Ecevit in cenazesi kaldırılırken "bâdem gözlü" olduğu gibi, Orhan Pamuk da Nobel ödülünü kazanınca bu ülkenin en muteber sanatçısı oldu sanki. Bu ülkenin medyası bizi balık hafızalı görüyor sanki. AB İlerleme Raporu nun tartışıldığı bir dönemde, Orhan Pamuk a verilen ödülü de konuşmalı. Çünkü Batı karşısındaki komplekslerimizden birini bütün yönleriyle ortaya koymaktadır.

577 milletvekilli Fransa Meclisi nde 125 vekilin katılımıyla Türkiye de Ermeni soykırımı olmadı diyenlere hapis ve para cezası kararının alındığı gün, Nobel ödülünün Türkiye de Ermeni soykırımı olduğunu söyleyen Orhan Pamuk a verildiğinin açıklanması hiç de tesadüfe benzemiyor. Bu çifte kararla, Batı Avrupa Türkiye yi iki kere cezalandırmış oldu. Bu iki kararın birbiriyle alâkası olmadığını söyleyerek, Fransa yı eleştirirken Nobel ödülüne sevinenler gerçekten şaşkınlık uyandırdı.

İsveç Nobel komitesinin 20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren vermeye başladığı bu ödül, aslında Batı Avrupa nın dünya görüşü ve benimsediği değerler doğrultusunda hizmetlerle eserleri değerlendirir. Siyaset / barış, edebiyat ve bilim dallarında Nobel komitesinin seçtiği insanlara verilen bu ödülün en önemli ve tek kriter olmadığı ortada. O yüzden de bu ödüllerin bir kısmı zâti değerleri ile kazanılır, bazıları da açıkça politik tavır ve çıkışlarıyla Batı Avrupa ya hizmet edenleri ön plana getirir. 1960 dan sonra Nobel ödülü Sovyet ve Nato blokları arasındaki "soğuk savaş"ta kullanılmış, 80 sonrasında da kendi ülkeleri ile Batı Avrupa çatışmasında Batı dan yana tavır alanlara verilmiştir.

Nobel in politik anlamı

Aleksandr Soljenitsın a "soğuk savaş" döneminde Sovyet sistemine karşı olduğu için, Necip Mahfuz a da ülkesindeki sahte kahramanları eleştirdiği ve Mısır-İsrail barışını desteklediği için ödül verildi. O yüzden ilki Rusya dan sınır dışı edildi, ikincisi suikasta uğradı ve ikisi de ödülden sonra eser veremediler. Bu yazarların Nobel ödülü almak için yazmadıkları, samimi görüşleri ve düşünceleri böyle olduğu biliniyor. Ayrıca, Necip Mahfuz bu ödülün "yalan" olduğu yönünde görüş açıkladıktan sonra verilen para ödülünün yarısını Filistinli çocukların eğitimine harcanmasını istedi.

1990 yılından sonra Sovyet bloku dağıldığı, kırmızının yerini yeşil aldığı ve doğusuyla batısıyla Hırıstiyan Batı medeniyeti İslâma karşı işbirliğine karar verdiği için, Nobel ödülü de Nato nun bu politikasından etkilendi. 11 Eylül sonrası politikaları da yeni bir etken olmuştur tabii. İslâm düşmanlığı ile tanınan V. Naipulu nun ödülü kazanmasında bu etken çok önemliydi. Harold Pinter a Nobel ödülünün verilmesinde muhalif politik tavrının etkili olduğu da hep söylendi. Bu kadar unsurun Nobel komitesini etkilediği bir ortamda, Orhan Pamuk a verilen ödülün hiçbir politik anlamı olmadığını söylemenin nasıl bir safdillik olduğu sanırım ortaya çıkıyor. 11 Eylül sonrası "Terörist İslâm" imajının oluşturulmasına katkıda bulunmak için yazıldığı açık olan Kar romanı ile Ermeni soykırım iddiaları karşısında Orhan Pamuk un tavrını kimse önemsemedi mi acaba

Şimdi onun edebi değerini savunan ve Nobel ödülünü hakkıyla kazandığını söyleyen köşe kadılarına sormak gerekir: Siz bu -kara gözlere hayran- tavrı ve edebi eleştiri iddialı görüşleri kimin aşkına sergiliyorsunuz Türkiye nin dünyada kötü de olsa tanınması ve AB ye dedelerimizin soykırım yapmış katiller olduğunu kabul ederek girmemiz çok mu önemli Orhan Pamuk un kötü reklâmından başka kendimizi AB ye anlatma imkânı kalmadı mı Kılavuzu karga olanın burnuna koku gelmez mi Orhan Pamuk un "reklâmın kötüsü olmaz" ilkesini benimsemek şeref ve haysiyet sahibi bir insana ve millete yakışır mı AB ye girmek hevesi bizi bu kadar mı onursuz bir toplum haline getirdi

Hayatın ve sanatın anlamı

Nobel ödülünü alınca Orhan Pamuk sanki dokunulmazlık zırhına bürünmüş gibi davranan, her şeyi batılı ülkeler tarafından önemsenmeye bağlayan sözde edebiyatseverlere söylenecek şey şu:

Orhan Pamuk un eserlerinde görülen ve konuşmalarında sürekli altını çizdiği hususu bir de biz ifade edelim: Ona göre, klasik ve geleneksel değerlere bağlı şahsiyetlerin benimsediği şekilde, bugün artık hayatın ve sanatın anlamı yoktur; olsa olsa bir yapı söz konusudur. Bu da öyle fazla önem verilecek bir şey değildir; sanatçılar bunu eğlenceli bir tarzda ortaya koyarlar. Sanatın yapacağı budur. Öyle herkesin peşinde koşacağı estetik, dinî ve felsefî bir hakikat yoktur; her şey bir illizyondan ibaret.

Orhan Pamuk un Yeni Hayat romanının yayınlanışından sonra bütün dünyaya ifade ettiği görüşler bunlar. Bu görüşlerin özü, bir yazarın samimiyeti olan inandığı değerleri inkâr demektir. Esasen Orhan Pamuk u savunanların onun ne dediğini değil, hangi ödülleri kazanarak ünlü olduğunu önemsedikleri ortada. Ben bunu yıllarca önce, kendisiyle görüştüğümde fark ettiğim için biliyorum...

Aslında Orhan Pamuk için önemli olan bir hakikatin keşfi değil, öyle yapar gibi olmaktır. Postmodern tavrı da böyle anlıyor. Böylece eserlerindeki boşluğu gizlemeye çalışıyor. Başarıyor da

Yalnız başaramadığı şey samimiyettir. Ne kadar yerli ve yabancı dost-ahbap bulsa, ne kadar ödül-armağan kazansa bunu saklayamaz: Anlamsızlığı anlatırken ilâhi bir ilham alır gibi davranmak belki başkalarını kandırır, ama işin uzmanlarını kandıramaz. Samimiyet öyle kolay ele geçmez. Bu da orijinal eserlere özgü sanat dili, özgün yapı, dil ve kompozisyonla bütünleşen mesajla ortaya konur. Orhan Pamuk un eserlerinde bunlar olmadığı için değerli ve kalıcı olduğu söylenemez. Hiçbir büyük ödül de eserlerinde olmayan değeri Orhan Pamuk a kazandıramaz. Böyle bir şey olamaz.

Evet, Orhan Pamuk un yedi romanından sadece Sessiz Ev hakkında intihal iddiası ortaya konmadı. Cevdet Bey ve Oğulları nın Thomas Mann ın Buddenbrock Ailesi romanından uyarlama ve Kara Kitap ın da pek çok kitaptan toparlama olduğu söylendi. Beyaz Kale nin Fuat Carım ın yıllarca önce yayınladığı bir kitaptan kopyalanıp Umberto Eco üslubuyla sunulduğu kanıtlandı. Yeni Hayat ta Ian Dallas ın Gariplerin Kitabı adıyla dilimize çevrilen kitabının yapısı kullanılarak anlamının yok edildiği görüldü. Benim Adım Kırmızı nın da Umberto Eco nun Gülün Adı romanından uyarlandığı defalarca ifade edildi. Kar romanının kişileri ve olay örgüsüyle Dostoyevski nin Ecinniler romanından kopyalandığı - hem de Cumhuriyet Kitap ilavesi tarafından kişiler ve olay örgüsü karşılaştırılarak- ortaya kondu. Bu arada Müslüman terörist anlatarak 11 Eylül sonrası ABD ye hak vermesi de cabası...

Orhan Pamuk un bu iddialara karşı hiçbir cevabı veya müdafaası olmadığı biliniyor.

Peki, Orhan Pamuk un kötü reklâmı da dâhil, her şeyini savunmaya çalışanların bu iddialara verebilecek cevaplar var mı