin anlamayacağı kadar güzeldir. Devletin, hükümetlerin ve siyasilerin anlayamayacağı kadar güzel!