BİR yardım kuruluşunda tanıştığım genç, “Diplomalı katilleri zihnimde bir yere koyamıyorum, okul bize ne veriyor ya da ne vermiyor?” diyor ve bu soruya bir cevap arıyordu. Genç eğitimli, kariyer sahibi kişilerin koşulsuz erdemli olabileceğine inanmıştı fakat karşılaştığı olaylar onun zihnini bulandırıyor ve çelişkiye sürüklüyordu. Gencin tasavvuruna göre kötülük eğitimsiz insanların eseriydi, okumuş insan sorumluluğunun bilincinde olur ve toplumun huzurunu bozacak eylemlere yönelmezdi. Fakat diplomalı katil ve sapıkların ekranlara yansıyan görüntüleri ile karşılaşınca çelişkiye düşüyor ve okulların kişiye ne verip ne veremediğini sorguluyordu. Gencin aklının ve vicdanının kabul edemediği bir şey vardı ama bunu neye dayandıracağını kestiremiyordu…

İslam medeniyetinde eğitim kurumları bireye sadece meslek edindirmiyordu bunun yanında erdemli bir şahsiyetin inşası için etkin bir güç oluyor ve toplumun sükûnetine katkı sağlıyordu. Medeniyetimizde huzurlu bir toplumun ancak bilgili, bilinçli ve erdemli şahsiyetlerle mümkün olabileceği öngörülüyor ve bu alana özel bir değer atfediliyordu. İslam medeniyetinde insan ve varlık âlemi özlerinden ayrıştırılmaz, bir bütün olarak görülür ve ilmin hikmete dönüştürülmesi esas alınırdı ki, bu anlayışla şekillenmiş bir eğitim sisteminin yetiştirdiği bireyler toplumun itibar ettiği erdemli şahsiyetler olarak bilinirdi.

Müslümanların eğitim anlayışının merkezinde hakkaniyet vardı ve hak bilinci ile büyüyen fertler olayları ben odaklı bir bakış açısı ile değerlendirmez ve hak ihlaline karşı hassasiyet gösterirlerdi. Fakat ne yazık ki endüstri ve sanayi devrimi ile birlikte güçlenen ve bütün dünyayı istila eden kapitalist sistem sömürgeleştirdiği toplumların siyasi, ekonomik ve kültürel yapılarını dönüştürerek mizacına uygun fertler yetiştirmeye hedefledi. Hâkim ideoloji iç ve dış çatışmalara sürükleyerek güçsüz bıraktığı Müslüman toplumların eğitim sistemine kendi renklerini vererek hayata sadece maddiyat ekseninden bakan ve yoğun kimlik karmaşası yaşayan nesillerin yetişmesine sebep oldu.

Kapitalist dünya düzeni sömürgeleştirdiği toplumları kontrol altında tutabilmek için onların bütün yerel zenginliklerini ortadan kaldırdı ve bireyleri bir tüketim nesnesi haline getirdi. Müslümanlar siyasi, ekonomik ve kültürel alanda güçlerini kaybettiler ve bu zümrelerin kölesi haline geldiler.

Hâkim sistem bireylere sürekli şekilde aç kalma korkusu pompaladı ve bu çarpık düşünce iş hayatımızı, aile yaşantımızı ve eğitim sistemimizi doğrudan etkiledi. Eğitim sistemimiz bilgiyi hikmete dönüştürmek yerine sadece meslek edindirmeyi hedefledi ve çocuklar bir rekabetin içine sürüklendiler.

Kapitalist sistemin güdümünde şekillenen eğitim sistemi, insanın ahlâki yanını yok sayıp sadece mesleki alanda elde edeceği kazanımlara odaklandı. Modern zihniyetin çatısını oluşturan bireyselleşme ve sekülerleşmenin temeli ise ne yazık ki okullarda atıldı ve bireylere sürekli şekilde işsiz kalma korkusu empoze edildi. Bu durumdan etkilenen ebeveynler ve eğitimciler çocukların insani yanını dikkate almayıp sadece başarılarına yöneldiler ve farkında olmadan onların sekülerleşmelerine katkı sağladılar. Mevcut sistemin değirmeninde öğütülen gençler ise yüksek tahsil edindiler, mevkii sahibi oldular ve hedeflerine ulaştılar ancak kendilerini insan kılacak erdem ve faziletlerden uzak kaldılar ve materyalist sistemin bir ferdi haline geldiler.