Kendi kendimize şu soruyu sormak istiyoruz:

Nasıl bir ülkede yaşamak isteriz?

Elbette adaletin hâkim olduğu bir ülkede yaşamak isteriz!

Adaletin hâkim olduğu bir ülkenin vazgeçilmez kuralı elbette dürüstlük olacaktır.

Dürüstlük vazgeçilemez bir kural olunca kimsenin hakkı yenilmeyecek demektir.

Herkesin hakkının teslim edildiği bir ülkede kuşkusuz Hakk’ı üstün tutan bir anlayış hâkim olacaktır!

Hakk’ın üstün tutulduğu bir ortamda gücü üstün tutanların sözü geçer akçe olmayacaktır!

Yani liyakat esas alınacaktır!

Liyakat öne çıkınca ayrıcalıklı kimse kalmayacaktır.

Yani eş dost ve yakınlardan çok layık olanlar makam ve mevkii sahibi haline gelecektir.

Liyakat esas alınınca yalandan medet umanlar umduklarına nail olamayacaklardır.

Kimse kimsenin hakkında yalan söylemeyecektir.

Çünkü bilecektir ki yalan ile iman bir arada durmaz!

Dilini yalana alıştıranın kalbinden iman uçup gider!

İman uçup gittikten sonra da istediğiniz kadar dinden imandan söz edip durun!

Hiçbir insan bundan olumlu etkilenmez.

Aksine söylemleri ile eylemleri birbirlerini tutmayanların din iman nutukları olumsuz etkileşiminin temeli halini alır.

İnsanlar bir söylenenlere bakacak bir de eylemlere bakacaklar ve aradaki tutarsızlık yüzünden sırtlarını döneceklerdir.

Adaletin ve dürüstlüğün hâkim olduğu bir ülkede ise hak yemekten kor ateşten sakınır gibi sakınılacaktır.

Karşılarında bulunanlar onlarla aynı dünya görüşlerini paylaşamasalar bile hakları kendilerine teslim edilince bu ne güzel bir yaklaşım diye hayranlık duyacaklardır.

Biz insanları kutuplaştıran ve çatıştıran bir ülkeden çok insanları kucaklaştıran ve birbirlerini barıştıran bir ülkeden yana olma isteğimizi sürdüreceğiz.

İnsanların birbirlerini “karalamaktan” çok “anlamaya” çalıştıkları bir dünya özlemimiz hep devam edecek.

Evet, böyle bir ülkede yaşamayı kim istemez?