Millî Gazetemizin 04.12.2023 tarihindeki köşemizde ÇALIŞMAK VE ÇATIŞMAK başlığı ile bir yazımız yayımlanmıştı. Kimseyi kırmak veya incitmek alışkanlığımız olmadığından, Millî Görüşçü kardeşlerimizin bazılarının yaptığı ve çok elim neticeler doğuran yanlışlarını eleştirmek için, bu yanlışları kendimiz yapmışız gibi kaleme almış, pişmanlık duyacaklarını ummuştuk.

O yazımızdan bazı paragrafları tekrar buraya alıyoruz:

"Ben ne yaptım? Millet İttifakı’nı oluşturan en büyük parti olan CHP’ye, hep AKP’nin 22 yıldır açtığı pencereden baktım. Bu pencereden bize gösterilmek istendiği şekilde gördüm. CHP ile aynı ittifakta bulunmanın partim için doğru bir karar olamayacağını düşündüm. Düşünmekle kalmadım, seçim çalışmaları esnasında Hayme Ana’yı merkeze alarak aleyhte çıkışlar yaptım. Partimde herkes harıl harıl “gücü yettiğince” çalışırken ben “gücümün yettiğince” çatışma üslubu ile eteklerine bastım. Daha da ileri giderek, eteklerinden geri çektim. Daha da ileri giderek, herkesin de benim gibi geri asılmasını isteyen çalışmalar yaptım. Daha doğrusu herkes çalışırken ben çatıştım. Bu durumda benim bu çatışmalarım oy versem de vermesem de bugünkü Cumhurbaşkanı’nın seçilmesine ve AKP’nin iktidar olmasına yaramış oldu."

Şöyle devam etmiştim:

"Acaba Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olsaydı, Karamollaoğlu da yardımcısı olarak göreve gelseydi, yine İsrail bu kadar kudurmaya kalksaydı, Türkiye neler yapabilirdi? Diplomatik ilişkiler devam eder miydi? Askeri ilişkiler devam edebilir miydi? Ticaret adı altında yüzlerce uçak, yüzlerce gemi, binlerce TIR, yükü olarak İsrail’e destek olup, ikmal malzemeleri götürebilir miydi? Kürecik, İsrail’in gözü kulağı olmaya devam edebilir miydi? İncirlik ve diğer üslerden İsrail’e her türlü destek verebilirler miydi? Uluslararası platformlarda HAMAS illegal ilan edilebilir miydi? Kudüs’ün “doğu-batı” diye bölünmesine hizmet edilebilir miydi? Saadet ve Karamollaoğlu, bunlara müsamaha gösterip müsaade eder miydi? Yine benim çatışmalarım olmasaydı da, Saadet bugünkü sayısının iki üç misli milletvekili ile Meclis’e gelebilseydi, sesleri daha gür çıkar mıydı? Bugün takdirle karşıladığım milletvekillerimizin faaliyetlerini, o zaman haksızlıkları, kanunsuzlukları, aksaklıkları daha gür sesle haykırarak görev yapsalardı neler olurdu? Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı, Karamollaoğlu yardımcısı olsaydı ve hükümet protokol kurallarına göre oluşup, mesela ticaret bakanı Millî Görüşçü birisi olsaydı, İsrail ihtiyacı olan maddelerin ulaştırılması ile böyle desteklenebilir miydi? Ben bütün bu olanlardan benim yaptığım çatışmaların da etkisi olduğunu bilmekte ve görmekteyim."

Bu yanlışlardan mahcubiyet duyulması gerektiğini de şu cümlelerle dile getirmiştim:

"Soğuk terler döküyorum. Binlerce çocuğun enkaz yığınlarında çığlıklarla can vermesi, binlerce hastanın çaresizlikten hayata veda etmesi, binlerce kadının, sivilin, yaşlının bombalarla yakılması, insanların nükleerle karıştırılmış bombalar ile öldürülüp sakat bırakılması, köylerin kasabaların yerle bir edilmesi, bu kadar savaş suçunun rahatlıkla işlenmesi. Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın acıklı durumu. Acaba benim çatışmalarımın bunda etkileri var mı? Ben herkese öğretmeye çalıştığım “teşkilat disiplini ve alınan kararlara ve emirlere uyma” konularında akide sapması varmış gibi gösterip, bu hataları nasıl yaptım? Bu hatalarım nelere mal oluyor? Uykularım kaçıyor! Rüyalarım kâbusa dönüyor! Ben ne yaptım? Bunun hesabını nasıl vereceğim? Ben nasıl aldandım? Ben kimlerin aldatmasına maruz kaldım? Ben, ben miyim?"

Evet bu yazımız üzerine pişmanlık duyup kâbuslar görmesine gördüm. Hatalarımın altında eziliyorum.

Ama kardeşler benim sırtımda ağır bir "ben" var. Bu ben, beni eziyor. Bu ben, benim yeni ve daha ağır hatalar yapmama sebep oluyor. Kolumun kaba etine çimdikler atılıp bana edilecek nasihate ihtiyacım var.

Ne olur bana nasihat edip “ben”imi yenmeme yardım edin!

 SIFIRA DOĞRU

 Altı, beş, dört, üç, iki, bir;

Sıfıra indirir beni bu kibir!

 Ekrem Şama