DÜŞÜRÜLEN Rus uçağı sonrası iktidar cephesinde kafalar

karışık.

Uçağın düştüğü gün Moskova yı fethetmiş kumandan

edalarıyla caka satan kendileriydi. Önce iktidara ilişik ekranlarda bayram

yaptılar. Sonra birinci ağızdan uçağın hangi ülkeye ait olduğunu bilmediklerini

söylediler. Daha sonra, uçağın Rusya ya ait olduğunu bilseydik düşürmek yerine

farklı seçenekleri denerdik, dediler. Ardından da, bugün olsa yine aynı şeyi

yaparız, dediler.

Bugünlerde ise, Türkiye nin Rus uçağını düşürmek zorunda

bırakıldığını, bu olayın hem Cumhurbaşkanı Erdoğan ı, hem de Rusya lideri

Putin i zayıflatmaya yönelik bir komplo olabileceğini dillendiriyorlar. Karşı

taraf ise gemi azıya almış durumda. Rus televizyonlarında artık Türkiye nin

hangi şehirlerinin vurulması gerektiği konuşuluyor. Putin ve Medvedev başta

olmak üzere, her gün bir yetkili Türk tarafına doğru tehditler savuruyor.

Rusya daki temsilciliklerimize saldırılar düzenleniyor, Rus topraklarındaki

vatandaşlarımız sorgusuz sualsiz gözaltına alınıyor. Düşürülmesi gereken

tansiyon her geçen gün daha da yükseltiliyor.

Olayın hemen ardından başlayan ekonomik yaptırımlar iki

ülke için de etkisini gösterdi bile. Türkiye bir numaralı gıda müşterisini

kaybetmiş durumda.

Doğalgaz ihtiyacımızın yarıdan fazlasını Rusya dan

sağlıyoruz.

Elektrik ihtiyacımızın da yine yarıdan fazlasını aynı

doğalgazdan karşılıyoruz.

Olası bir kesintiye karşı ne kadar hazırlıksız olduğumuz

meydanda.

Krizin ardından Katar ve Cezayir in kapısı çalınarak,

tankerlerle taşınan sıvılaştırılmış doğalgaz anlaşmaları yapılıyor. Fakat

taşıma gazla değirmenin ne kadar döndürüleceği meçhul. Ayrıca bir de

Akkuyu daki nükleer santral meselesi var. Taraflar resmi açıklama yapmaktan

kaçınsa da, Ruslara verilen 20 milyar dolarlık nükleer santral inşaatının

askıya alındığı iddia ediliyor.

Doğrusu anlaşma iptal edilmese bile, bu saatten sonra

Ruslar tarafından yapılacak nükleer santralin ne kadar güvenli olacağı

tartışılır. Düşman olarak konumlanan bir ülkenin yaptığı ve işlettiği nükleer

santralin ne kadar tehlikeli bir silaha dönüşebileceği aşikâr.  Öte yandan Rusya nın Suriye deki saldırıları

da artarak devam ediyor. Uçak düşürülene kadar bir vuran Ruslar artık on

vuruyor.

Sınırlarımızın hemen ötesine nükleer başlıklı füzeler

yerleştiriliyor.

Yanı başımızdaki Akdeniz sularına onlarca savaş gemisiyle

yığınak yapılıyor.

Bu gemiler geldikleri gibi gidecek mi, bu sürtüşme sıcak

çatışmaya dönüşmeden atlatılabilecek mi, hiç kimse kestiremiyor.

Yöneticilerimiz ise ülkemizin NATO üyesi olduğunu, topraklarımızın da NATO

toprağı olduğunu söylemekten öteye gidemiyor. Oysa her zaman söylediğimiz gibi,

NATO nun ana vazifesi İslam dünyasına ateş taşımaktır.

NATO ya güvenilerek kalkışılacak askeri bir hamle,

milletimize bela olarak yetecektir. Allah muhafaza herhangi bir saldırıya

uğramamız durumunda, müttefikimiz sanılan Batı başkentlerinde patlatılacak tek

şey şampanya şişeleri olacaktır. Yıllardır uyarıyoruz, yıllardır hep haklı

çıkmanın acısını çekiyoruz, Allah izin verirse nefes alıp verdiğimiz sürece

uyarmaya da devam edeceğiz.

Kim ne derse desin, ülkemizi yöneten idareciler mutlaka

aklıselim ile hareket ederek, coğrafyamızda akan kanı durdurmak için

çalışmalılar.

Bu bölgede Amerika nın uhdesinde girilecek bütün

çatışmaların Büyük İsrail e giden yolu döşediğini bilmeliler.

Seçim meydanlarında takipçisi olduklarını söyledikleri

Sultan 2. Abdülhamit in denge siyasetini iyi okumalılar.

Yüz yıl önceki İttihatçı kadroların düştükleri ölümcül

hataları iyi analiz etmeliler.

Her şeylerini borçlu oldukları merhum Erbakan Hocamızın

yarım asır boyunca tekrarladığı uyarıları asla akıllarından çıkarmamalılar.

Yöneticilerimiz, milyonların hayatını ilgilendiren konularda, parti mitinginde

kendi seçmenlerine hitap eder gibi hamasi nutuklar atmaktan kaçınmalılar.

Üçüncü dünya savaşının açıktan açığa dillendirildiği şu

tehlikeli zamanlarda, bölge ülkelerinin liderlerine karşı iç politikadaki

muhalefet liderlerine konuşur gibi konuşmamalılar.  İçine düştüğümüz sıkıntıların çözümünün,

evvela Suriye de ateşkesi ve barışı tesis etmek olduğunu anlamalılar.

Mesela başta İran olmak üzere, bölgedeki tüm komşularla

diyalog kanallarını açık tutmalılar. Mesela iyi niyet göstergesi olarak Amerika

ile imzalanan eğit-donat-ölüme yolla anlaşmalarını yırtıp atmalılar. 

Ya da Obama gibilerinin sözüne kanarak, Bedeli ne olursa

olsun Esad mutlaka gidecek dememeliler. Ne kadar tehlikeli olduğu gün gibi

meydana çıkan bu tehlikeli söylemi derhal terk etmeliler.

Bu söylemin beş yıldır Suriye halkına sadece daha çok

ölüm ve daha çok zulüm getirdiğini artık görmeliler. Suriye de bir rejim

değişikliğinin sadece Suriye yi ilgilendirmediğini, tam tersine beş yıl önce

tutuşturulan ateşin bütün dünyayı kasıp kavuracak bir yangına dönüştüğünü artık

anlamalılar.

Kardeşlik vazifemizi yapalım ve tekrarlayalım;

Ülkemizi yöneten idareciler bütün bu hakikatleri

değerlendirmeli ve ona göre adım atmalılar.

Yarın çok geç olabilir, bizden söylemesi.

NATO KAFA NATO MERMER

Bu savaşta Müslümanlar ön cephede, kurbanlar Müslüman. Bu mücadeleyi onlar için yürütemeyiz, Müslümanlar için savaşacak değiliz.

YUKARIDAKİ cümleler NATO Genel Sekreteri Jens

Stoltenberg e ait. Sayın Genel Sekreter e yaptığı bu son derece dürüst açıklama

dolayısıyla teşekkür etmeliyiz. Kendisi Milli Görüşlülerin yıllardır

muhafazakâr yığınlara anlata anlata dillerinde tüy bittiği meseleyi bir çırpıda

açıklayıvermiş.

Fakat o da ne!

İktidara ilişik medyayı bir telaş sarmış ki sormayın

gitsin.

Attıkları manşetlere bakarsanız kimi açıklamayı skandal

olarak nitelendirmiş, kimi de Genel Sekreter in sözlerini duyunca küçük dilini

yutarak şoka girmiş.

Boy boy, cins cins şaşkınlıklar. Hepsinin de güvendiği

dağlara karlar yağmış.

Irak işgali ya da Libya saldırısı sırasında NATO ya

gösteremedikleri tepkiyi, söz konusu açıklama dolayısıyla gösterir olmuşlar.

Genel Sekreter in sözlerine şaşırmayan tek kesim ise yine

her zamanki gibi Milli Görüşlüler olmuş.

***

Çünkü Milli Görüşlüler, NATO nun varlık sebebinin

yeryüzünü ifsad etmek ve bozgunculuk çıkarmak olduğunu gayet iyi biliyorlar.

Çünkü Milli Görüşlüler, bırakın Müslümanlar için

savaşmasını, NATO nun tek amacının İslam dünyasına kan ve gözyaşı götürmek

olduğunun farkındalar.

Çünkü Milli Görüşlüler, asıl skandalın NATO dan medet

ummak olduğunu hiç unutmadılar. Çünkü Milli Görüşlüler, tarihleri boyunca

Amerika yı hiçbir zaman stratejik ortak olarak görmediler.

Çünkü Milli Görüşlüler, Batılıların kaderiyle

milletimizin kaderinin aynı olduğunu hiç söylemediler.

Çünkü Milli Görüşlüler, bu aziz milletin Avrupa nın

bekleme odalarına hapsedilebilecek bir millet olmadığını hep söylediler. Çünkü

Milli Görüşlüler, İslam dünyasının sorunlarının Batılılar eliyle değil, ancak

İslam Birliği ile çözüleceğine hep inandılar.

Güvenin onlara

Çünkü Milli Görüşlüler hiç aldanmadılar, hiç

aldatmadılar.