Küresel güç dengeleri sarsılırken Millî Gazete’ye konuşan Dış Politika Uzmanı Ferit Temur, Türkiye’nin önündeki 20 yıllık ulusal güvenlik haritasını çizdi: NATO’nun Ortadoğu’da tamamen İsrail merkezli bir duruş sergilediğini ve işgalci politikalara cesaret verdiğini vurgulayan Temur, Ankara’nın acilen dış güvenlik tehdit algısında İsrail’i ilk sıraya koyması gerektiğini belirtti.
Küresel sistem, tek kutuplu Amerikan hegemonyasından çok kutuplu yeni bir dünya düzenine doğru tarihi bir dönüşüm geçirirken gözler Türkiye’nin dış politika hamlelerine çevrildi. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Ankara Zirvesi, değişen güç dengeleri, Türk dünyasıyla ilişkiler ve Ortadoğu’daki krizler ne anlama geliyor?
Dış Politika Uzmanı Ferit Temur, küresel jeopolitiğin şifrelerini ve Ankara'nın önündeki tarihi fırsatları Millî Gazete’ye değerlendirdi. Temur, Türkiye'nin önümüzdeki 20 yıllık ulusal güvenlik stratejisine dair ezber bozan bir uyarıda bulundu: "Türkiye, birincil dış güvenlik tehdit algılamasında İsrail’i ilk sıraya koymalı ve buna göre askeri-stratejik hazırlık yapmalıdır." İşte o röportajın öne çıkan çarpıcı detayları...

"NATO ANKARA ZİRVESİ, TÜRKİYE’NİN ÖNÜNE İLK DEFA SOMUT FIRSATLAR SUNUYOR"
Milli Gazete: Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu zirve, Türkiye’nin milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir platform mu, yoksa daha çok NATO’nun küresel stratejilerinin şekillendirildiği bir toplantı mı?
Ferit Temur: NATO, bugün itibariyle 32 üyeden oluşan çok uluslu bir örgüt olsa da kuruluşundan bu yana ABD tarafından küresel üstünlük kurma stratejisinin temel araçlarından biri olarak kullanılmıştır. Ancak bu gerçeklik, yükselen Çin karşısında stratejik kaygı içerisinde bocalayan bir ABD’nin varlığında, Türkiye’nin önündeki fırsatları değerlendirmesini engellememektedir.
Avrupa Birliği (AB) açısından beliren “Rusya sorunsalı” bir yandan askeri tehdit algısını körüklerken, diğer yandan ucuz Rus enerjisi ve hammadde kaynaklarına erişimi ortadan kaldırdı. ABD başta olmak üzere tüm NATO üyeleri için Çin, ekonomik alanda rekabet edilmesi güç bir rakibe dönüştü. İşte bu ortamda Türkiye, Batılı partnerlerine çözüm ortağı olabileceğini hatırlatmalıdır.
Belki de ilk defa NATO platformu, Türkiye’nin ulusal güç kapasitesini denetim altına alan bir işlevden sıyrılıyor. Başta savunma sektörü olmak üzere, NATO üyeleri için hem Çin’e karşı ekonomik rekabette hem de Rusya’ya karşı yeni güvenlik mimarisinde, savunma sektöründeki üretim kapasitesi yetersizliğini gidermede Türkiye'nin önünü açabilecek bir rol sunmaktadır. Bu yönüyle Ankara Zirvesi, hem küresel stratejileri şekillendiren hem de ilk defa Türkiye’nin önüne önemli somut fırsatlar sunan bir toplantı özelliği taşımaktadır.
“TRUMP, 'NATO’YU LAĞVEDERİZ' TEHDİDİ SAVURUYOR”
Milli Gazete: NATO’nun kuruluş amacı ile bugün geldiği nokta arasında nasıl bir fark görüyorsunuz? İttifak hâlâ bir savunma örgütü mu, yoksa küresel güç mücadelesinin siyasi ve askerî araçlarından biri hâline mi geldi?
Ferit Temur: NATO, İkinci Dünya Savaşı sonrası yükselen komünizm tehdidine karşı Amerikan jeo-stratejisinin bir çıktısı olarak kuruldu. Sovyet tehdidine karşı toplanan ülkelere, Amerikan ekonomi-politik çıkarları etrafında yeniden yapılanma dikte edildi. Ancak Sovyetlerin yıkılışı sonrası beliren Amerikan tek kutupluluğundan çok kutuplu yeni bir dünya düzenine geçişin sancılarını yaşadığımız bugünlerde, NATO’nun eski güvenlik konsepti işlevini büyük ölçüde yitirdi.
Bugün Trump yönetimi ile Avrupalı müttefikleri arasında süregiden tartışmalar da tam buradan çıkmaktadır. Ulusal ekonomik sorunları artan ABD, kendi imparatorluğunun yükselen Çin karşısında büyük bir enkaza dönüşmesini önleyecek şekilde NATO’yu yeniden biçimlendirmek istiyor. Hatta mevcut Trump yönetimi diplomasi geleneğini hiçe sayarak Avrupalı müttefiklerine “gerekirse NATO’yu lağvederiz” tehdidini açıktan savuruyor. Avrupalı üyeler de ABD’siz bir güvenlik mimarisini nasıl şekillendirebileceklerini tartışıyorlar. NATO’nun geleceğine dair tam bir belirsizlik hakimdir.
“TÜRKİYE BATI İLE İLİŞKİLERİ KOPARMADAN BRICS ORTAĞI OLMALIDIR”
Milli Gazete: Dünya artık tek kutuplu bir yapıdan uzaklaşıyor. Çin ve Asya ülkelerinin yükselişi NATO’nun geleceğini ve Batı’nın küresel etkisini nasıl etkileyecek? Türkiye yeni tabloda nerede durmalı?
Ferit Temur: NATO’nun geleceğinin şekillenmesinde ABD’nin “çıkış planı” etkili olacak. Washington, küresel hegemonyasından denetimli bir geri çekilme mi yapacak, yoksa sonuna kadar Çin’i jeo-stratejik yönden kuşatmaya mı çalışacak?
Uluslararası ilişkiler sistematiğinin yeni ağırlığı Asya bölgesine kayarken, Türkiye’nin salt Batıcı ya da Batı merkezli bir dış politika tutumunu sürdürmesi hiç doğru olmaz. Bu anlamda Türkiye'nin, Batı ile ilişkilerini koparmadan BRICS’in bir ortağı olmasında büyük yarar görüyorum. Ayrıca Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü’ndeki (ŞİÖ) konumunu da acilen "gözlemci devlet" seviyesine çıkarmalıdır.

“TÜRK DÜNYASINDA ROMANTİZM DEĞİL, GERÇEKÇİLİK ESAS OLMALIDIR”
Milli Gazete: Türkiye’nin hem NATO üyesi olması hem de Rusya, Çin ve Türk dünyasıyla ilişkilerini geliştirmesi nasıl okunmalı? Ankara nasıl bir dış politika dengesi kurmalı?
Ferit Temur: Sovyetler Birliği’nin dağılmasından 15 Temmuz 2016 tarihine kadar Türkiye’nin Rusya, Kafkasya, Orta Asya ve Çin ile ilişkileri büyük ölçüde NATO’nun açık ya da gizli yönlendirmelerinin etkisi altında kaldı. Bunda politika yapım sürecine nüfuz eden FETÖ'nün payını yabana atmamak gerekir. Bu yüzden geçmişte sahadaki fırsatları değerlendirmekte yetersiz kaldık.
Rusya özelinde konuşacak olursak zaten tarihsel süreçte jeopolitik fay hatları üzerine kurulu son derece hassas bir ikili ilişki temeline sahibiz. Uzun yıllar baskıcı bir rejim altında düşünsel kodları şekillenen Rusların girişimci ruhları gelişememiş olup, özel sektör mantığına dayalı iş kültürlerinin düzeyi de hala inanılmaz derecede düşük. 1991 sonrası neredeyse tamamı Yahudi kökenli Rus oligarklar stratejik değer arzeden çeşitli sektörlerdeki Sovyet kamu kuruluşlarını özelleştirerek çok hızlı bir şekilde milyarder oluverdiler. Rusya’daki yeraltı ve yerüstü her türlü hammaddeyi uluslararası piyasada kartel konumuna sahip farklı Yahudi iş kümeleriyle eşgüdüm halinde başta Avrupa olmak üzere dünyaya satma kolaycılığına kaçıp, servetlerine servet kattılar. Fakat Rus ürünü denilebilecek, dünya piyasalarında kabul gören kayda değer hiçbir marka/değer yaratmadılar. Sovyetlerden kalma kırılgan ekonomik yapısını onaramayan ve ihracat odaklı ulusal sürdürülebilir bir kalkınma programı oluşturamayan Rusya’nın Ukrayna’ya askeri saldırısından sonra ABD ve diğer Batılı müttefiklerince uygulanan farklı yaptırımlar nedeniyle ekonomisi daha da çetrefilli bir girdabın içine girdi. Bazı eski Sovyet ülkelerini saymazsak Çin, Hindistan, İran ve Türkiye dışında uluslararası pazarda düzenli ticaret yapabileceği ülke neredeyse kalmadı. Başta arkaik Rus zihniyeti olmak üzere Rusya ve Türkiye arasındaki ticari potansiyelin gerçekleşmesinin önünde jeo-ekonomik ufuk ayrılığına dayalı pek çok sorun var. O nedenle Türk–Rus ilişkilerinin temeli öyle stratejik ortaklık vs olarak tanımlanabilecek bir sağlamlığa sahip değil. Evet Türkiye’nin uzun vadeli ulusal çıkarları açısından Rusya ile ilişkileri geliştirmemiz de yarar olurdu, ama bunun önündeki başat engeller ne yazık ki bizden değil onlardan kaynaklı.
Bugün Türkiye’nin Türk dünyasına yönelik açılımlarını Ankara merkezli bir güdülenmeye dayalı buluyor ve olumlu karşılıyorum. Ama bu açılıma "coşumcu/romantik" bir bakış açısıyla bakılmamalı. Türki cumhuriyetler jeopolitik düzlemde Rusya ve Çin baskısına maruz kalmamak adına Türkiye’yi Batı’ya açılan bir kapı olarak görüyorlar ve yararcı bir eğilimdeler. Örneğin, bugünkü Azerbaycan yönetiminin İsrail ile ilişkilerinin Türkiye’den çok daha sağlam olduğunu ya da bazı Orta Asya yönetimlerinin KKTC’yi tanımama sözü verdiklerini göz ardı edemeyiz. Dış politikada “kardeş” kavramı maalesef pek geçerli olmuyor. Karşılıklı yarara dayalı, gerçekçi bir zemin kurulmalıdır.
Çin ile ilişkilerimiz ise kesinlikle yeterince entelektüel düzeyde ele alınmıyor. Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” stratejisinin gerçek anlamda yaşam bulabilmesi için Türkiye coğrafyasına gereksinimi var. Beğenelim ya da beğenmeyelim, bugün Çin yeni dünya düzeninin ABD sonrası birincil gücü olmaya en yakın aday ülkedir. Rekabet ve işbirliği alanlarını doğru çözümleyen uzun vadeli bir Çin siyasası oluşturmamız şarttır.
“NATO, ORTADOĞU'DA TAMAMEN İSRAİL MERKEZLİ BİR DURUŞA SAHİPTİR”
Milli Gazete: Ortadoğu’da Gazze, Suriye, İran ve İsrail ekseninde yaşanan gelişmelere baktığınızda, NATO’nun bölgedeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ferit Temur: Çok açık ifade etmek gerekir ki bugünkü NATO, Ortadoğu’da tamamen İsrail merkezli bir duruşa sahiptir. İsrail’in sapkın ideo-politik yayılmacı ve işgalci politikalarına doğrudan arka çıkan bir örgüt görünümündedir.
İspanya, İtalya ve Türkiye gibi NATO üyeleri açıktan, İngiltere ise arka planda İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan tutumundan rahatsızlık duymasına karşın; ABD’nin koşulsuz İsrail angajmanından ötürü, kurumsal boyutta NATO da İsrail yandaşı bir çizgide durmaktadır. NATO, İsrail’in Gazze ile başlayan; Lübnan, Suriye ve İran ile devam eden saldırgan politikalarına cesaret vermektedir. Salt İsrail’in topraklarını büyütme hedefi uğruna bölgedeki istikrar ve barış görmezden gelinmektedir.
“TÜRKİYE BİR NATO ÜYESİDİR AMA NATO ÜLKESİ OLMAMALIDIR”
Milli Gazete: Önümüzdeki 20 yılı düşündüğünüzde, Türkiye’nin güvenliğini en sağlam şekilde koruyacak strateji sizce nedir?
Ferit Temur: Bugün İngiltere ya da Fransa “NATO üyesi” iken, Almanya ya da Türkiye maalesef uzun yıllar birer “NATO ülkesi” olmuştur. Yani kurumlarımız “NATO kodlamasına” göre yapılandırılmıştır. Ne Türkiye istese de kendisi NATO’dan ayrılabilir ne de buna bugünkü koşullarda gerek vardır. Fakat bu gerçeklik, Türkiye’nin kendi uzun vadeli ulusal çıkarlarına göre bağımsız güvenlik politikaları belirlemesine engel olmamalıdır.
Pek çok açık ve nesnel nedenden ötürü; Türkiye’nin birincil dış güvenlik tehdit algılamasında İsrail’i ilk sıraya koymasının ve buna karşı gerekli askeri, siyasi ve stratejik hazırlıkları yapmasının hayati derecede önemli olduğu kanaatindeyim.
ABD’nin karar alma mekanizmalarını esir almış İsrail lobisine karşı tek başımıza denge unsuru olamayacağımız durumlar için; Mısır, İngiltere, İspanya, İtalya, Rusya ve Çin gibi ülkeler ile ikili ve çok taraflı ilişkilerimizi hızla geliştirmeliyiz. Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı kapsayan geniş Avrasya coğrafyası için ABD’li ve ABD’siz yeni kurgular tasarlamak ve hayata geçirmek durumundayız. Aksi halde yeni dünya düzeninde büyük güçlerin etki alanına dönüşerek yazgımıza razı olmak zorunda kalırız.