Geçtiğimiz gün otobüste iki kadının konuşmasına şahit oldum. Kadınlardan biri diğerine şöyle diyordu: “Televizyonda yayınlanan evlilik programlarını kapatsalar çok iyi olacak. Bizim geleneklerimizde yoktu böyle şeyler, eski köye yeni adet getirdiler. Kadın erkek çıkıyorlar ekranın karşısına bizim kültürümüzle inancımızla hiç bağdaşmayacak davranışlar sergiliyorlar. El kol şakaları, gayri ahlaki ifadeler aşikâr dile getiriliyor. Bu programları ara ara seyrediyorum, evlenip düzenli bir yuva kuranı hiç görmedim. Birkaç kez RTÜK’ü arayıp şikâyet ettim geri dönen olmadı” Arkadaşını dinleyen diğer hanım araya girdi: Bizim çocuklara kötü örnek oluyorlar, geçen gün yeğenim iyi biri çıkmazsa evlenme programlarına katılırım dedi, çok şaşırdım. Bizim kültürümüzde yok böyle şeyler, kızı evinde görürsünüz ailesi ile tanışırsınız her iki taraf ta uzlaşırsa kararınızı verirsiniz...”
İnsanlarımız boş vakitlerinde ekranın başına geçip bu programları izliyor, buradaki şahıslar hakkında yorumlar yapıyorlar. Fakat bu, sergilenen gayri ahlaki görüntüleri kabullendikleri anlamına gelmez. Televizyon kanallarının yetkilileri reyting kaygısına kapılıp ahlaki ve kültürel değerlerimizi kurban etmekten kaçınmalıdırlar. Son yıllarda özellikle başörtülü kadınlar bu ahlaki yozlaşmanın içine sürüklenerek kültürel dejenerasyona hız veriliyor. Bu vesile ile hayâ libasını koruyan mümine hanımlar zan altında bırakılıyor ve damgalanıyor. O kirli görüntüler genç neslin zihnine işlenmeye çalışılıyor. Artık çocuklarımızın hayalindeki başörtülü genç kız prototipi vakur ve hayâ sahibi bir mücahide değil. Aksine gayri ahlaki davranışları sergilemekten kaçınmayan cıvık ve hayâsız bir genç kız. Oğullarımız ve kızlarımız rol modellerini buradan ekranlarda seçiyorlar. Ekranlarda boy gösteren sözde dindar şahıslar ise öteki mahallenin kültürünü özümsemiş ve mustarip oldukları kimlik karmaşasından kurtulamamış biçare insanlar…
Televizyon kanallarının yetkilileri reyting kaygısı ile bizim değerlerimizi kurban ederken bizler ellerimiz kollarımız bağlı bekleyemeyiz. Nitekim Hristiyan Avrupa’da dahi programlar belli sınırlamaya tabi tutuluyor ve bu sınırları ihlal edenler cezalandırılıyor. Anne babalar olarak Radyo Televizyon Üst kurulundan bu programlara bir sınırlama getirmelerini temenni ediyoruz. Aksi takdirde çocuklarımızı geri kazanma imkânı bulamayız.