Milli Gazete köşe yazarı, modern Türk şiirinin önemli temsilcilerinden usta şair Cafer Keklikçi’nin beklenen şiir kitabı Hayat Gidiyor, Ketebe Yayınları’ndan yayımlandı. Hayat Gidiyor, şairin 6’ıncı şiir kitabı. Sert, eleştirel ve yüksek sesli şiirleriyle tanınan usta şair Cafer Keklikçi, Hayat Gidiyor kitabında toplumsal konuları işliyor. Şiirlerinde sosyal meseleleri ironik hale getirerek eleştiri dozunu yükseltiyor.

Milli Gazete köşe yazarı, modern Türk şiirinin önemli temsilcilerinden usta şair Cafer Keklikçi ile Şubat ayında yayımlanan dokuzuncu eseri Hayat Gidiyor şiir kitabını ve şiirini konuştuk.

Milli Gazete yazarı Adnan Öksüz sordu, Milli Gazete köşe yazarı, modern Türk şiirinin önemli temsilcilerinden usta şair Cafer Keklikçi cevapladı;

Adnan Öksüz: Şiir poetikanızı Sosyal Gerçekçi Şiir şeklinde tanımlamış, Sosyal Gerçekçi Şiir’i savunuyorsunuz. Sosyal Gerçekçi Şiir’i, diğer şiir anlayışlarından ayıran özellikler nelerdir?

Cafer Keklikçi: Sosyal Gerçekçi Şiir, benim şiir poetikamdır. Poetik düşüncelerimi temellendirdiğim şiir anlayışımın kendi tarafımdan konulmuş adı Sosyal Gerçekçi Şiir’dir. Kendi şiirimin oluşumu hakkındaki düşüncelerimle birlikte Türk şiiri üzerine düşüncelerimi kapsamaktadır. Benim şiirimin kendine özgü biçemi, biçimi, ironisi, sesi, ritmi, müziği, imgesi, sentaksı, yapısı, formu, konusu, işlevi gibi şiirin temel oluşturucuları şiirlerimde nasıl meydana geliyor onu belirleyen ve açıklayan bana özgü şiir anlayışımı yani poetikamı Sosyal Gerçekçi Şiir ismiyle ifade ediyorum. Türk şiirinde Sosyal Gerçekçi Şiir isimlendirmesini 2007 yılında ilk defa ben yaptım. İsim de içerik de bana ait. Sosyal Gerçekçi Şiir’in en önemli özelliği, gerçeği kendine özgü yeniden tanımlamasıdır. Türk şiirinde her özgün şair şiire kendine özgü bir gerçek getirmiştir. Sosyal Gerçekçi Şiir’in temel yapılarından biri, gerçekliği üst düzleme taşıma ve söz konusu düzlemde yaşanılabilir somutluğu duyumsatmadır. Şiirde her şeye gerçek olarak bakmaktır. Şiire dünyadan ve hayattan aldıklarım, gerçek bağlamı, etrafı ve temelindedir. Hem şiirimin oluşum aşamasındaki bakış açım gerçek hem de şiirde gerçek var. Bir ideoloji penceresinden değil, olay ve olgunun oluşunu kendi tabiatında görerek hayat, dünya ve yaratılış bağlamında algılayarak vermek. Sosyal Gerçekçi Şiir, bireysel ve sosyal hayatta yaşanan veya yanabilecek her şeyi konu alır. Sosyal Gerçekçi Şiir’de şair çağının tanığıdır. Yaşadığım çağda ülkemizi ve dünyayı etkileyen olgu ve olaylar gerçekçilik bakış açımla şiirlerimde yer almakta. Sosyal Gerçekçi Şiir’de müzik şiirin en temel unsurudur. Şiir, bana göre bir ses yaratma meselesidir. Seslerin kendi düzenimce anlamlaştırma çalışması. Ama bu anlamı meydana getirirken şiirin sebep planında bir gerçeklik olmak zorunda. O gerçekliği meydana getirecek hayat olayları insan kadar çeşitli, çetrefilli ve sonsuzdur. Sebep planındaki gerçeklik oluşurken şairin sözcüklere ihtiyacı var. Sözcük hayattan ve yaşantıdan doğar. Sosyal Gerçekçi Şiir, örneğin toprak kadar ağaç kadar gerçektir. Şiir hakkında ne söylüyorsam Sosyal Gerçekçi Şiir poetikama göre söyledim, söylüyorum. Türk şiirine yeni bir gerçek getirdim. Daha önce olmayan bir gerçek. Sosyal Gerçekçi Şiir, her şeye gerçek gözüyle bakar. Sosyal Gerçekçi Şiir poetikamın diğer şiir anlayışlarından ayrılan bazı özelliklerini söylemiş oldum, hepsi burada söylenmez zaten, bir söyleşi çerçevesinde bu kadar ifade etmek mümkün.

Türk Şiirine Yeni Bir Gerçek Getirdim (1)

Adnan Öksüz: Kitaba isim de olan Hayat Gidiyor şiirinizdeki bir mısra daha fazla dikkatimi çekti; “kimse kimsenin kimsesi değil üzücü olan bu” diyorsunuz. Burada bir yalnızlığa, bir ıssızlığa mı işaret ediyorsunuz? Modern dönemin acıtıcı yanlarından, karakteristik özelliklerinden biri de yalnızlık mıdır?

Cafer Keklikçi: Hayat Gidiyor isimli şiirim dergide yayımlandığında çok ses getirmişti. Kitap olarak getirir mi orası okurların bileceği iş! Hayat Gidiyor ismi, kitaptaki şiirleri kapsadığı için kitaba isim oldu. O dizede yani “kimse kimsenin kimsesi değil üzücü olan bu” dizemde ilk bakışta yalnızlık var ama bireysel yalnızlık değil. Toplumsal yalnızlık var. Bireysel yalnızlık iyidir, kötü olan toplumsal yalnızlıktır. Herkes yalnız. Kastedilen toplumun yalnızlığı. Hayat Gidiyor’un iki yönlü anlamı var. Teknoloji ve internet (akıllı telefon, sosyal medya, yapay zekâ vb.) insan hayatının adeta yerine geçti, hayat gidiyor, gitti değil gidiyor henüz, insanlar hayatsız kalıyor, kaldı değil kalıyor henüz. Anlamın ikinci yönü ise, modern teknoloji ve internetle hayat ortadan kaldırılmaya çalışılsa da hayat bir şekilde direniyor canlı olarak devam ediyor. Bu ikilemli durum modern insan için bir trajedidir. Teknoloji ve internet insana hayat vermiyor ama insan hayatını ona veriyor fakat bir yandan da hayatta kalması gerek, teknoloji ve internetin yaşatamadığı gerçeklik var. Bir insanla göz göze diz dize canlı olarak konuşmak mesela. Hatırı geçmek ya da hatırı sayılmak diye güzel bir hasletimiz vardı, internet bunu yapamaz, ancak insanın insana hatırı geçer ancak insan insanın hatırını sayar mesela. Eskiden ortamlar vardı, büyükler vardı, insan kararsız kalınca ya da dara düşünce bir “kimsesi” olana giderdi. Ya da bizim haberimiz olmadan o “kimsemiz” bir müşkülümüzü hallederdi. Fikir ya da görüş birliktelikleri vardı hepsi dağıldı gitti. Cemaatler, cemiyetler ve görüşler ortadan kalkınca kimsenin kimsesi kalmadı. Kapitalist düzen, fikir ve görüş birlikteliklerini ortadan kaldırdı. Kimse kimsenin kimsesi olmuyor artık. Bankalar geldi, internet geldi, akıllı telefon, sosyal medya derken yapay zekâ ile artık insan nerdeyse kendi kendisini ortadan kaldırıyor. Modern insana ağıttır o dize.

"ŞİİR, SONSUZ MÜMKÜNSÜZLÜKLER İÇİNDE SONSUZ MÜMKÜNÜ VAR KILMADIR"

Adnan Öksüz: Şiirlerinizi okuduğumuzda somuttan soyuta bazen de soyuttan somuta giden bir söyleyiş göze çarpıyor. Gözlemlerinizi size özgü farklı bir üslup ve kalıpla okura ulaştırıyorsunuz. Bu metoda ilişkin neler söylemek istersiniz?

Cafer Keklikçi: Benim şiir poetikam Sosyal Gerçekçi Şiir’e göre şiir, somutu soyutlaştırıp tekrar somutlaştırmaktır. Somutun soyut kimyası o kadar somutlaşır ki yeni bir gerçek meydana gelir. Adeta elle tutulur gözle görülür bir gerçek. Şiirde yaratılan dünyayı okur bizzat yaşar. Çünkü yaşanmış ve yaşıyor gibi yazılmıştır şiir. Hiçbir sanat bir oluşu doğrudan ifade etmez, ederse sanat olmaz. Doğrudan ifadenin mümkünsüzlüğü sonucu hayattan alınanın şairin kendi şiir değerlerine göre tekrar mümkün kılma olayı. Şiir, sonsuz mümkünsüzlükler içinde sonsuz mümkünü var kılmadır. Şair yeni bir duygu meydana getirir. Bu duygunun altında kendine özgü yeni bir düşünce vardır. Şiir bana bir ses olarak gelir. Bende hâlihazırda daima var olan müzik kulağı, her sesi, tınıyı ve nihayet müziği, gördüğüm ve yaşadığım her şeyi kendi kulak terbiyemle imge düzleminden imgeyle birlikte gerçeklik düzlemine taşımaktadır. Her özgün şair şiir yazdığı dilin içinde kendine has yeni bir dil yaratmıştır. Yeni bir dil yaratan şair zaten kelimeyi de imgeyi de simgeyi de müziği de ritmi de vezni de kafiyeyi de sesi de kısacası şiirin kökeninde olması gereken her şeyi yepyeni yarattığı için kendine özgü üslubu meydana gelir. Şiirde dilin tekniği görünmemeli, teknikten doğmuş ama tekniği aşmış bir gerçeklikle yepyeni bir anlam yaratarak şair, bunu kedine özgü müziksel ifade biçimine getirmiş olmalı. Teknik önemli fakat teknikten önce gerçeği kavrayış var. Şair önce kendisine şiir yazdıran gerçeği kavrar. Dil, gerçekten sonra gelir. Gerçek, şairin düşüncesinden sadır olur. Şairin bir şeye bakışı kendinde var olan düşünce doğrultusundadır. Gerçek algılandıktan sonra dil gelir. Şiirde dil şaire özgü olmalı. Şiirde duygu imar ve inşası sağlam olmalı. Duygu ve düşünce terbiyesi olmayan bir dilin işçiliği de iyi olmaz. Dil şiirin etidir kemiği değil, kemiği müziktir. Şiirde müziği şairin yepyeni yarattığı dil meydana getirmiştir. Sadece dil bilgisiyle şiir yazılamaz. Dil bilgisini zaten üst düzeyde bilir şair. Bilmesi gerekir. Şiir her şeyden önce bir dil eylemidir. Müziksel ifade yaratma gücü olmalı. Bir dert dile getirmeli. Okuru o ‘dert’e okur farkında olmadan götürmeli. Şiirin ifade düzlemi yani şiirin okuru yukarı çekeceği düzlem şairin gördüğü gerçekten doğan düşüncesinden sadır olan duygu terbiyesidir. Şair yeni bir şey söyler ve okuru da o yeniye çağırır.

Türk Şiirine Yeni Bir Gerçek Getirdim (2)

"BEN BU DÜNYAYA ŞİİR YAZMAK İÇİN GELDİM, OLDUM OLASI BÖYLE İNANIRIM"

Adnan Öksüz: Şiirlerinizi çoğunlukla günün hangi saatlerinde yazıyorsunuz? Şair için böyle bir zamanlama söz konusu olabilir mi? Ya da şöyle sormak isterim; şair için en iyi şiir yazma vakti/ortamı nedir, nelerdir?

Cafer Keklikçi: Şiirlerimi çoğunlukla gün içinde, akşam üstü ve gece yazarım. Ben bu dünyaya şiir yazmak için geldim. Oldum olası böyle inanırım. Şiir ne zaman geldiyse o zaman yazarım. Sabah namazında namazdan sonra şiir yazdığım da oldu, sabahın erken saatlerinde yazdığım da. Şiir geldiğinde ilk önce onu türkü söylüyor gibi söylerim. Eğer ev dışından eve geliyorsam söyleyerek gelirim, eve girer girmez ev halkına selam bile vermeden ayakta önce şiiri yazarım. Gece yataktan kalkıp şiir yazmışlığım da olmuştur, sabahın köründe kalkıp şiir yazmışlığım da. Ben halen şiirlerimi ilk önce el yazımla A4 kâğıda yazıyorum. Önce kalemle kâğıda yazarım. 6 şiir kitabımın içinde yer alan şiirlerimden sadece bir tane şiir vardır kâğıda yazmadan tamamen bilgisayarda yazdığım. Şiirlerimi kalemle kâğıda yazarım önce, sonra bilgisayarda yazarım. Şiirlerimi çoğunlukla bir oturuşta yazarım. Eğer bir oturuşta ya da ayakta bir defa da yazdıysam, o şiirde hiçbir değişiklik yapmam çünkü o şiir etkileyici bir şiir olur. Hatta böyle zamanlarda ben “Türk şiirinin son şaheseri” derim yükse sesle kendi kendime. Böyle şiir yazdığımda nedensiz bir sevinç olur bende. Hani neredeyse bir yumrukta örneğin İsrail’i yerle bir edecek güç hissederim kendimde. Bu, şiir zevkidir bunu ancak şairler yaşar. Şair için bir zaman yoktur yani benim için bir zamanlama yoktur. Günün her vaktinde şiir yazmışlığım var. Her ortamda şiir yazmışlığım var, yeter ki kalem kâğıt olsun. Yeter ki şiir yazdıran sebep olsun, hemen yazarım. Ortam olarak en iyisi evdir benim için. Kütüphane odamdır, orası benim “mağara”mdır. Ne dertlere sıkıntılara huzura mutluluğa sevince umuda umutsuzluğa şahitlik etti kütüphanem bir bilseniz. Şair ve yazarlarla yüz yüze sohbetlere, telefon konuşmalarına, mesajlara şahitlik etti. Evimin bir odası kütüphanedir. Her zaman evimin bir odası kütüphane olmuştur hep. Kütüphane benim odam, delirme mekânımdır. Benim gibi bir deliyi ancak şiir ve kütüphane zapt eder.

"İNSANIN İNSAN KALMASI İÇİN ŞİİRE İHTİYAÇ VAR HER ZAMAN"

Adnan Öksüz: Bir duyguyu, bir düşünceyi ifade anlamında şiirin gücü, şiirin etkinliği konusunda neler söylemek istersiniz?

Cafer Keklikçi: Şiir bütün sanatların anasıdır demiştim geçmişte benimle yapılan bir söyleşide, ona ekliyorum, şiir bütün düşünce türlerinin de anasıdır. Şiirden hareketle bir düşünce doğuyor o düşünceyle bir hareket oluşuyor. İnsan hallerini diğer sanatlara göre en iyi şekilde derinleştirilmiş sıkıştırılmış öz olarak ifade ediyor şiir. Az sözle çok yaşantı ve anlam veriliyor. Elli sayfada anlatılacak duygu, düşünce, tarih, yaşantı, tek sayfada veriliyor şiirde. Şiir, her coşku ve güzelliğin zirvesidir. Şiir bazı dönemlerde korkulan olmuştur bazı dönemlerde yüceltilen. Şiirinden dolayı şairler hapis yatmış, idam edilmiş, derisi yüzülmüştür. Şiirden korkanlar genelde iktidar sahipleridir. Bazı iktidarlar da şiirle iktidarını pekiştirmiştir. Şiir insanı yüceltir. Şiir şairi yüceltir, okuru da yüceltir. Şiir okumuş bir insanla şiir okumamış bir insan arasında insanilik anlamında bariz fark olduğunu düşünüyorum ben. Şiir okumuş insan biraz daha insandır. Ben, benim şiirimi okumuş insanların insanilik anlamında yüceldiğini hissetmesini arzularım. Benim şiirimi okuyan okurların haksızlıklara itiraz etme kabiliyetinin gelişmesini isterim. Kötülüklere itiraz etme etkinliğinde şiir çok güçlü bir ruhsal silahtır. Haksızlıklara karşı gelmek şiirin gücüyle olabiliyor. Şiir yeni duygu ve düşünce yaratır. Ben şiirlerimde yeni duygu ve düşünce yarattım. Şiir bana dost verdi düşman verdi, şiir benden hayatımı aldı kendi hayatını verdi bana. Şiirin, şairini de okurunu da verdiği duygu ve düşünceyle yeni bir anlama dönüştürme gücü var.

Adnan Öksüz: Şiir ve de edebiyatın diğer alanları… Genel bir çerçeve ve açıdan baktığımızda; dijitalleşen günümüzde edebiyatı nereye koyuyorsunuz?

Cafer Keklikçi: Şiir ve edebiyatın diğer türleri, dijitalleşen dünyaya rağmen kendi yolunda emin adımlarla yoluna devam ediyor. Her teknoloji biter ama şiir bitmez. Edebiyat bitmez. Şiir insanın ham maddelerinden biridir. Teknoloji elektriğe bağlı, fişi çekseniz ya da şalteri indirseniz teknoloji sona eriyor. Şiirde fişi çekemezsin demiştim geçmişte şiir konusunda bir soruşturmaya verdiğim cevapta. Şiirde fiş veya şalter yok. İnsan nefes aldığı müddetçe şiir var olur. Teknolojiyi bırakalım kalem kâğıt olmasa bile şairler şiir söyler. Öte yandan dijitalleşme, iletim ve ulaşım anlamında kolaylık sağlıyor. İstediğiniz bir edebiyat verimine çabuk ulaşmada teknoloji çok işe yarıyor. Fakat akıllı telefonlar insanları çok meşgul ediyor. İnternet, akıllı telefon derken şimdi de yapay zekâ zımbırtısı çıktı. Neymiş yapay zekâ her şeyi yaparmış. Yapay zekâ özleyebilir mi, yeni bir duygu yaratabilir mi, yeni bir düşünce ortaya koyabilir mi, hayır. Yapay zekâ hâlihazırda var olanı, insanların önceden yaptığı şeyleri algoritmayla bir araya getiriyor sunuyor. Toplama işi yani. İcat değil. Yapay zekâ icat yapamaz. İcat yapamayan şiir yazamaz, edebiyat eseri ortaya koyamaz. Teknolojik yeniliklere karşı değilim. Hayatımıza girmiş her teknolojiyi kullanıyorum. Şiirlerimi kalemle yazarım ama sonra bilgisayarda yazar temize çekerim. Önceleri daktiloda yazardım, şimdi bilgisayarda yazıyorum. İnternet kullanıyorum; mail atıyorum, bilgiye daha kolay ulaşıyorum. Akıllı telefonla telefon ediyorum, internete giriyorum, fotoğraf çekiyorum, görüntülü konuşuyorum. Ben teknolojiye karşı değilim. Teknoloji ilerledi diye bazı temel şeyler ortadan kalkmaz, ama bazı teknolojjistler ortadan kalkmış gibi hareket ediyor, sorun olan bu. Yapay zekâya henüz güvenmiyorum. Verdiği bilgiyi başka kaynaklardan teyit ediyorum. Bir bankayı ya da GSM operatörünü arıyorsunuz yapay zekâ çıkıyor ama derdinizi anlayamıyor, oysa müşteri temsilcisiyle görüşüyorsunuz derdinizi anlıyor. Anlamak farklıdır. Yapay zekâ anlamak meselesini yapamaz. İnsanın insan kalması için şiire ihtiyaç var her zaman.

Adnan Öksüz: Hayat Gidiyor dokuzuncu eseriniz. Bundan sonraki çalışmalarınız hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Cafer Keklikçi: Hayat Gidiyor şiir kitabım, şiir kitabı olarak altıncı şiir kitabım, daha önce yayımlanmış üç deneme türü kitabımı da koyduğumuzda dokuzuncu kitabımdır. Hayat Gidiyor elime ulaştı, oturdum hemen okudum. Her kitabım yayımlandığında elime ulaşır ulaşmaz önce kendime imzalarım. Hayat Gidiyor’u önce kendime sonra eşime ve oğullarıma imzaladım, imzaladığımı takdim ettim, kendime imzaladığımı da kitaplığıma koydum, bir baktım kendimi yedinci şiir dosyamı incelerken buldum. Yedinci şiir kitabı dosyamın yirmi şiiri şu an dergilerde yayımlanmış hazır durumda. Henüz dosya tamamlanmadı tabi. Gelecek kitabım nasip olursa yedinci şiir kitabımdır. Şu an beş kitap dosyam hazır; bir hikâye, iki deneme, bir şiir peoetikası, bir de benimle gazetelerde, dergilerde, radyo ve televizyonlarda yapılmış söyleşiler/röportajlar ve soruşturmalar var kitap hacmini çoktan geçti bir de o toplam beş kitap dosyası yayıma hazır. Ama ben her zaman şiir kitabına öncelik veririm. Nasip diyelim.

"ŞİİR YAZMAK İSTEYENLER ÖNCELİKLE ŞİİRİN ŞAİRDEN BİR HAYAT İSTEDİĞİNİ BİLMELİLER"

Adnan Öksüz: Şiir yazmak, öykü yazmak kısacası edebiyatla ilgilenmek isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz? Nereden başlamalılar?

Cafer Keklikçi: Şiir yazmak Allah vergisidir, insan şair olarak yaratılmışsa çocukken çocuk kitaplarını okumaya başladığı yaşlarda şiir yazmaya başlar. Şiir yazmak, arkasında bir trajedi barındırır. Şiir yazmak trajedi, yaşamak ve okumakla olur. Yazmak isteyen gençler çok okusun, çok yaşasın yaşamaktan çekinmesin. Okumaya klasiklerden başlayabilirler. Yazmak isteyenler hem klasikleri hem de güncel edebiyatı okumalı. Edebiyat dergilerini takip etmeli. Yeni yayımlanmış kitapları alıp okumalı. Klasiklerle yeni kitapları aynı anda okumalı. Hem geçmişini hem gününü bilmeli ki kendine özgü eser ortaya koysun. Sadece klasik şiir okursa modern şiirden haberi olmaz. Sonra tutar günümüzde bazılarının yaptığı gibi kafiyeli vezinli olursa şiir olur zanneder. Şiir yeni bir dil ve dünya ortaya koymaktır. Şiir, çağının gerisinde olamaz. Çağının gerisindeki şiirler çağındaki şiirlerin altında kalır. Şiir yazmak isteyenler öncelikle şiirin şairden bir hayat istediğini bilmeliler. Şiir bedel ister. Parayla pulla makamla mevkiyle kısacası torpille olacak iş değildir şiir. Ben hem hayatımı çok rahat yaşayayım, gençliğimde kaldırımlarda kafelerde kız kovalayayım sonra otuz kırkını geçtikten sonra yazarım dememeliler. Gençliğini şiire ve edebiyata vermiş şair ve yazarlar şair ve yazardır. Şiir yazmak isteyenlerin önce bir ideali yani idealinde olan ideal dünya tasavvuru olmalı. Bir inanç ve ahlâkı olmalı. Burada inanç ve ahlâk sadece dini anlamda değil tabi. İnandığı kendine özgü değerleri olmalı şairin. Şiir böyle. Şiirden başlamalılar. Şiir her şeyin başıdır.

Adnan Öksüz: Teşekkürler…

Cafer Keklikçi: Ben teşekkür ederim.