Saat 12’yi vuruyor… Şehrin yorduğu evler derin bir sessizliğe bürünmüş. Gecenin o vaktinde bir tek sokak lambaları uyanık bir de caddeden aşağı doğru süzülen 17 yaşındaki genç… Kim olduğunu sormayın, bunu kendisi de bilmiyor. Sadece Allah diyor bir de anneyi sayıklıyor… Bunun dışında ne varsa silinmiş hafızasından… Nizar, hayatının öteki yarısını savaşın yıktığı şehirde, Halep’te bırakmış. Bir gece yarısı şehirler bombalanmış ve ailenin tüm fertleri alevler içinde can vermiş. Nizar, birkaç tanıdığı ile birlikte Türkiye’ye gelmiş ve burada travmalarına yoksulluk da eklenince ruhsal sorunlar yaşamaya başlamış ve geçmişe dair hiçbir şey hatırlayamaz hale gelmiş.

17 yaşındaki çocuğunuzla ilişkilerinizi düşünün… Onu korumak, kollamak için etrafında pervane olur ve bir tehlike hissettiğinizde yanında bitiverirsiniz. İncinmesin, yorulmasın, hayata karşı hevesi kırılmasın diye düşünür ve üzerine ipekten bir tül örtüp koruma altına alırsınız. Çocuğunuz evden çıktığında endişeleriniz artar ve kanatlarınızı sonuna kadar açıp onu korumak istersiniz. Koruyup kolladığınız çocuklarınız gibi Nizar’ın da kendini güvende hissedebileceği bir kanada ihtiyacı var. Varsın kullandığı dili, kültürel yapısı, doğup büyüdüğü aile ortamı sizinkinden farklı olsun… Varsın o farklı iklimlerin çocuğu olsun… Sahi ikram edebileceğiniz hiçbir şeyiniz yok mu? Eğilip bakıverin, belki kenarda kıyıda birkaç damla sevginiz kalmıştır.

Köklerinizle bağınız kopmuş, hafızanız silinmişse hareket eden bir cesede dönüşür ve sadece fiziki ihtiyaçlarınıza odaklanırsınız. Düşünsenize; Nizar’ın artık geleceğe uzanan hiçbir hayali yok, hayalleri o gece, bombalanan evi ile birlikte gömülmüş toprağa.

Gün boyu hareket halinde olan hayvanlar, sokaklarda doğmuştur ve rızıklarına nasıl ulaşacaklarını, nerede ve hangi ortamlarda barınacaklarını burada öğrenirler. Fakat hafızasını kaybeden ve sokak hayvanları ile aynı muameleyi gören bir genç için bu sanıldığı kadar kolay değildir. Zira sokaklar her türlü tehlikeyi içinde barındırıyor ve Nizar bu sert mizaçlı ortamda dayanıklılığını her gün biraz daha kaybediyor.

Nizar hafızasını kaybettiğinden beri faşistlerin öfkeli bakışlarına, şiddet içerikli ifadelerine, ötekileştirici tavırlarına aldırmıyor ve o sadece ekmeğe ve suya ulaşmaya çalışıyor.

Koca şehirde hemen herkesin bir borcu var Nizar’a... İnsanların vermekte cimri davrandıkları sevgilerinde, kursaklarına giren ekmekte, evlerindeki rahatlıkta, kazançlarında hakkı var Nizar’ın… Eğer kendilerine kibirden kuleler ören insanlar ona olan borçlarını ödemiş olsalardı Nizar kedilerle birlikte çöplerde rızık aramaz, geceyi evlerin merdivenlerinde geçirmek zorunda kalmazdı.

İnsan için en büyük yoksulluk bütün birimlerini kaybedip dilini bilmediği beldelere sürüklenmektir. Tam bir savrulmadır bu. Köksüz bir ağaç gibi tehlikeye açık hale gelmek ve kurumaya yüz tutmaktır. Nizar tehlikenin kıyısında değil tam ortasında yaşıyor. Öylesine yalnız ve kopuk ki geçmişine dair hiçbir şey hatırlamıyor… Her türlü tehlikenin kol gezdiği ıssız caddelerde kendisine, birkaç sokak hayvanı eşlik ediyor ve geceyi geçirirken başında iki köpek nöbet tutuyor.

Bombalanan şehirde bütün yakınlarını kaybeden ve hayatını sürdürebilmek için dilini bilmediği beldelerde kendine bir hayat arayan Nizar, ne yazık ki elinde kalan son parçalarını da burada kaybetmiş ve yoksullaşmış. Bundan sonra ne olacak, çileli yolculuğu nerede ve nasıl son bulacak bunu hiç bilmiyor. Nizar, yarınları düşünmüyor dost olduğu sokak hayvanları ile birlikte günü kurtarmaya çalışıyor.