Bu ülkede bazı şeyler yıllarca tartışılsa da sonuç değişmiyor; kimse kazandığı mevzilerden geri adım atmaya yanaşmıyor. AB ye giriyoruz diye etekleri zil çalan takımından bazı safderunların CHP ve asker zihniyetinin kolay kolay değişmeyeceğini bugünlerde de anlamazlarsa, artık kıyamete kalır akıllarını başlarına devşirmeleri

Son günlerde İngiltere nin Genelkurmay Başkanı nın açıklamaları bizdekilere göre çok ters tepkilere konu olarak karşılaştırıldı. Mehmet Ağar ın Genelkurmay Başkanı ile girdiği polemik karşısında Erkan Mumcu nun iki gün içinde değişen tavrı, aslında bu ülke politikacıların iki yüzlü tavrıdır. Günümüz politikacılar akıllarını başlarına toplayarak hareket etmezse, ne türden maceralarla karşı karşıya geleceklerini düşünemez, önlerini göremezler.

Erbakan Hoca da 28 şubat döneminde siyasal partilerle görüşüp sivil direniş teklif ettiğinde de ANAP ın eski genel başkanı Mesut Yılmaz da böyle davranmıştı. Erkan Mumcu nun ANAP a dönüşü, aslında bu politikanın yeniden canlanacağının göstergesiydi; bu tavrı daha AKP Kültür ve Turizm Bakanı iken ucun ucun göstermeye başlamıştı. Eski dostları bunların derin devlet manipülosyonları olduğunu söylüyor, bekleyin görün diyorlardı. Yoksa böyle bir insanın Necip Fazıl yılında Bakanlık taahhütlerini bir tarafa bırakarak çeşitli toplantı ve gösterilerde saz çalıp Nâzım Hikmet şiirleri okumasını başka türlü nasıl izah edersiniz

İki hafta öncesine dönersek

Kuvvet komutanlarıyla Cumhurbaşkanının, daha sonra da Genelkurmay Başkanı nın birbiri peşinden yaptıkları açılış konuşmalarını dinledikçe, dilimin ucuna hep "Paşa paşa konuşmak" deyimi geldi. Sonra da bunun anlamını düşünmeye başladım; çünkü Türkiye bu konuşmaları tartışırken, ben Ramazan ın ilk günlerini hastane koridorlarında geçirmiş, her paşa tavırlı konuşmadan sonra bu deyimi hatırlayıp ironik bir tavırla başımı sallamıştım.

D. Mehmet Doğan ın Büyük Türkçe Sözlük üne göre, paşa kelimesi "baş ağa"dan geliyor, "paşa paşa" ifadesi de "güzellikle, kimseye zarar vermeden" anlamında kullanılıyor Fakat bu ülkede "sorumsuz yetkili" statüsüne kavuşanların konuşmaları hiç de "güzellikle" ve "kimseye zarar vermeden" gerçekleşmiş olmuyor. 28 Şubat sonrası durum bu.

Evet, bazı yetkililer irtica, laiklik, AB ye yönelik eleştiri ve beklentiler konusunda paşa paşa konuşuyor, millet paşa paşa dinliyor, ama hükümetle bir kısım insanlar bundan çok ciddî biçimde rahatsız oluyor Kısaca mesele budur ve 50 yıldan beri Türkiye nin gündeminde bu türden konuşmaların getirdiği gerginlikler vardır. Bu gerginlikler bazen ihtilâle, bazen de darbeye yol açar, ama bunun siyasi ve ekonomik sonuçları paşa paşa konuşanları ciddî manada ilgilendirmez. Çünkü enflasyonla hayat pahalılığı onları etkilemediği gibi, askeri lise ile başlayan 8-10 yıllık tahsil hayatlarından emekli oluncaya kadar geçim sıkıntısı yaşamazlar.

Oyak, yani Ordu Yardımlaşma Kurumu onlar adına her türlü imkânı kullanır ve ucuz gıda, giyim gibi ihtiyaçlarını temin eder. Bu kurum 2001 krizinden bile etkilenmedi

Bir kere Ordu mensubu olduktan sonra İç Hizmet Kanunu ile komutanlara itaat dışında TSK mensubunun toplum ile arasına belli bir mesafe girer. Uğrunda ölmek için görevlendirildikleri milletin meselelerinden çok komutanların emirleri öncelik taşır. O yüzden de "Cumhuriyeti koruyup kollama" görevi içinde telâkki edilen her türlü eylemi yürekten destekler ve bu konuda bazı sınırları aşan sivil toplum kuruluşlarıyla siyasileri yeterince ve zamanında uyarmayan komutanlarına bile zaman zaman rahatsızlıklarını ifade ederler

"Genç subaylar rahatsız!" haberleri böyle zamanlarda ortaya çıkar ve kimse de bu haberin gerçek mi, yoksa bir manipülasyon eseri mi olduğunu anlayamaz.

28 Şubat döneminde bazı garnizonlarla Orduevlerinin duvarlarında görünen "Orduya sadakat şerefimizdir" ifadesini yazan zihniyet maalesef hâlâ TSK da egemendir ve bu da hiçbir "muasır medeniyet seviyesi"ndeki ülkede görülmez. Çünkü ordu millet için var olduğundan, millete sadakat esastır. Orduda da kanun ve kurallara itaat esas olmalıdır.

Sorumsuz yetkililerimiz

Meclis ve Yargıtay Başkanı ile iç dış güçlere karşı pervasızca eleştiren, AB yetkililerini bile fırçadan geçirmekten çekinmeyen Kuvvet Komutanları, bu ülkenin Cumhurbaşkanı gibi yetkili sorumsuzlar gibidir. Pek çok Anayasa profesörü komutanların suç işlediğini söylediği halde hiçbir savcı soruşturma açamıyor; Şemdinli Savcısı örneği herkese ders olmuştur Hatta Yargıtay ın daire başkanları oybirliğiyle laikliğin yeniden tanımlanmasını Meclis Başkanı gibi istediği için başkanlarını eleştiriyorlar. TSK nın biraz daha şeffaf olmasını, YAŞ kararlarının yargıya açılmasını isteyene Ordu yu yıprattığı gerekçesiyle soruşturma açılıyor.

Laiklik yanında irticanın tanımının yapılmasını, AB ülkelerinde olduğu gibi TSK nın denetime açık hale gelmesini ve Milli Savunma Bakanlığına bağlanmasını istemek gibi hususlar sorumsuz yetkili konumuna gelen şahsiyetleri nedense çok kızdırıyor. Türkiye de hükümet olanların veya sivil toplum kuruluşlarının böyle konulara girmeleri, komutanları öfkelendiriyor. Kurt dumanlı havaları sever de komutanlarımız neden buna göz yumarlar

Devletimizin 80 yıldan beri gündemde olan "irtica", Güney Doğu çatışmaları ile yoksulluk gibi üç temel meselenin çözümlenememesi ve demokratikleşmenin gecikmesi, sorumsuz yetkililerin umurunda değildir. Sanki iki iç tehditle boğuşan devletin bütçe kaynaklarını bunlara ayırması zorunlu oluyor ve üretimi artırıp refah toplumuna ulaşmamız böylece engelleniyor. İç ve dış tehditle kıstırılan ülkemiz bu yüzden gelişmede 95. sıradadır

TSK nın yıpratılmasını elbette istemeyiz, ama TSK mensupları daha çok istememeli

Bu toplumda herkes sorgulanabilir, ama ordu için bu mümkün değil. Orduya gereken para ve asker yanında, ihtiyaç duyulan her şey hemen temin edilir. Millet ordusunu göz bebeği gibi korur ve ona bütün kurumlardan fazla güvenir. Bu güvenin değeri de iyi bilinmeli tabi

Türkiye de paşa paşa konuşanların durumu budur; buna göre herkes tavrını doğru belirlemeli...