Camimizde ve başka camilerde namaz kılan yırtık çoraplıları görüyorum, onların varlığıyla mutlu oluyorum, içimden “var olun, yırtık çoraplılar!” diyorum. Yırtık çorap, alın teriyle kazanmanın, helal kazancın, mütevazı oluşun alâmeti. İmkanı o kadar ve o imkana kanaat ediyor, onu giyip namaza geliyor. Ne mutlu ona ve onun gibilere. “Gel kardeşim seni bir kucaklayayım” demek istiyorum, yanlış anlaşılmaktan çekiniyorum. Bir an gözümün önünde asr-ı saadet canlanıyor. Mekke’nin zengin müşrikleri, Peygamber Efendimize (A.S.M.); “Bize nasihat edeceğin zaman şu fakirleri yanından uzaklaştır” teklifinde bulunmuşlardı. Bir defasında da Sevgili Peygamberimiz (A.S.M.); Velid, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rabia gibi Kureyş’in ileri gelenlerine İslam’ı anlattığı bir sırada âmâ olan Abdullah İbn-i Ümmü Mektum gelir, “Ya Resûlullah! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret” der. O esnada Resulullah (A.S.M.) cevap vermez. Çünkü Kureyş’in bu ileri gelen kimseleri, zaten kendilerine özel muâmele edilmesini istiyorlardı. Efendimiz (A.S.M.) onları gücendirmek istemedi. Abdullah (R.A.) tekrar seslenince elinde olmayarak yüz hatları değişti. Bu esnada o müşrikler kalkıp gittiler. Biraz sonra Abese Suresi’nin ilk âyetleri nâzil oldu. Rabbimiz bu âyet-i kerimelerde meâlen şöyle buyurmaktaydı: “(Peygamber,) âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve geri döndü. (Resûl’üm!) onun halini sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek!” (Abese Suresi / 1, 2, 3, 4)

“Kendini müstağni sayana gelince, işte sen temizlensin diye ona yöneliyorsun. Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen sorumlu değilsin.” (5, 6, 7)

“Fakat koşarak ve Allah’tan korkarak sana gelenle ilgilenmiyorsun.” (8, 9, 10)

“Hayır! (Bir daha öyle yapma!) Çünkü değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle yazılıp tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde yazılı bu âyetler bir hatırlatma ve öğüttür. Dileyen onu dinler ve ders alır.” (11, 12, 13, 14, 15, 16. âyet-i kerimeler)

Bu âyetlerin nüzulünden sonra Peygamber Efendimiz (A.S.M.) bütün fakir sahabelerle diz dize oturmaya devam etti. “Hayat da sizinle olsun, ölüm de!” dedi ve onlar kalkmayınca yanlarından kalkmadı.

Peygamber Efendimizin (A.S.M.) medresesinde yetişen Ashab-ı Suffa’nın mütevazı yaşayışı meşhurdur. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) şu hadis-i şeriflerine bakalım:

“Bu ümmetin en hayırlısı fakirler ve cennete en önden girecek olanları düşkünlerdir.”

“Benim iki mesleğim vardır, kim onları severse beni sevmiş olur, onları hor gören benden nefret etmiş demektir: Fakirlik ve cihad.”

“Cennete girdim, çoğu cennetliklerin fakirler olduğunu gördüm. Arkasından cehenneme vardım, içindekilerin büyük çoğunluğunu zenginler ile kadınların meydana getirdiğini gördüm...”

Burada bir hususa açıklık getirmemiz lazım. sahabe-i kiram, cihadla ve helal kazançla zenginleşmiş, ancak o mütevazı yaşayışlarını devam ettirmiş, bütün imkanlarıyla talebe yetiştirmeye gayret etmiş ve cihad ordusuna yardıma koşmuşlardır.

Hz. Ömer’in (R.A.) hilafeti sırasında İran’ın fethinde yaşanan şu hadise meşhur olmuştur: Kumandan Hz. Sa’d. b. Ebi Vakkat, İran Kisrası III. Yezdigit’e bir elçi heyeti gönderdi. Heyette Sa’d Numan b. Mukarrin, Hanzele b. Rebi, Eş’as b. Kays gibi sahabeler vardı. Bu elçiler şu teklifte bulunmuşlardı: “Ya Müslüman olun, o vakit kardeş oluruz; ya İslam devletinin hâkimiyetini kabullenip haraç verin; bunları yapmadığınız takdirde aramızdaki hakem, kılıçlarımız olacaktır.”  Kisra ve adamları, düşünmek yerine, hemen zahire, dış görünüşe bakıp hüküm verdiler; bir kendilerinin şatafatlı, süslü püslü kıyafetlerine, bir de Müslüman elçilerin son derece sade kıyafetlerine baktılar. O heyetteki bazılarının gömleği yırtılmıştı. Kisra ve adamları şöyle diyorlardı: “Bu yırtık gömlekliler mi bizi yenecek?”

Tarihteki en büyük savaşlardan biri olan “Kadisiye Meydan Muharebesi”nde zafer, yırtık gömleklilerin oldu ve o meşhur Sâsânî devleti tarihe karıştı. İslam devletinin şanı arttı. (636)

Halife Ömer b. Abdülaziz’in evinin kırık dökük oluşu, bizzat kendisinin evini sıvaması ve tamir etmesi meşhurdur. Halbuki o sırada hazine ağzına kadar doluydu.

Pek değerli âlimlerimizden Bediüzzaman’ın kırk küsur yamalı cübbesini görmüştüm. 60’dan fazla devleti mağlup eden Afganlıların ayağında çorap bile yoktu. Şatafata, gösterişe, lükse mağrur olanların rağmına, “Var olun yırtık çoraplılar!” diyorum ve onları çok seviyorum.