Türkiye NATO nun bir üyesi. Türkiye ye konuşlandığından

beri elimiz kolumuz bağlı. İstenildiği gibi, istenildiği zaman kendilerine göre

konumlandırılıyoruz. Hatırlayınız Arap Baharı diye tanımlanan dalgada Libya

hedef tahtası yapıldığı sırada İzmir üssü tartışma konusu oldu. Baskı ve zorla

Türkiye ye bu üs dayatıldı. Bununla birlikte Malatya da Kürecik Radar Üssü,

Güney e de patroit füzeleri yerleştirildi. Amaç Türkiye nin güvenliği idi!..

Türkiye kime karşı korunacak denirken alttan alta kamuoyu yönlendirilsin diye

Rusya ile İran bahane edilmişti. Dahası Suriye tehlikesi gündeme gelmişti.

NATO suz olmaz düşüncesi iyiden iyiye zihinlerde yer edilmişti. Hâlâ da

öyledir.

Suriye deki son gelişmelerden sonra birden NATO nun

işlevi değişmiş görünüyor. Türkiye yi koruyacağı yok. Böyle bir sorun da ortada

görünmüyor. Türkiye bir ateş çemberinde. Akdeniz bir savaş alanı. Dünyanın

egemenleri, güç birlikteliği yapanların savaş gemileri Akdeniz de konuşlanmış

bulunuyor.

Rusya nın bir uçağı hava sahamızı ihlal edince düşürüldü.

Bu bir krize dönüştü. Şu an fili olarak olmasa bile Rusya ile bir savaş

psikolojisi içine girmiş bulunuyoruz. Ambargolar, gerilimler tavan yapmış

durumda. Rusya Başkanı Putin ile başbakanı uçağın düşürülmüş olmasını savaş

gerekçesi sayıyor. PKK terörünün tırmanması, Rusya nın psikolojik baskısı, Irak

ile yaşanan sorunlar, İran ile olan gerilim Türkiye yi zor durumda bırakmış

bulunuyor. Oysa Türkiye bir NATO ülkesi, söz konusu olan ülkeler de NATO

karşıtı. Türkiye bu durumda nereye yaslanacak Türkiye NATO nun umurunda mı

sanki

Suriye de DEAŞ taraftarlarını veya bölgesini başta

Amerika ve müttefikleri olmak üzere bombardımana almış gibi görünüyor. Rusya

ise muhalif grupları. İş öyle bir boyuta vardı ki Suriye dört bir yandan ateş

altında. Bombalanıyor. Sayın Başbakan Rusya nın etnik temizlik yaptığını

belirtiyor. Benzerini Amerika ve yandaşları yapıyor. Anlaşılan o ki Suriye de

bir görev paylaşımı var. Hem Rusya hem de Amerika ve ortakları Müslüman

coğrafyası olan Suriye de bir kıyım yapıyorlar. İnsan kıyımı, canlı kıyımı,

toprak kıyımı, kültür kıyım Bütün bunlar yapılırken NATO Genel Sekreteri asıl

niyeti açık etti. Bunun üzerinde titizlikle durulmalı. Durulmalı ama kim

duracak. Türkiye de düşman üretme sevdasında olanlar var. Zoraki olarak bir

savaş sürecine sürüklendik ardından da dört bir yanımızı düşman kuvvetleri

kuşattı. Yüzyıllar asla savaşmadığımız bir İran hedef tahtası. Zoraki kendimize

düşman ettik. Mısır, Suriye, Irak, Libya yeni düşmanlarımız.

NATO Genel Sekreteri nin açıklamaları asıl niyet ve

tutumu ortaya koymuş bulunuyor: Bu savaşta Müslümanlar ön cephede. Kurbanların

çoğu Müslüman ve DAEŞ le savaşanların çoğu da Müslüman. Bu mücadeleyi onlar

için yürütemeyiz. Bu, koalisyonun ve NATO müttefiklerinin gündeminde yok.

ABD nin sınırlı sayıda kuvvetleri var. Ön planda olan şey ise, yerel güçleri

kuvvetlendirmek. Bu kolay değil ama tek seçenek bu. Uzun bir süredir gündemde

tuttuğumuz bir tezi güçlendiriyor ve teyit ediyor Genel Sekreter. Müslümanları

birbirine vuruşturmak. Kendilerini hem riske etmiyorlar hem de Müslümanları

birbirine vurdurarak etkisiz hale getiriyor.

Türkiye Batı güdümüne girdiğinden beri kendisini

seçeneksiz kılmıştır. İçten ve dıştan bağımlı hale gelmiştir. NATO suz,

Amerika sız, AB siz ve Batı sız olmuyor duygusu bizleri tam bir kör kuyuya

itmiştir. Kendi kendisini seçeneksiz hale getirmiştir. İşin tuhafı bu

bağımlılık kimi çevreleri duygusal ve kör bir aşk ile bağımlılaştırmıştır.

Batı ya, emperyalizme, ABD ye, AB ye öfke duymayanlar, tepki gösteremeyenler

İran ı hedef tahtasına koymuştur. Yapacağımız tek şey yeniden D-8 projesinin

devreye sokulması veya Müslümanlar arasında yeni bir güç birliği

oluşturulmasıdır. Bir kumpasın içine çekilerek acaba yeni imha alanı Türkiye

olmasın mı Yoksa sıra Türkiye de mi