Anne bebeğin Down sendromlu olduğunu öğrenince hastanede bırakmak ya da bir cami avlusuna terk etmek istedi. Fakat baba farklı düşünüyordu, güçlükle anneyi ikna etti ve bebekle birlikte eve geldiler. Anne tahmin ettiği gibi ağır bir sorumluluğu üstlenmişti. Merve nin tedavisi eğitimleri bitmiyordu. Fakat yaşadığı zorluklardan ziyade komşulara açıklama yapmakta güçlük çekiyor, çoğu zaman kapıyı açmıyordu. Ya da Merveyi saklıyor gelen misafirlere göstermiyordu. Fakat koskoca çocuktu Merve, bir kumaş parçası değildi ki, katlayıp kaldırıversin. Ama annenin çocuğuna karşı tavırları bundan pek farklı değildi.

Merve büyüyordu, anne çocuğun eğitimi ile ilgilenirken yeni arkadaşlar ediniyor, çocuğun bakımı ile ilgili bilgilere ulaşıyor ve kendini geliştirmeye çalışıyordu. Fakat el alem ne der endişesini bir türlü aşamamıştı. Merve on dört yaşına gelmiş, artık okuma yazmayı sökmüş bireysel bakımını yapmaya başlamıştı. Fakat anne eve misafir geldiğinde yine onu odasına gönderiyor ve insanlardan gizli tutmaya çalışıyordu.

Merve annenin bu tavrına bir anlam veremiyordu. Her seferinde hata yaptığını ve cezalandırıldığını düşünüyordu. Acaba ne yaptım, annemi neden kızdırdım diye düşünüyor bir cevap bulamıyordu. Bazen kendini tutamıyor ve kapıyı açıp misafirlerin arasına dalıyordu. Böyle durumlarda anne öfkesini yutuyor onu tekrar odasına götürüp, ikna ediyordu. Fakat misafirler gittiğinde Merveyi cezalandırıyor ve sonra da oturup kime ne yaptım da böyle bir çocuğa sahip oldum diyor ve ağlıyordu.

Merve nin ismini babası koymuştu, baba ona diğer çocuklarından daha özel davranıyordu. Fakat anne adını dahi gizliyor ve on dört yaşında bir kız çocuğunu eski bir eşya gibi odanın bir köşesinde saklıyordu. Adını soranlara söylemiyor boş verin, ben onu yok sayıyorum diyordu. Annenin onunla yıldızları hiç barışmamıştı. Her seferinde beddua ediyor ve Merveyi odasına kapatıp şiddet uyguluyordu.

Bu durum komşuların gözünden kaçmamıştı. Bir gün kapısını çaldılar ve onunla konuşmak istediklerini söylediler. Hoş beş ettikten sonra aralarından biri konuyu açtı: Hepimiz Cenneti kazanmak ve orada mutlu bir hayat yaşamak isteriz öyle değil mi Fakat kimin nereden ne kazanacağını bilemeyiz. Kimin Cennetinin ne olacağını da bilemeyiz. Ben huysuz kayınvalideme sabreder kazanırım, bir başkası yaşadığı bir hastalığa sabırla karşılık verir kazanır, öteki hasta çocuğunun bakımını üstlenir kazanır Malını mülkünü Allah için harcayıp kazananlar da vardır. Senin Cennetin de bu çocuk olabilir. Allah seni seçti, bu masum kızı sana bahşetti. Eğer sen de onu şefkatinle besleyip, annelik yaparsan Rabbimiz bu emeğinin karşılığını mutlaka verecektir. Aksi takdirde bu imtihanı kaybedebilirsin

Akşamüstü komşular evlerine gitmek üzere ayrıldılar. Anne odasına geçmiş düşünüyordu. Zihni allak bullak olmuştu. İki damla yaş süzüldü yanağına. Sonra olduğu yerden güçlükle kalktı, kızına sarıldı ve hıçkıra hıçkıra ağladı. Merve ise ilk defa sevildiğini hissetmiş ve annenin göğsüne sımsıkı yapışmıştı. Kimbilir belki bu olay belki de anne kızın bundan sonraki yaşamlarını tamamen değiştirecekti!