Ahmet Günbay Yıldız... Romanları yüz binlerce basılan, milyonların okuduğu ünlü bir yazar. Çiçekler Susayınca, Yanık Buğdaylar ve Figan romanları milyonların gönlünde taht kurdu. 1941 doğumlu Yıldız, şimdi yeni bir romanı ile okurun karşısına geçti; Asi Delikanlı! Sürprizlerle dolu bir roman, Asi Delikanlı! Ülkemizin köklü yayınevlerinden Timaş Yayınları arasında çıkan roman, yazarın 67. kitabı. Ahmet Günbay Yıldız, merak edilenleri cevapladı...
Çok geniş bir okuyucu kitlesi tarafından yıllardır okunan bazı romanlar var. Bu romanlarda okuyucu adeta kendisini bulur ve aynı anda geliştirir de...
Hekimoğlu İsmail'in Minyeli Abdullah'ı (1967), Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı (1969) bazı örnekler.
Ahmet Günbay Yıldız'ın Çiçekler Susayınca, Yanık Buğdaylar ile Figan adlı romanları da aynı kapsamda değerlendirilebilecek romanlar. Erzincan İmam Hatip ortaokul yıllarımda Huzur Sokağı ile birlikte ilk okuduğum romanlardan birisiydi, Yanık Buğdaylar, Çiçekler Susayınca...
Yanık Buğdaylar adlı romanın, Millî Gazete’de tefrika edildiğini de hatırlatayım. Hatta o yıllarda Ahmet Günbay Yıldız, merhum Abdulkadir Özkan abimize de Milli Gazetede geniş bir mülakat vermişti.
Asi Delikanlı, ülkemizin köklü yayınevlerinden Timaş Yayınları arasında çıkan romanı. Yazarın 67. kitabı.
Ahmet Günbay Yıldız'la son romanı 'Asi Delikanlı' üzerine sohbet ettik. Hem de yıllardan süzülüp gelen genel değerlendirmelerini aldık.
Milli Gazete yazarı Adnan Öksüz sordu, Ahmet Günbay Yıldız cevapladı;
* Asi Delikanlı'yı,"Doğru bildiğinden vazgeçmeyip bedel ödemeyi göze alan bir delikanlı" olarak tanımlıyorsunuz. Tüm dünyanın en büyük sorunlarından birisi 'adalet'. Sizce tüm dünyada adaletin sağlanması için nelerin olması, nelerin sağlanması gerekir?
Adalet, öylesine köklü ve geniş bir kavram ki, bir çırpıda ve özet şekilde anlatmak ya da tanımlamak mümkün değil tabi. Hele ki tüm dünyada adaletin sağlanması gibi bir durumu anlatabilmek veya böylesi bir iddia üzerine kurgular yapmak mümkün değildir diye düşünüyorum.
Bizler olsa olsa, belli ve sınırlı ölçekteki toplumlarda adaleti sağlayabilme üzerine birtakım faraziyeler üzerine konuşabiliriz ya da adalet üzerine bize ulaşan ilahi bilgilendirmeler ve emirlerin hikmetlerine yönelik yorumlarımızdan bahsedebiliriz.
İlahi bilgilendirmeleri ve emirleri hikayeler üzerinden anlatmak ve aktarmayı benimsemiş bir edebiyatçı olarak bu konuda da benzer bir yol ile yürümek isterim.
“Maide Suresi, 8. ayet: Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın.” ve Nisa Suresi 135. Ayet; “Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız ve en yakınlarınız aleyhine dahi olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti ayakta tutun.” Adaletin mutlak sahibi böyle buyuruyor, bize de onu duyurmak ve hikmetlerinin üzerine kafa yormak düşüyor. “Asi Delikanlı” eserimin en büyük temel taşı bu iki ilahi bilgilendirme ve emirdir. Bir topluluğa olan kini sebebiyle adaleti bozma girişiminde bulunan baba ve ve kendisinin zarar göreceğini bile bile adaletin tesisi yolunda hareket eden oğlu…Sonrasında, adaleti bozmaya çalışan ile tesis etmeye çabalayanların yaşadıkları…
Tabi roman olayları adalet kavramının sınırlı çerçevede bir bölümü için oluşturulmuş bir hikayedir diyebiliriz. Yoksa, Rahman / 9. Ayet “Öyleyse tarttıklarınızı adâletle dosdoğru tartın ve hiçbir zaman ölçüyü eksik tutmayın!” Emri ilahisinden, Nisâ / 58. Ayet“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor. Böylece Allah size ne güzel öğüt veriyor! Doğrusu Allah her şeyi hakkıyla işiten, kemâliyle görendir.” Emri ilahisine kadar çok ama çok geniş bir yelpazede anlamak ve anlatmak gerekiyor adalet kavramını.
Bu roman hikayesi adalet kavramının bireyler ile ilgili kısımlarından küçük bir örnek üzerine işleniyor, aslına bakarsanız adaletin tesisinde en büyük rol bireylerden çok hükmedenlere, yani yöneticilere düşüyor diyebiliriz. Bu bağlamda, toplumu oluşturan bireylerin adalete inancı ve bu yönde olumlu davranışları da çok önemli olmakla birlikte, adaletli dünya adil yöneticiler olmadan çok da mümkün olamaz kanaatindeyim.
"ADALET MEKANİZMASI, KÖTÜLÜKTEN MEN ETMEK VE İYİLİĞİ HÂKİM KILMAK ÜZERİNE KURULUDUR"
* Esasen Asi Delikanlı'da temel kurgu 'adalet' olmakla birlikte 'ahlak' da 'adaletten ayrılmaz bir parça. Adalet/ahlak bir bütünün parçaları. Gençliğin geldiği noktayı da göz önüne alarak, "Önce ahlak ve maneviyat' konusunda neler söylemek istersiniz?
Eserlerimde ahlaklı ve maneviyat yüklü bireylerden müteşekkil bir toplumu incelemeye ve gücüm yettiğince çıkarımlarımı anlatmaya çalışıyorum. Bu çerçevede, yalnızca önce değil, hem önce hem sonra hem de sonunda ahlak ve maneviyat diyenlerdenim. Bu iki kavram hayatın özüdür ve her nefesimizde ihtiyacımızdır, insan olmanın gerek şartıdır bana göre.
Adalet ahlak ilişkisine gelince, ahlaki bir değere yaslanmayan adalet eksiktir. Adaletle hükmetmek aynı zamanda ahlaki bir değeri tesis etmek demektir.
Her ne kadar, adalet, kişisel veya toplumsal güvenliği tesis etmek yönünde bir olgu gibi algılansa da aslında, bir başkasının canına ve malına kastetmek temelinde özetleyebileceğimiz kötülüklerin önüne geçmek, kötülüklerden uzak tutarak toplum huzurunu sağlamak ana amacı çerçevesinde genelleyebileceğimiz adalet mekanizması, kötülükten men etmek ve iyiliği hâkim kılmak üzerine kuruludur diyebiliriz. Bu da adaletin ahlak bağlantısını çok iyi şekilde özetler diye düşünüyorum.
* Kitaplarınız yüz binlerce okur tarafından takip ediliyor. Çok okunan bir yazarsınız. Romanlarınızdaki ilişkileri, olayları, kişileri, kahramanları nasıl ve neye göre kurguluyorsunuz?
Eserlerimde “Bizim Hikâyemizi” anlatıyorum. İyimizle, kötümüzle, akıllımızla, akılsızımızla, bilgemizle, cahilimizle, cesurumuzla, korkağımızla, içimizde kimler varsa onları anlatıyorum. Anlattığım kişiler de olaylarda kahramanlar da hainler de her kimi anlatıyorsam “Bizden Birini” anlatıyorum.
Az evvel ki bahiste de vurguladığım gibi vahyin “Bize” yansımalarını anlatıyorum, emri ilahi üzerine kafa yoruyor ve onların toplumsal düzenlemeleri üzerine kurgular yapıyorum. Nihayetinde “Bizi biz yapan” değerlerin ayakta kalması, yeniden neşvünema bulması adına mücadele ediyorum diyebiliriz.
Bu çerçeveden bakıldığında, eserlerimdeki ilişkiler, olaylar, kişiler, kahramanlar da mücadelemin bir parçası olarak oluşuyor diyebiliriz.
Tabi bazen öne çıkan mesaj üzerine oturuyor tüm bileşenler ve o mesaj çerçevesinde hayat buluyor her bir parça, bazen de olay örgüsü üzerine oluşuyor her bir hikâye taşı.
Ama hep “O” var merkezimde.
"BİZE DÜŞEN KUDRETİ SONSUZ’DAN HAKKIMIZDA HAYIRLISINI DİLEMEKTEDİR"
* İlerleyen yaşınıza rağmen -85 yaşındasınız, maşallah diyelim- kitaplar yazmaya hem de ilgi çeken kitaplar yazmaya devam ediyorsunuz. Bu sürekliliği neye nelere borçlusunuz?
Hepimiz her şeyimizi Allahu Teâlâ’ya borçluyuz. Ben yalnızca, “O” güç ve izin verdikçe çalışmalarımı sürdürmeye talibim o kadar.
* Romanınız "mutlu son"la bitiyor. Bir bakıma Türk filmleri gibi... Tüm dünyada süregelen gelir dağılımı, ekonomi, eğitim, refah vb. adaletsizliklerin bir gün sona ereceğini düşünüyor musunuz?
Gelir dağılımı, ekonomi, refah, vb. olgular dünyasal, daha doğrusu, insanlar tarafından oluşturulmuş kavramlardır.
Bu kavramlar ve/veya olgular için, olması mı daha iyidir ya da kötüdür yoksa olmaması mı bu konularda bir şey söylemem yanlış olur ama bu kavramlar günümüzün realitesidir diyebilirim.
Bunun yanında, bu tür dünyevi tanımlamalarla manevi değerleri ve/veya kavramları karşılaştırmak ya da bu kavramlar üzerinden bir takım manevi değerlendirmelere gitmek bana çok doğru gelmiyor.
Tabi bir de bu kavramların bazı düşünce yapılarının sloganik temel taşları olmasını ve kendi düşünce yapılarına davet için araladıkları kapılardan bazıları olması hasebiyle de bu tür kavramlar üzerinden tanımlamalara gitmek, bu tanımlamalar doğrultusunda temennilerde bulunmak da yanlış olur diye düşünüyorum.
İnanıyoruz ki Allah’ın dediği olur. “O” sonsuz doğruyu bilir, sonsuz kusursuzu oldurur. Bize düşen Kudreti Sonsuz’dan hakkımızda hayırlısını dilemektedir.
"GENÇLERE TAVSİYEM; VAHİYLE SIMSIKI BİR BAĞ KURMAYA ÇALIŞSINLAR"
* Bir de Asi Delikanlı romanı hakkında bir sorum olacak; romanda sık sık karşımıza çıkan, "Tükenmeyen sesim ol!" mottosunu biraz açar mısınız?
Tüm zamanlara ve tüm mekanlara hitap eden o tükenmeyen sesi seslendiren ses ol. “Bizi” sonsuzluğa götürecek o ses ile dolu dolu olsun dudakların, o sesi en iyi seslendiren tavır olsun hareketlerin.
* Romanla, hikâye ile, şiirle, kısaca edebiyat alanında ilerlemek isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?
Öncelikle, topluma anlatacak bir mesajınız, aktaracak bir meseleniz olmalı. Dışarıya açılacak bir penceresi olmayan bir kişinin eksik olduğunu ve sanatla uğraşmaması gerektiğini düşünenlerdenim.
Bir meseleniz, topluma aktaracağınız bir mesajınız varsa işte o zaman zaten kendiliğinden bir yola girmiş ve çok mesafe katetmiş olursunuz. Böylelikle, her olana bitene farklı bakarsınız, herkesten farklı şeyler görürsünüz. Sanatın en önemli ve gerek şartı da bu olsa gerektir. Farklı bakabilmek, farklı görebilmek…
Bu yola girdikten sonra da en başta söylenecek şey hikâyeyi uzaklarda aramasınlar. Aradıkları hikayeler hemen yanı başlarında. Belki kendileri, belki ebeveynleri, kardeşleri, belki mahallelerinde birileri, belki şehirlerinde, ülkede ama mutlaka bu topraklarda yaşayan ya da yaşamış birileri ya da tarihsel, kültürel bağları olan bir yerlerde hikayeleri.
Bu da bizzat kendimizi anlatmak demektir ki, işte öncelikle “Bizim Hikayemizi” anlatmak ve aktarmak üzerine yoğunlaşsınlar.
Toplumu, sorunları, erdemleri, çözümleri, düğümleri iyi gözlemlesinler. Gözlem yazma sanatının olmazsa olmazlarındandır.
En önemlisini sonda söyleyeyim, vahiyle sımsıkı bir bağ kurmaya çalışsınlar, çünkü aradıkları her şey sonsuz fazlasıyla ve sonsuz kusursuzluğuyla orada…
Sanat orada…
Vesselam…
* Teşekkürler...
---

