2013 yılı sadece Mısır’ın değil aynı zamanda Orta Doğu tarihinin de en sancılı yıllarından biri oldu. 3 Temmuz 2013’te Mısır’ın içinden satın alınan ihanet çetelerinin eliyle Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı askeri bir darbe gerçekleştirildi. Tabiî ki İsrail’le birlikte Amerika Birleşik Devletleri de bu hain komplonun tam merkezindeydi. Muhammed Mursi ve İhvan-ı Muslimin hareketi iktidardan silah zoruyla indirildi, bugün Mısır zindanları binlerce mazlum İhvan mensubu ile dolup taşmış durumda. Zindanda çile dolduranlar yalnızca İhvancılar değildi, askeri darbeye karşı çıkan, halkın seçim hakkının gasp edilmesine itiraz eden her görüşten insan Mısır’ın hapishanelerinde ölüme terk edildi. Mısır’ın meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi 2019’da mahkeme salonunda şehit olduğunda Tel Aviv rejimi derin bir nefes daha aldı. Siyonistler, Filistin’in en sadık destekçisi olan hakkaniyetli bir liderin ölümünü keyifle seyrediyorlardı.

2013 yılında Mısır’daki siyasi iktidarı askeri darbe ile gasp eden mevcut Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, her ne kadar üniformasını üzerinden çıkararak ben artık sivilleştim mesajı verse de merhum Muhammed Mursi’nin haksız yere tutuklanmasının ve mahkeme salonunda şehit edilmesinin birinci faili olarak suçlu konumundadır. Sisi, iktidarı ele geçirmek ve yönetimde daha uzun kalabilmek için aleni bir şekilde bir değil binlerce cinayetin emrini vermişti. Birkaç saat içinde bini aşkın darbe karşıtı Mısırlının kurşuna dizildiği Rabia Katliamı bu cinayet silsilesinin en açık ve öne çıkan örneğidir.

Bugün Gazze’de sözde ateşkesin garantör ülkelerinden biri olan Mısır, Gazze topraklarında işlenen katliamlara hiçbir tepki gösterememektedir. Zira mevcut Mısır hükümetinin göbeği doğrudan Washington’a bağlıdır ve Tel Aviv’e karşı dut yemiş bülbül edasında suskun kalmaktadır. Abdulfettah es-Sisi geçtiğimiz günlerde bir toplantıda kendisine yönelik “Filistin’e sahip çıkmama” eleştirilerini şu sözlerle cevaplamıştı: “Kimse benden Mısırlıların hayatları üzerine bahis oynamamı ve Filistinlilere zorla yardım için çatışmaya girmemi beklemesin. Benim hükümetim, vatandaşlarının güvenliğini korumakla yükümlüdür.” 2013 darbesinden bu yana binlerce masumun ölümüne sebep olan Sisi’den Filistin için askeri güç kullanmasını beklemek fazlaca iyimserlik olur. Sisi’nin başında olduğu Mısır hükümeti, birçok güçlü İslam ülkesi gibi caydırıcı bir askeri güce sahip ama maalesef Filistin’i kurtarmak adına tek bir mermi atmaya bile irade gösteremiyor.

Bu eleştiri tabii ki sadece Mısır için değil, küresel emperyalistlere, ırkçı Siyonistlere karşı güçlerini birleştiremeyen, imkânlarını seferber edemeyen tüm İslam ülkelerinin hükümetleri için de geçerli. Bu hükümetler, ne zaman samimi manada birleşebilirlerse, tüm imkânlarını mazlumların kurtuluşu için seferber edebilirlerse Allah’ın yardımı o zaman gelecek, tarihteki şanlı zaferlerimiz bu hakikatin kanıtlarıdır. Tüm olumsuzluklara rağmen, gönül coğrafyamızın kıymetli bir parçası olan Mısır’ı yeniden güçlü ve zalimlerin yüreklerine korku salan bir ülke olarak görebilmek ümidiyle…