Çünkü bu, arınmaya direnmektir. Yeryüzündeki en büyük kötülüklerden bir tanesi de arınmaya direnmektir. Arınmaya direnmek, aslında yüreğini güzelliklere kapatmak demektir. Arınmaya direnmek, baharı solumamak demektir. Ramazan, öyle bir bahardır ki, insan onu gerçekten solumalıdır. Ramazan geldiğinde arınmamak, güneşe perde germek gibi bir şeydir.

Özellikle çağımızda yazılı ve görsel medyaya, içinde yaşadığımız topluma ve dünyamızda yaşanan olaylara baktığımızda, insanlığın gerçekten çok kirlendiğini ve arınmaya çok ihtiyacının olduğunu üzülerek görmekteyiz. Bugün insanlık, bu noktada gerçekten çok kötü bir imtihan veriyor. Onun için Ramazan ayı, dolu olarak geliyor ki; bu, rahmettir, mağfirettir, arınmadır, takvadır. Ama giderken de yine dolu olarak gitmelidir. Ramazan “kavurucu ateş” demektir. Dolayısıyla Ramazan, kötülükleri yakıp götürmelidir ki, insanlık ondan istifade edebilsin.

Bu Ramazan ayını sonuncu Ramazan bilip, lütfen bu fırsatı iyi değerlendirelim. Kendimiz ve çevremiz, aile efradımız ve diğer yakınlarımızla, İslâm’ı, Kur’an-ı Kerîm’i, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizi, dinî ahkâmı ön yargılardan, peşin fikir ve kanaatlardan sıyrılmış olarak, dosdoğru anlamağa çalışalım!

Ramazan ayı boyunca hayatımızdaki tezatları kaldırıp, ruhen ve bedenen, kalben ve ahlâken düzene sokalım! Her şeyimiz İslâm’ca olsun: Görünüşümüz, düşünüşümüz, davranışımız, yaşayışımız, tercihimiz, sevmemiz veya kızmamız, desteklememiz veya engellememiz, iyiliği emretmemiz veya kötülükten sakındırmamız, konuşmamız veya susmamız imanî bir hakikate dayansın, ulvî bir gayeye yönelik olsun. Aktif ve enerjik Müslümanlar olmayı, yarına veya sonraki güne ya da bir dahaki Ramazan ayına bırakmayalım, bu Ramazan ayında hedeflediklerimizi, hayal ettiklerimizi gerçekleştirelim! Dileriz ki, bu Ramazan ayı hayatımızın dönüm noktası olsun!

Muhterem okuyucu!

Ülkemizin, İslâm dünyasının, insanlık âleminin durumu parlak değildir. Kötü günler yaşıyoruz. Nice İslâm ülkesinde, kardeşlerimiz öldürülüyor, yaralanıyor, damları başlarına yıkılıyor. Zulüm, açlık, sefalet, hıyanet, rezalet, yalan dolan tufan gibi dünyayı kaplamış. Bunca fitne ve fesat içinde, rahat yaşamak mümkün değildir. Üzülelim, toparlanalım, kendimizi, ailemizi, çevremizi, emrimizdekileri ıslah etmek için çalışalım; emr-i bil-maruf ve nehy-i anil-münker yapalım, ağlayalım, dua edelim. Bakalım bu Ramazan ayında ağlayabilecek miyiz bir miktar. Kendimize ağlayalım, Türkiye için ağlayalım, İslâm dünyasına ağlayalım, insanlığın haline ağlayalım. Günde en az beş-on dakika Türkiye’deki ve İslâm dünyasındaki Müslüman kardeşlerimizin hal-i perişanına üzülelim, ağlayalım, geliyorsa gözümüzden yaş akıtalım. Çünkü Müslümanlar gerçekten perişan durumdadır. Taş kalplilerin gözlerinden yaş çıkmaz ki...

Âhir zamanda bulunduğumuzu bir an bile hatırımızdan çıkartmayalım. Küçük alâmetlerin hepsi, büyük alâmetlerin bir kısmı zuhur etmiştir. Dünya fitne, fesat, zulüm, savaş yangınları içindedir. İslâm dünyasına karşı bir savaş başlatılmıştır. Korkunç fırtına ve kasırgalar, dehşetli zelzeleler, azgın seller, önüne geleni silip süpüren korkunç deniz dalgaları dünyanın çeşitli yerlerinde büyük felaket ve facialara yol açmaktadır. İstanbul, büyük bir zelzele beklemektedir. Hiçbir tedbir alınmıyor. ALLAH Teâlâ memleketimizi, milletimizi muhafaza buyursun. Amin.

Önümüzdeki karanlık günler için azık hazırlayalım. İçimden bir ses, ileride dindar ve samimî Müslümanlara büyük zulümler yapılacağını söylüyor. ALLAH Teâlâ’ya sığınmak, sadaka vermek, tedbir almak gerek. Belâ ve felâketleri sadaka ile dua ile önlemeye çalışalım. İsyandan itaate, fısk u fücurdan salâha, bid’atten sünnete, cimrilikten cömertliğe, câhillikten ilme, nifaktan ihlasa, şerden hayra hicret edelim. Gaflet içinde aldatıcı keyifler sürmeyelim. Bu dünyayı kendimize yalancı bir cennet haline getirmek yanlışlığına düşmeyelim. Dünya mihnet, çile, imtihan, deneme yeridir.