Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,

Bir dakika araba yerinde durakladı.

Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,

Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar

1920 li yıllarda Ulukışla dan Kayseri ye öğretmen olarak

giden Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973) Han Duvarları şiirinde yolculuğunun

izlenimlerini duygulu bir Anadolu gerçekliği temelinde anlatır. Ulukışla dan

yaylı arabayla yapılan yolculuğun menzilinde kervansaraylar var ve onlardan

konaklayarak geçmiş ve birine, İncesu da bir hana sağ inip ölü çıkan Maraşlı

Şeyhoğlu metaforu, şiire ayrı bir derinlik ve hüzün duyarlığıyla girer.

25 Mayıs ta Osman Sarı yla, Çamlıbel in yaptığı ve

tahkiye ettiği yolculuğa aksi yönden başlayarak Niğde ye gittik. Çamlıbel,

Ankara dan Ulukışla ya tren ile gitmişken, biz İstanbul dan uçakla Niğde ye

müteveccih olarak Kayseri ye gittik. Kayseri, Yeşilyöre, İncesu, Araplı Beli ve

Niğde ye vasıl olduk. Mesafe bir saati aşkın olduğu için ne İncesu da bir hana

indik, ne de kar ve tipiyle belin ötesini berisinden ayıran bir hava

değişikliği yaşadık. Gerçi, gerçekten Araplı Beli nin Niğde tarafıyla

İncesu-Kayseri tarafının havasında belli ölçüde farklılık, dikkat edildiğinde,

sezilebilmektedir. Yolculuğumuzda elbette bir Maraşlı ruhaniyetiyle

yanımızda, yüreğimizde, zihnimizde ve dilimizdeydi: Üstad Necip Fazıl

Kısakürek. O da bir Kerem di ama Allah yolunun divanesi olarak!

30. Vefat Yıldönümü başlığı altında, birkaç yıl önce

kurulan Yazsan Bir in (Yazarlar ve Sanatçılar Birliği) düzenlediği panele

konuşmacı olarak katılmak üzere Niğde ye gittik. Etrafı dağ ve tepelerle

kuşatılmış uzun ve geniş bir ova ve ovanın içinde uzanan vadi içine yerleşmiş

kadim şehirlerimizden birisidir Niğde. Erciyes ten Demirkazık a uzanan dağ

silsilesi, yani Toroslar da, birkaç hata önce yağmış gibi kar örtüsü, zaten

serin olan havaya tatlı bir serinlik daha katıyor.

Necip Fazıl, yaşadığı süre içinde ve eserlerinde

Kayseri ye özel bir yer vermiştir. Dolayısıyla komşu olan Niğde nin Kayseri

üzerinden bir ilgi sınırında olması beklenirdi. Fakat edindiğim izlenim

Üstad ın Niğde tarafından tanınması 30. vefat yılı vesilesiyle gerçekleşmiş

gibidir. Bu noktada Yazsan Bir e çok önemli ve o nisbette ağır bir görev

düşüyor. Muhakkak sanat, düşünce, edebiyat ve kültür alanında güç ve imkanlar

ne kadar sınırlı da olsa, Yazsan Bir li dostların gayretleri, azimleri,

ısrarları günden güne artarak bereketli verimlere dönüşme istidadındadır. Çünkü

düşünce, sanat, edebiyat, bilim ve kültür alanına, tarlasına atılan en cılız

tohum bile vakti saati geldiğinde yeşerip yemişe dönüşür. Örneği somut olarak

Üstad dır: Sağlığında olmasa da, vefatının otuzuncu yılında ruhaniyetiyle

bizleri sofrasına davet ediyor. Osman ile ben İstanbul dan, edebiyat öğretmeni

Kibar Ayaydın ve aynı zamanda şair ve hikayeci Murat Soyak Niğde den

katılırlarken, değerli yazar ve bilim adamı Abdullah Harmancı Konya dan

arkadaşlarıyla teşyi edici olarak gözüküveriyorlar.

Elbette sevgili dost Mehmet Bahsi ve Yazsan Bir in

yöneticilerinin emekleri ayrı bir değere sahiptir.