Her gün dünyanın türlü türlü yüzüyle karşılaşıyoruz.

Karşılaştığımız her yeni yüz, bize kendini anlatma, hakikat olarak kabul

ettirme ve bize sahip olma gayretinde oluyor. Kimisi bunu elindeki imkânları

vasıtasıyla kolaylıkla yaparken kimi de hakikate benzeyen, hakikat gibi görünen

maskeleri ile yapıyor. Hele günümüz dünyasında sınırlar flulaşmış, farklılıklar

tek düzleme indirgenmişken biz bunların arasından yolumuzu, hakikatin yüzünü

nasıl bulacağız İşte tam da burada hakikati, sahtesinden nasıl tefrik edeceğimiz

meselesi gelip önümüzde duruyor. Oysa ölçüsü İslam olan birinin bunun

üstesinden kolaylıkla gelmesi gerekmez mi Elbette gerekir. Lakin çeşitli

güçler ve ideolojilerce, İslam ın dünya görüşüne karşı bir takım meydan

okumaları aynı zamanda biçim bozma girişimleri ve anlam alanını tahrip etme

çalışmaları yoğun bir şekilde yürütülmektedir. Bu yürütülen çalışmalar dünyanın

yönünü, insanın yönelimlerini değiştirirken, İslam kimliğini de hasarlı hale

getirip; en azından öyle göstererek, Müslümanların direncini ve bilincini

kırmakta hatta büyük bir özgüven kaybına sebebiyet vermektedir.

Bugün İslam dünyası yaşanılan bu taarruzlar karşısında

sadece yanlış bir İslam algısı olduğunu söylemek; Gerçek İslam ın bu

olmadığını anlatmaya çalışmak, içerisinde bulunulan durumun en acı

göstergesidir. Yapılan çalışmalar sadece aidiyet grubunun sınırlarını

genişletmek ve o aidiyet alanına yönelik bir takım güvenceler alarak, kurulan

oyunda biçilen rolü kabul etmekten ibaret oluyor. Ya da bu taarruzlara

verilmeye çalışılan cevaplar, cendereyi biraz daha daraltmaktan başka bir işe

yaramayan özensiz, itidalsiz, duygusal minik tepkimelerden başka bir şey

olmuyor. Entelektüel çabalar ise, sadece iç mızmızlanmalardan öteye gitmiyor.

Olmadığı bir şeye heves etmekten, hırs ve hayal kırıklığından başka bir şey

vermiyor muhatabına. Ahlaki bir zırha, berrak bir zihin ve şuurlu bir bünyeye

sahip olmak için ödenmesi gereken bedele razı olmayan bir çabalamanın

neticesinde elde edilen yekûn, kısa vadede akçeye tahvil edilmek isteniyor.

Yolun çilesine değil de yolun kıyısında bir yer edinme tuluatına dönüyor.

Hasbi niyetlerle çıkılan yollar kısa sürede tezgâha dönüşüyor.  Onun için yönünü ve yönelimini yitirmiş bir

dünyada acı, ıstırap ve kaos at başı gidiyor. İnsan hayatının anlamını kazandırma

gücünde hayatiyet sahibi bir din olarak İslam ın,  modern dünyaya meydan okuması ve onu yeniden

yörüngesine oturtma kabiliyeti izansızlık yüzünden bir türlü ortaya

çıkamıyor.Müslümanın modern dünyaya İslami bir cevap verebilmesi için,

öncelikle İslam ın en sahih yönüne dayanarak; onu harici, çarpık yorumlara ve

etkilere karşı koruması, bu uğurda ciddi bir mücadele vermesi gerekir. Burada

ilk başta sen, ben, o, bu gibi hizipçi çekişmeler tuzağına düşmemek gerekir. Ki

bugün dünyada başımıza gelen her şey daha küçük parçalara bölünmemizden ileri

gelmiyor mu Zira rahmete vesile olacak ihtilaf, bu olmasa gerek. Çünkü

yaşanılan ihtilaflar, İslam toplumunun modern dünyayla karşılaşmasında, onun

manevi ve fikri enerjisini zayıflatıyor. Zihinler karışık, ölçütler bulanık.

Maalesef! Bu da derlenip toparlanmaya bir bilinç oluşturmaya engel oluyor. Bu

engelleri kaldıracak anlam arayışı, bizatihi yaşama nedenine doğru yol almakla

mümkün olacak, çünkü anlamlandırma yetisini kaybeden, kendini yok eder. Bu durumdan

çıkmak için işe yeniden güçlü bir bilinç oluşturmakla başlanabilir. Ve

kapsayıcı bir dil oluşturularak; dışlayıcı, ötekileştirici söylem, eylemlerden

uzaklaşarak yeni bir iklime geçilebilir. Tüketen, yorumlayan bir gevezelikten,

sancı ve sızı ile bedelini ödeyerek üreten, aktif ve etken, dönüştüren özgür

bir zihni sürece inkılâb ederek; yeniden izzetli, adil bir dünyanın kapılarını

açabiliriz. Unutmamalı ki, bağımsızlığını yitirmiş bir zihin; özgün, özgür

çerçeveler üretmez. Hoşça bakın zatınıza

TAŞ GEMİ

Mamur benim harap benim

Ayaklarda turap benim

Kadehlerde şarap benim

Ben kendimi bilmez miyim

(Aşık Daimi, Kainatta Bir Zerreyim)

Not: Bu hafta müziğimiz Eser Gedik ten Dere Kenarında

Taş Ben Olaydım diyor.  Çetin den

dinledik biz, siz farklı alternatiflere de bakabilirsiniz. Türkü; Giresun

Şebinkarahisar dan Anadolu nun kadim geleneğinden, ince bir sızıya dönüşen

yüreğin hallerinden söz ediyor. Dere kenarındaki taşın bahtiyarlığından,  derelerin kenarında salınan sevdiğinin

hatırasından ve gizli bir yürek yangınına katıp bizi götürüyor. 

Bize Kadar

1- Milan Kundera, güncelin karanlığını işaret ediyor ve

Şimdiki zamanı kat ederken gözlerimiz bağlıdır diyor.

2- Şeyh Sadi Hazretleri, Cömert kimse, meyve veren bir

ağaç gibidir. Cömert olmayan insan da dağdaki odun gibidir der.

3- Mustafa Kurdaş, Anayasa ile ilgili ne güzel demiş,

Anayasaları ayakta tutan, yaşatan içlerindeki sıralanmış maddeler değil,

dışlarındaki hayattır.

4- Şule Gürbüz, İnsan zaten dertli değildir, derdin

kendisidir der.

5- Bazen, Calvino nun hissettiği gibi hissediyorum;

Gökyüzü de kayboldu. Pencereden uzaklaşsam iyi olacak   diyorum.

6- Yasin Kaya, Kul ne ile meşgul olursa, Allah çevresini

ve hayatını ona göre düzenler diyor. O zaman, seni işgal eden şeylere dikkat

et. İkazına istinaden meşgalemizi çek ediyoruz.

7- Sert dalgaların sakin limanı Ali Düğdü, İnsan, kalmak

zor iş. Hikâyeyi kirletmeden, emaneti zayi etmeden bize ayrılan bölümü

tamamlayalım diyor.

8- Fatih Soğukpınar, Çoruh un kenarından diyor ki,

Bahar, Çoruh u daha da coşturuyor. Çok canlar aldı, biliyorum. Akıntıya

kapılmamak çok zor, bir başınayım sanki iteleniyorum. Çünkü akıntıya ters

yüzüyorum. Çok yorgunum, boğulur gibi oluyorum fakat tam bu esnada bir şey

hatırlıyorum. İyya kena büdü ve İyya kenastain , Es sabru nısf ul iman

Susuyorum. Çünkü inanıyorum. Elhamdulillah

9- Alt üst olmaya hazır mısın Belki önce Pavel Lungin

in 2006 yapımı The İsland/ Ostrov/ Ada filmini izleriz. Filmden sonra

konuşacak çok şey çıkacak biliyorum. Sonra siz aranızda halleşirsiniz. Benden

tavsiye

Dağarcık

Damarlarımızda kan yerine alev dolaşıyor. Bundandır ki

zihnimizde volkanlar patlıyor. Mutlu olmak için şuurunu kaybetmeyi göze alınca

güneşin bütün doğuşları sanılıyor. Buna direnirken Yaratanın hatırına soluk

alıp veriyoruz. Nerede olursak olalım güneşin doğuşunu göremiyoruz. Sürekli

olmamamız gereken yerde yapmamamız gereken şeyleri yaptığımız hissi bir mengene

gibi sıkıyor ruhumuzu. Gönlümüzde anaforlar, göğsümüzde fırtınalar koparken bir

kaplumbağa dinginliğiyle hareket ediyoruz. Ruhumuzun binlerce yıllık

yalnızlığını uğradığımız limanlardan ayrılınca daha derinden, daha kan

kusturucu bir şekilde hissediyoruz. Sevgili dost Hal böyleyken Aziz suyu

bulandırmadan yudumlamalı öyle değil mi  (Yahya Güney den Tadımlık )

TEKKE

Muhyiddin Şekür, Gökyüzü hiçbir yerde, kalbini Allah a

açan insanın üstünde olduğu kadar berrak değildir der. Mevlana da, sende

İbrahimlik var mı Diye sorar ve Allah yolunda ateşe girmek vardır. Lâkin

ateşe atılmadan önce, kendinde İbrahimlik olup olmadığını araştır! Çünkü ateş

seni değil, İbrahimleri tanır ve yakmaz! der.