Aslında ülkemiz İsrail’i ilk tanıyanlardan, normalleşenlerden, Kudüs’ün İsrail’e başkent olmasına örtülü olarak imza atarken, hatta Mavi Marmara şehitlerimizi satarken Siyonizm’le “normalleşme”ye adımlar atmıştık... “One minute”e rağmen ticari ilişkilerimiz güçlendi.

“Normal”, Fransızca kökenli bir kavram. Bizdeki meşru, adil, yasal, mutedil, vasat, uygun, haklı gibi anlamlar karşılığında... Ne var ki, bize göre normal olan bir şey başkalarına göre anormal olabiliyor. Tersi de var, elbette... Küresel düzeni dönüştürmeye çalışan İsrail, “güvenlik” ve “normalleşme” gibi kavramlarla/söylemlerle gerçekte zulümlerini örtmek, uluslararası kamuoyu nezdinde bir “meşruiyet” arayışı, çabasındadır. Çünkü tüm politikaları zulme, ifsada dayanıyor... “Benim dediğim, sözüm, ölçüm, görüşüm doğru/normal, aykırı olanlar ise anormal” diyor. Elindeki devasa siyasi, medya, ekonomik gücünü bu istikamette kullanıyor. Şeytan gibi ilahi hükümlere engel oluyor, emanet olan tabiatın, bitkilerin, hayvanların ve insanın fıtratını bozmaya çalışıyor. Tabiattaki düzene/fıtrata müdahale ediyor. Kimse de buna itiraz etmesin, diyor. Küresel düzenin sahiplerinden Bill Gates açıkça, “Benim paraya ihtiyacım yok. Tanrı’nın işini yapıyorum” sözleriyle tüm İslami, insani değerlerle savaşıyor, bozgunculuğa koşuyor... Filistin’de çocukları öldürürken, evlerini yıkarken, Mescid-i Aksa’yı yıkmaya çalışırken, Mavi Marmara’daki katliamı yaparken, bunları kendi hakkıymış, normalmiş gibi duruyor.

İslâm medeniyetinin “normalleri” ile Batı’nınki farklı; neredeyse tamamı zıt... Biz Batılılaştıkça önceki kural, kurum, ilke ve değerlerden, ölçülerden, kavramlardan uzaklaşıp, Batı’nınkilerini benimsemeye, normal saymaya başladık. Ne yazık ki, neredeyse iki yüz yıllık bu süreç sürüyor. Bu, kendini, geçmişini ret ve inkârdır. Gönüllü köleliktir.

“Meşru”nun yerini “normal” aldı. Öyle ki, bizde gayrimeşru olan şeyler de “normalleşti” gözümüzde. Normalleşmeler hem yasalar, hem de değerler, kavramlar üzerinden sürüp, gidiyor. Mavi Marmara katliamı bile normalleşmedi mi? Uluslararası hukuka, antlaşmalara ilahi hükümlere, Tevrat’ın gerçeğine, tüm insanî/vicdanî aykırılıklarına rağmen...

Yüz yıldır parçalanmış, bölünmüş ve birbiriyle savaşan ümmet-i Muhammed’i tevhitle birlikte birleşebilen tek konu Filistin, Mescid-i Aksa hassasiyetiydi. İşbirlikçi/kukla yöneticiler ve onların yalakaları aracılığıyla bu da giderek zayıflıyor. İşbirlikçiler, Müslümanların başındaki belalardır. En büyük engel/sorun da onlardır.

Hayat kitabımıza ve Siyonizm’e birlikte baktığımızda bölgemizdeki ve dünyadaki olayları doğru okuyabiliriz. Yoksa mandacı, Batıcı, egemen zalimlerin gözlükleriyle, ölçüleriyle bakarsak şaşırır, hep yanlış yaparız.

Siyonist “Beni İsrail”i Kur’an’dan tanıyoruz. İnsanoğlunun ve İslam’ın ezeli düşmanı İblis/şeytan ile birlikte hep ifsada/bozgunculuğa koşar, insanlığa büyük zararlar verirler. Her ikisi de lânetlenmişlerdir. Her Yahudi Siyonist olmadığı gibi, Siyonist olmak için Yahudilik şart değil. “Anti-Siyonist” olmakla “anti-semitist” olmak farklı şeyler.

Şeytan hem cinlerden, hem de insanlardan oluyor (Nas). Bu kimlikler bozgunculuğa odaklanmışlardır. Ortak özellikleri var. Düşmanlık, bozgunculuk “ıslah adıyla ifsad ederler...” (Bakara/12). “Harsı (tohumu, ticareti...) ve nesli ifsad ederler” (Bakara/205). Fıtratullahı tahrif, ifsad etmeye çalışırlar ( Nisa/116-120). Hem Ku’an hükümlerini, hem de bitki, hayvan, insan fıtratını değiştirmeye, bozmaya çalışırlar...

“Beni İsrail”in sicili o kadar bozuk ki, Hz. Musa’ya (A.S.) indirilen Tevrat’ı da Hz. İsa’ya (A.S.) indirilen İncil’i de onlar tahrif etmişler, değiştirmiş, ekleme ve çıkartma yapmışlar ve lanetlenmişlerdir. İncil’i tahrifle İsevîleri mezheplere (zıt inançlara) bölüp, çatıştıranlar da onlar... Tevrat’tan sapık bir ideoloji/din üreterek dünyayı fesada boğan Siyonistler...

    Elbette sonunda Hz. İbrahim (A.S.), Hz. Musa (A.S.) taraftarları/”hizbullah” Nemrut ve Firavun tağutlarının taraftarlarına “hizbüşşeytan” galip gelecekler... Bu, ilahi vaattir, Sünnetullahtır... Deneniyoruz... Ya Allah yolunda veya tağutlar yolunda mücadele ediyoruz.

Geçmişteki MİT Başkanlarından merhum Mahir Kaynak, “tüm terör örgütlerinin, İsrail tarafından (güvenliği için) oluşturulmuş olduğunu” söylerdi. Bugün illegal/terör örgütlerinin tüm eylemleri Siyonizm’e hizmet ediyor.

“Bir terör eylemi kimlerin işine yarıyorsa, arkasında o vardır” derdi.

Siyonizm, sadece bölgemizin değil, insanlığın/dünyanın en büyük sorunlarından biri. Elbette bu böyle gitmeyecek... Siyonizm bu azgınlığının cezasını görecek; hüsranı, hezimeti, yok oluşu tadacak (İsra/4-8, Araf/167). Sadık haberci Resulullah (S.A.V.) da bunu müjdeliyor. Şüphesiz Allah ve Resulü doğru söyler...

Laik/seküler siyasetçiler, İslamî siyaseti/ilahi hükümleri/adaleti engelleyerek “Allah’ı (C.C) dünya işlerine karıştırmamaya” özen gösterirken, ABD’nin, AB’nin, Siyonistlerin başka güçlerin işlerimize karışmasından rahatsız olmuyorlar! Bunun hesabı yok mu? Zaten insanların yaşadığı tüm sorunlar, “Allah-u Teala’yı işimize karıştırmamaktan, ilahi hükümlerden yüz çevirmekten değil mi? (Taha/123, 124) (Şûra/30) (Mücadele/5). İzzeti Allah (C.C.) katında değil de başka güçlerin katında arayanlar için “zillet” mukadderdir. Allah’a kullukta izzet ve özgürlük, tağutlara kulluktaysa zillet ve esaret vardır. “Allah (C.C.) yolunda cihadı terk edenler ‘zillete’ mahkûm olurlar.” (S.A.V.)

Hak ile batılın iç içe geçtiği bu fitne döneminde Rabbimizden; bizi bize bırakmamasını, hak ile batılı ayırt eden furkanını, hak üzere ayaklarımızı sabitlemesini, zalimlere meyletmekten korumasını, sevdiklerini sevdirmesini lütfundan diliyoruz.