SİYASİ partiler ülkenin sorunlarına çözüm bulmak için kurulur. Kendi şartlarına göre topluma hizmet ederler. Onlar, barış amaçlı, sorunları “birlikte” müzakere ettikçe çözüme daha kısa sürede ulaşırlar. Saadet Partisi de “ahlâki ve manevi değerleri” önceleyerek sorunları çözmeyi amaçlıyor. Maddi problemlerin de bu yoldan çözüleceğine inanıyorlar. Dürüst, sorumluluk sahibi kadrolar yetiştirmek gibi.
Türkiye’de siyasilerin milletimize hizmet için “iyi niyetle” bir “hizmet yarışı” içine girmesi hepimizin faydasınadır. Rekabet olsun, ama ihtiras ve düşmanlık olmasın! İyilik ve hayırda yarışılsın. Spordaki dostluk ve centilmenlik gibi! Türkiye kabuğunu kırıp ufkunu geniş tutarsa siyasi partiler olgunluk içinde birbiriyle müzakere ortamına girebilir. Topluma hizmet için yapılan siyaset, geniş bir “görüşme” alanıdır. Konuşma ve uzlaşma kültüründen yoksun olanlar siyasi arenadan uzak durmalı.
Saadet Partisi seçilme yeterliliğini taşıyan bütün partilerle görüşebilme olgunluğuna sahiptir. İstisnasız bütün partilerle bayramlaşabiliyor. Yerlilik ve millîliği esas alan yaklaşımıyla, sorumlu siyasetin temsilcisi olan Saadet Partisi’nin bu tavrı diğer partilere örnek olmalıdır. Türkiye’nin Saadet Partisi’nden öğreneceği çok şey var. Kutuplaştırıcı, ayrıştırırcı söylemlerden uzak duruyor. Birleştirici, kaynaştırıcı, kucaklayıcı bir üslûba sahip!
Hayatın merkezinde “insan” var. İnsanımızı sevgi, saygı, bilgi, görgü gibi insanî değerlerle donanımlı hale getirmeliyiz. Düşünen, okuyan, araştıran, inceleyen, hayatı sorgulayan meziyetler kazandırmalıyız. Bu konuda, eğitim kurumlarımızın büyük görevler üstlenmesine ihtiyaç var.
ORTA YOL İZLENMELİ
ÖNÜMÜZDEKİ seçimlerin çok sert geçeceği anlaşılıyor. İstiklâl Caddesi’ndeki patlama bunun habercisi gibi. Saadet Partisi, özellikle bu seçimlerde “barışçı” ve “yumuşak” bir üslûp kullanmaya özen göstermelidir. Bir kardeşimizi bile incitmemek için özel bir gayret harcamalıyız. Tartışma ortamından kaçınmalı; gönül dilini öne çıkarmalıyız. İnatçı muhataplarımıza karşı, “selâm kardeşim” deyip işimize bakmalıyız.
Seçmenle “ortak noktalar” üzerinden iletişime geçilmeli; sert söylemlerden kaçınılmalıdır. İnsanî duygular, beraberce yaşadığımız sorunlar, akrabalık, meslektaşlık ve hemşerilik gibi özellikler bizim ortak noktalarımızdır. Yargılayıcı, suçlayıcı, hesaba çekici üslûptan “kesinlikle” uzak durulmalıdır. Müjdeleyici, ümit verici, birleştirici bir dil kullanılmalıdır.
Bir bilge der ki: “Dün akıllıydım; dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim, kendimi değiştirdim.” Toplumu değiştirmek isteyen hatip, önce işe kendisinden başlamalı. Toplumsal değişimin bir tek anayasası var: Kişinin kendisini iyiliklere göre değiştirmesi. Kur’an der ki: “Bir toplum; inanç ve davranışlarını değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez.” (Râ’d, 11)
Müspet değişim isteyenler, önce kendine bakmalı. Güzel davranışları ve olgunluğu ile diğer insanlara rol model olmalı. İnsanlar, ona bakarak kendisine çekidüzen vermeli. Eğitim uzmanları anlatır: “Çocuklarınızı eğitmeye kalkmayın. Kendinizi eğitin. Çocuklarınız size benzeyecektir.” Özellikle Saadet kadroları, toplum psikologu gibi olmalı, kendilerini yetiştirip bu konuda donanımlı hale gelmelidir. İnsanlara; doğru bakış açısı, sağlam karakter, net duruş konusunda örnek olmalıdırlar.
SELÂM MİLLÎ GÖRÜŞ’E
MİLLÎ Görüş kadroları, dünyada çok az topluluğun karşılaştığı çetin sınavlardan geçtiler. İnanıyorum ki, bu süreç onları olgunlaştırdı; yüksek bir siyasî tecrübe kazandırdı. Geçilen sürece rağmen hâlâ, “Ben Millî Görüşçüyüm” diyebilen “nasipli” insanlara selâm olsun! Hareketin kurucu lideri Erbakan Hoca, sadık dava erlerine müjdelemişti: “Saadet Partisi son imtihanı da verenlerin partisidir.”
Sadık dava kardeşlerim! Erbakan Hoca bizlere yılmamayı, vazgeçmemeyi, hedefe kilitlenmeyi, “Ben daha iyi yaparım” diyerek “kesinlikle” tefrika çıkarmamayı öğretti. Dava liderinin “…Ve zafer yakındır” müjdesini verdiği günlerin eşiğindeyiz. Biraz daha sabır; biraz daha birbirimizle kenetlenme! Millî Görüşçüler, bize Erbakan Hoca’mızın öğrettiği “Temel Esaslarımız”dan zerre kadar sapmadı, davayı bugünlere ulaştırdılar. Şimdi, seçimlere bütün gücümüzle sarılma zamanı!
Erbakan Hoca bize, yaptığı işi “en güzel şekilde yapmayı” öğretti. Akademisyenlik, hocalık, liderlik, devlet adamlığı, hukukî savunma gibi üstlendiği bütün görevlerin hakkını verdi. Teşkilât çalışmalarına canla, başla sarıldı. Takatinin yettiği kadar çalıştı. Savunan Adam’ın cansiperane mücadelesine hep birlikte şahit olduk. O, imtihanını verdi; arkasında milyonlarca dava insanı bıraktı.
İmtihanımız sürüyor. Erbakan’ın yolunda olmak, onun bize emanet ettiği davayı hedefine ulaştırmak demektir. İşte, Bilge Başkan’ın netliği: “Kararlıyız! Ekonomiden sanayiye; bilimden sanata; eğitimden kültüre; iç politikadan dış politikaya; her alanda etken ve kendi ayakları üzerinde durabilen, tam bağımsız bir Türkiye inşa edeceğiz.” (04.11.2022)
“Zafer inananlarındır!..”