İnsanı hataya sürükleyen iki itici faktörden söz edilir. Birincisi iradesi üzerinde kontrol sağlayamaması ikincisi ise olayları muhakeme edememesidir. Yani insan dürtü kontrolünü sağlayamadığında nefsinin emrine girer ve hataya karşı açık hale gelir. Hatadan dönmeye karar veren kişi, öncelikle nefsinin taleplerini süzgeçten geçirip kontrolü sağlamak zorundadır. Oruç kontrolün sağlanması ve nefsin terbiyesi bakımından etkili bir ibadettir. Yılın bir ayında, yiyip içme gibi temel ihtiyaçlarına sınır getirmek zorunda olan insan bu vesile ile nefsinin taleplerini geri çevirmeyi öğrenir.

Uzmanlar orucun, ruhsal ve bedensel dinginliğin yanında ruh sağlığımıza da büyük katkılarının olduğunu özellikle çağımızın hastalığı depresyon, anksiyete, obsesif bozukluklar, dürtü denetim bozukluğu, anti sosyal kişilik bozukluğunun tedavisine katkılarının olduğunu söylüyorlar. Allah’ın koyduğu sınırları koruyan kişi ruhsal olarak kendini daha iyi hissetmektedir. Kendini iyi hisseden insan ruhsal rahatsızlıklara karşı direnç kazanır.

Orucun manevi getirilerinden biri de, kişilerarası ilişkilere zarar getiren, kavga, ihtiras, kıskançlık, dedikodu, yalan gıybet, bencillik gibi olumsuz hasletleri iyileştirmesidir. Ramazan ayının bereketini bütün hücrelerinde soluyan Müslümanlar, nefsi arınma ile kemale ulaşmaya çalışırlar.

İnsanı olgunlaştıran eylemlerin başında başkaları için yapılan iyilikler vardır. Ramazan ayında insanlarımızın şefkat ve merhamet duyguları harekete geçer ve yardım çalışmalarına ağırlık verir. Yardımlaşma çalışmaları insanlarımızın içine düştükleri bencillik hastalığından kurtarır. Bencillikten kurtulan insan ise ruhsal olarak kendini daha iyi hisseder. Fakat Ramazan ayının rahmet ve bereketinden faydalanabilmek için Ramazanı Allah’ın rızasına uygun şekilde yaşamak şarttır. Aksi takdirde tutulan oruçların hayatımıza bir katkısı olmayacaktır.