Türkiye'de 1980 sonrası ekonomi yönetimi açısından tekrar eden bir süreç yaşanmıştır. Önce ülke liyakatsiz ve dışa bağımlı anlayış sonucu enflasyon döngüsüne sokulur, sonra acı reçete uygulanarak oluşan ekonomik sıkıntının faturası vatandaşa ödetilir. Talebin kısılması ve vatandaşın alım gücünün sürekli olarak düşürülmesi pahasına enflasyon düşürülür. Böyle durumlarda vatandaşta oluşan olumsuz intibanın ortadan kaldırılması için de hep aynı masal anlatılır: Makro göstergelerde yaşanan iyileşmeler çok yakında vatandaşın cebine de yansıyacaktır. Tabii bu süreçte ekonomik küresel güçlerin istediği şekilde yönetildiği için uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları ülkenin ekonomi notunu pozitif yöne çevirir. Bu da ekonomi yönetiminin elindeki en büyük olumlu kanıt olarak kamuoyuna sunulur. Aslında ülke ekonomisinin küresel güçlerin istediği şekilde dizayn edildiği ve sömürüye hazır hale getirildiği bu sürecin sonunda sıkı para politikaları terk edilerek para muslukları açılır. Ve devletin, özel sektörün ve bireylerin yüksek düzeyde borçlandığı bir dönem başlar.
Bugün yazıya bu 45 yıllık masalla başlama nedenimiz; içinde bulunduğumuz süreçte aynı masalı dinlemeye ve aynı hikâyeyi yaşamaya devam ediyor olmamızdır. Mehmet Şimşek yönetimi ekonominin başına geçtiğinden beri sürekli olarak vatandaşa ek yükler çıkarılarak ve geniş halk kesimlerinin geliri sürekli düşürülerek enflasyon frenlenmeye çalışıldı. Halkın alım gücü sürekli düştüğü için talep törpülendi ve enflasyon düşürüldü. Küresel sistemde uluslararası borç alabilme imkânına etki eden kredi değerlendirme kuruluşları ülkenin kredi notunu sürekli olarak artırdı. Gelinen noktada ekonomi yönetimi kâğıt üzerinde yaşanan bu iyileştirmeleri referans olarak göstererek uygulanan ekonomi politikasının başarılı olduğunu ifade etmeye başladı. Tabii hikâyenin son parçası da tamamlandı ve uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings Türkiye'nin ekonomi notunu pozitife çevirdi. Bu gelişme büyük bir başarı olarak lanse edildi ve ekonomi yönetimi makro ekonomik göstergelerde yaşanan olumlu gelişmelerin kısa süre sonra halka yansımaya başlayacağını ifade etti. Oysa iktisadi olarak kesin olan bir şey var ki; halka yansımayan hiçbir iyileştirme gerçekte var olmamıştır. Kâğıt üzerinde makroekonomik göstergelerin iyileştirilmesi aslında ekonomik olarak hükümsüzdür. Çünkü makro ekonomik göstergelerin her biri bir enstrüman niteliğindedir. Bu enstrümanlar kullanılarak yapılması gereken şey halkın refahının artırılmasıdır. Halkın refahı artmıyorsa aslında ekonomik olarak herhangi bir iyileştirmenin yapılmış olması söz konusu değildir. Günümüzde de halkın refahı ve alım gücü sürekli düşerken, asgari ücretli, emekli açlığa, memurlar yoksulluğa mahkûm edilmişken ekonomide iyileştirmeler sağlandığı iddiasının hiçbir hükmü yoktur.
Sözü çok fazla uzatmaya gerek yok. Ülkede her şey 45 yıllık masala uygun bir şekilde devam ediyor. Mehmet Şimşek yönetimi görev başına geldiğinde yazdığımız yıldızda belirttiğimiz gibi halk her geçen gün fakirleştirilirken, ülke her geçen gün daha fazla borçlandırılırken kâğıt üzerinde yapılan iyileştirmeler millete ekonomik gelişme olarak sunulmaya devam ediliyor. İşin garibi ise 45 yıldır aynı senaryo ile uyutulan toplum yine aynı senaryoyu dinlemeye, bununla tatmin edilmeye devam ediyor. 2011 seçimlerinin öncesinden beri ekonominin kötüye gitmesinin etkilerini açık bir şekilde yaşamaya başlayan toplum tek başına iktidarın sözde istikrarını koruma refleksi ile kötü yönetime destek vermeye devam ediyor. O günden bugüne vatandaşın durumunda değişen tek şey var. “Aman ekonomi sallanıyor, benim de borcum var, tek başına iktidarın istikrarı biterse borcumu ödeyemez hale gelirim” diyerek kerhen kötü yönetime destek vermeye devam eden vatandaşın o gün 1 olan borcu bugün 5 olmuş durumda. O gün 500 milyar TL olan brüt kamu borcu toplamı ise bugün 13 trilyon 656 milyar liraya ulaşmış durumda. Masal dinlemeye devam edersek bu gidişat pek hayra alamet değil yani…