Herhangi bir makine düşünelim. Makinenin düğmesine basınca makine çalışıyor. Veya makinenin düğmesini çevirince makine çalışmaya başlıyor. Düğmesine bastık ya da çevirdik sonuçta makine aynı şekilde çalışıyor. Makinenin düğmesine basan parmak kimin parmağı olursa olsun makinenin çalışma sistemi değişmiyor. Çünkü  makinede  belli bir sistem var ve o sisteme göre çalışıyor. Düğmeye basan parmak kime ait olursa olsun sistem değişmiyor. Makineye basan parmağın sahibini ne kadar değiştirirsek değiştirelim gelen kişinin parmağı aynı düğmeye basacak ve makine aynı sistemle çalışmaya devam edecek. Makineden normal şartlarda alınan verimi değiştirmek istiyorsak makineye basan parmağın sahibini değil makinenin sistemini değiştirmemiz gerek. 

Devlet  bir makinedir. Devlet kurumunda çalışanlar da makinenin düğmesine basan insanlardır. Devlet memurları (öğretmen, polis, asker, hâkim, memur vb) devletin sistemini çalışır hale getiren görevlilerdir. Makinenin başına kim geçerse geçsin makinenin çalışma sistemi değişmez. Düğmeye kim basarsa bassın makine aynı şekilde çalışır. Başındaki kişi ne kadar değiştirilirse değiştirilsin aynı düğmeden çalışan makine aynı sistemle çalışmaya devam eder. Makinenin başına Ali’yi getirsek de aynı düğmeye basacak Veli’yi getirsek de aynı düğmeye basacak ve makine aynı şekilde çalışacak. Oysa bizim sorunumuz makineyi çalıştıranla değil makinedeki sistemledir. O halde sistemi değiştirmemiz lazım. Makinedeki sistemi bütün sorunları giderecek şekilde değiştirmek şart.

Darbe girişiminden sonra devletin içindeki darbecileri yani terör örgütü mensuplarını temizlemek için haklı olarak Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildi. OHAL kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) darbe girişiminde bulunanlarla terör örgütü mensupları devletten temizleniyor. Aynı zamanda bazı askeri kurumlar kapatıldı. OHAL kapsamında çıkartılan KHK’lerle en fazla öğretmen ve polislerin işine son verildi. Yargı ve ordudan da atılanların sayısı azımsanamayacak çoğunluktadır. Bütün devlet dairelerinden memur (amir, müdür vb) atımları yapıldı. Buraya kadar olanlar olması gerekenlerdi. Çünkü ülkemizde, seçilmiş cumhurbaşkanı ve seçilmiş hükümete karşı barbarca bir darbe girişiminde bulunuldu. Elbette OHAL ilan edilmeli ve devletten ihraçlar olmalıydı. Peki, devletten bu kadar ihraçlar sorunları çözmeye yeterli midir. Görevine son verilen öğretmen, polis ve memurların yeri tekrar nasıl dolduruluyor ya da doldurulacak. Asıl mesele budur.

Devlet bir makinedir dedik ya. Darbeci öğretmen Ali’yi öğretmenlikten ihraç ettik yerine Veli’yi aldık. Veli’nin darbeci (terör örgütü mensubu) olmadığı ve olmayacağına dair elimizde kanıt var mı, bu kanıtın olması mümkün müdür. Kanıt yok ve kanıtın olması da mümkün değil. Çünkü devlet sistemi aynı. Sistemde bir değişiklik yok. Makine aynı makine sadece düğmeye basan parmağın sahibini değiştiriyoruz. Oysa makinenin sistemini değiştirmemiz lazım. Sistemin aynı sistem olmasına kanıt olarak öğretmen alımlarında sözlü sınav (mülâkat) yapıldı ama sonuçta mülâkatı geçen terör örgütü mensupları olduğu da sonradan görüldü. O halde ne yapılmalı, öğretmenlik sistemi değiştirilmeli. Sadece öğretmenlik değil tabi. Devlet sistemi baştan sona değiştirilmelidir.

Türkiye,  halkı  Müslüman bir ülke. Devlet sistemi İslam’a göre olmalı. Hâlihazırdaki laik sistem kaldırılmalıdır. Ülkemizdeki bütün sorunlar, kanunların ilahi kaynağa dayanmamasından kaynaklanıyor. İnsan düşüncesinden çıkan anayasa, insan sorunlarına kapsamlı çözüm getiremez. Anayasa tamamen kaldırılmalı. İslam şeriatı getirilmelidir. Başta devleti yönetenler olmak üzere her fert İslam şeriatına uymalı. Devleti yönetenler kişilerle değil sistemle uğraşmalıdır. Kişiler sonunda ölür. Kalıcı olan sistem. 

Sistem değişmeden sorunlar çözülmez.