Millî Görüş hareketi 1969 yılında milletimizin inanç ve değerleri bağlamında tarihten gelen misyonunu yerine getirebilecek bir Türkiye’nin inşa edilmesi amacıyla uzun süreli bir arayışa cevap olarak ortaya çıkmıştır. Erbakan Hocamızın Millî Görüş’ü tarif ederken “Milli” ifadesinin kökenini dayandırdığı nokta hareketin dayanak noktasının anlaşılması bağlamında önemlidir. Bu manada Erbakan Hocamızın siyasi mücadelesi boyunca Türkiye’deki siyasi mücadeleyi anlatırken kullandığı “Millî Görüş ve diğerleri” şeklindeki ifadeleri Millî Görüş’ün Yeniden Büyük Türkiye mücadelesindeki özgünlüğünün vurgulanması bakımından önemlidir. Bizim inancımıza göre insanın saadete ulaşmasını sağlayacak yol fıtrat üzere bir yaşam sürmektir. Yani insanın saadetinin frekansı fıtrat üzere olmaktır. Bütün insanlığın saadetini tesis etme amacıyla mücadele eden Millî Görüş hareketinin insana, dünyaya, olaylara, sorunlara yaklaşımı da daima fıtrat temelli olmuştur. Bununla birlikte hareketin başlangıcından bugüne geçen 50 yıldan fazla sürede aynı ilkeler doğrultusunda izlediği değişmez istikamet, gidilen menzilin hak olduğunun en önemli referansı olarak ifade edilegelmiştir. Elbette zaman değişir, sorunlar değişir, dünya değişir. Buna bağlı olarak da dünyayı okuma şekli, geliştirilen çözümler, ortaya konulan politikalar, insanlara ulaşmada kullanılan yöntemler, araçlar değişir ancak referansı istikameti olan bir topluluk için temel esaslar, değerler ve fıtrat temelli anlayış daim olmalıdır.
Biz inandığımız değerler ve ideallerimizin insanlığı bugün içerisine sürüklendiği buhrandan kurtaracağına, yeryüzündeki tüm insanlar için özlenen hak ve adalet temelli saadet nizamının kurulmasına vesile olacağına inanıyoruz. Bu noktada en mühim mesele hızla değişen dünya içerisinde var oluş ideallerimizi ve esaslarımızı koruyarak yola devam edebilmemizdir. Zira kendisi olmaktan çıkan, var oluş esas ve ideallerini, özgünlüğünü yitiren topluluklar sıradanlaşır, çözüm üretemez ve insanlığa alternatif bir nizam sunamaz. Yıllarca teşkilat eğitimlerimizde büyüklerimizin ifrat ve tefritten uzak durma konusundaki uyarılar yapmasının nedeni de kanaatimce budur. Millî Görüş hareketi ne radikalleşerek, bir cemaat psikolojisi ile hareket ederek bir yere varabilir ne de temel esas ve değerlerinden siyaseten de olsa taviz vererek bir yere varabilir. 50 yılı aşkın bir süredir verilen mücadele sürecinde dışarıdan Millî Görüş hareketini ifrat ve tefrite yönlendirmeye yönelik birtakım projeler, müdahaleler olmuştur. Ancak davamızın öncü kadrosu bu müdahaleleri boşa çıkararak özün korunması konusunda çok büyük hassasiyet göstermiştir.
Bugün dünyanın bütün insanlığı etkileyecek değişimlere sürüklendiği bir dönem yaşıyoruz. 20 yıldır aynı iktidar elinde her geçen gün daha büyük problemlerle karşı karşıya kalan Türkiye’de de siyasetin yeniden dizaynı bakımından önemli gelişmeler yaşanmaktadır ve daha büyük değişimlerin yaşanması öngörülmektedir. Bu süreçte kişisel heva ve hevesleri uğruna kurdukları yapılarla Millî Görüşçü olduklarını iddia edenlerin de varlığı göz önüne alınırsa değişim konusunda hedef alınacak en önemli toplumsal hareketin Millî Görüş hareketi olacağını öngörmek zor olmayacaktır. Bu noktada Millî Görüş hareketinin oy oranının da bir önemi yoktur. Zira özgün duruşunu, var oluş esaslarını koruyan bir Millî Görüş hareketi küresel sömürü sisteminin müstekbirleri için her daim en büyük tehdit olacaktır. Bu nedenle tüm teşkilat mensuplarımız için temel mesele özü koruyarak yola devam edilmesini sağlama konusunda bilinci zinde tutmaktır. Elbette bunu yaparken yöntemleri, iletişim yollarını, politikaları, çözümleri zamana uygun olarak belirlemenin mücadelenin başarıya ulaşması için gereklilik olduğu unutulmamalıdır.