Rivayet olunur ki, Hindistanlı bir derviş, Nişaburlu bir

tüccarla yol arkadaşlığı yapmaktadır. Dervişin ayakkabısı yoktur. Ayağını

taşlara, çakıl ve dikenlere çarpa çarpa yola devam etmektedir. Tüccar merhamete

gelir, dervişe bir ayakkabı verir. Bu duruma Hintli derviş o kadar çok sevinir

ki, tüccara hayır duada bulunur. Fakat çok geçmeden, tüccar yaptığı bu iyiliği

sürekli dillendirmeye ve başa kakmaya başlar. Yaptığı iyiliğe karşılık olarak

onun özgürlüğünü elinden alır ve tahakküm kurmaya çalışır. Bu durum çekilmez

hale gelince derviş ayakkabıları geri verir ve Ben otuz yıldır yalın ayak

yürüyorum. Şimdi bir ayakkabı için onurumu ayaklar altına alıp senin minnetini

çekemem der.

Dinimiz yapılan iyiliklerin dillendirilmemesini tavsiye

eder. Fakat bu konuda hassasiyet gösteren insanların sayıları parmakla

gösterilecek kadar azdır. Çünkü mülkü gerçek sahibine hasretmeyen kimseler,

karşılık göremediklerinde, verdiklerini, yaptıklarını ve yapacaklarını hemen

başa kakarlar. Bu kimseler yaptıkları küçük iyiliklere karşılık büyük övgüler

bekler ve buna çok fazla ihtiyaçlarının olduğunu bilirler. Aslında yaptıkları

sadece sevgi dilenciliğidir.  Yoksuldan

gelecek takdir ve övgülerden güç alır ve fazlasıyla beslenirler. Çünkü

kendilerini değersiz ve yetersiz hissetmektedirler. Edindikleri mülk ile bu

eksikliği gidermenin yollarını ararlar.

Bu kişileri övgüleri ile göklere çıkarıp kibirlerini

artıranlar olabileceği gibi, yoksun ve mazbut hayatlarına leke getirmeyip

reddedenler de vardır. Onlar onurlu kimselerdir, kimseye boyun eğmez, yalakalık

yapmaz vaat edilen şey ne olursa olsun onurlarını satmazlar. Onlar hayatta

birçok şeyin karşılığının olabileceğini fakat insan onurunun maddi bir

değerinin olmadığını bilirler. 

Büyüklerimiz, sevgi dilenciliği yapan kişilerden

menfaatlenmenin, onların tahakkümünü kabul etmek anlamına geldiğini ifade

ederler. Çevremizde bu özellikleri taşıyan kişilerle sık sık karşılaşmaktayız.

Onlar küçük bir menfaat elde edebilmek için yapmadık yalakalık, etmedik iltifat

bırakmazlar. Oysa menfaatlerine karşılık olarak esarete razı olmuş ve bu

insanların kölesi haline gelmişlerdir. Artık özgür değillerdir ve onurlarını üç

kuruşa satmışlardır. Diğerleri ise bu kimselerin yoksunluğunu kullanarak

beslenmeye devam ederler. Her iki taraf ta acınacak durumdadır fakat farkında

değillerdir.