İnsanlığın bir yanıyla yorgunluğu, bitkinliği ve tükenmiş olduğu görünümü gözlerden kaçmıyor. Dünyayı gerilimle, savaş ve çatışmalarla yönetenler insanlıktan çok kendilerine bakarlar. Kendi refahları, huzurları, sömürüleri, insanı köleleştirmeleri doğaları gereğidir.

İnsanlığı kurtaracak yön verecek olan medeniyetin, kültürün ve dinin bu gibi kesimler tarafından benimsenmesi beklenemez. Dinler farklılıklardır. Her biri kendi hakikatini oluşturur onun peşinden gider. Değişen zamanlardaki değişimler, gelişmeler onları etkileyeceğinden, kendilerine ait olanı pekiştirmeye ve sağlamlaştırmaya bakarlar. Amaçları kendi ana doğrultularından vazgeçmemedir. Dinlerin bozulmuşlukları, kitaplarının önemini yitirişleri onlar için başlıca sorundur. Onun yerini dolduracak, izleklerini değiştirmeden kendilerine özgü bir yol tutturmaları onlar için bir zorunluluktur. Ya Hakikat’e teslim olacaklar ya da kendileri ait olanını koruyacak, değiştirecek onunla yol almaya bakacaklar.

İslâm bütün dinlerin son hâlidir. Yani peygamberlerin ortaya koydukları ile aslını bulmuştur. Bunun farkına varanlar orada buluşmuşlardır. Onu kabullenmeyenler ise kendilerine ait yolu sürdürmeye bakmışlardır.

Günümüzün yorgunlukları, insanın kendisi olmaktan kaçışı ve uzaklaşışıdır. Hakikat peşinde olanların bunalımları artacak, bununla yetinilmeyecek kendisiyle birlikte insanlığı da bunalıma sürüklemeye devam edecek.

İnsan yorgun ve bezgin, kendini sıradanlığa terk etmiş gibi görünüyor. Arayışlardan uzak. İnsanı oyalayan şeyler ise önlerini görmeyi engelliyor.

İnsanın yönünü gösteren, ışık ve rehber olan öncülerin itibarı da böylesi zamanlarda karşılık bulmuyor. Korkunç bir savruluş, savruluşu oluşturan durumların artışı giderek yol bulmayı zorlaştırıyor.

İnsana yol gösterecek olanların ise böylesi durumlarda vazgeçmeleri düşünülemez. Onlar sorumluluklarını bildiklerinden ellerinden ne geliyorsa, ne yapmaları gerekiyorsa ondan kaçamazlar, kendilerini sıyıramazlar. Öncelikle kendilerinden sorumludurlar çünkü baş sorumlu kendileridirler.

İnsanı rahatlatacak bir soluklanış, bir sesleniş bir elinden tutuş çok şeyi değiştirebilir. Bir insan bir başına yürürken dost ve arkadaş edineceği birini bulunca yolculuğu anlam kazanır. Kendisi de yalnızlıktan kurtulur.

Yabancılığın temel düşünüşü insanlığı yalnızla, yılgınlığa ve çözümsüzlüğe sürüklemektir. Umutsuz bırakmak gelecek duygu ve düşünüşünü yok etmektir.

Günümüzde yaşananlara bakıldığında genel durum bunu gösteriyor. O zaman da insanlar kendilerini bırakıyorlar. Boşlukta gibi savruluyorlar. Kentlerin meydanlarına çıkın bakın, insanlığın neyin peşinde olduğunu anlayamazsınız. Özellikle de tüketim tam anlamıyla bir ideoloji gibi. Marka giyinme, güzel görünme, daha çok dikkat çekmek için çabalayan bir insanlık görürsünüz. Bulvarlar, kafeler, yeme içme yerleri dolup taşıyor. Bu insanların başka işleri yoktur gibi bir duygu beliriyor. Bunlar insanı nereye kadar götürüyor. Bu, imkânları olanlar için bir yaşama tarzı. Olmayanlar ise iç dünyalarına kapanıyorlar ve sadece yutkunuyorlar. Farklı dünyaları var insanların.

İnsanlığın ortak düzlemi nedir, onları neler oyalayabilir, nasıl bir süreçte olurlarsa soluklanabilirler?

İnsanlık bir bütün olarak kendisiyle yüzleşmedikçe darda ve refahta olanların uçurumları fark etmedikçe huzur bulması düşünülemez. Belli kesimler huzurlu olabilir. Ancak insanlık belli bir kesimden oluşmuyor. Her insan teki önemlidir. Her insan teki insanlığı bütünler. Birlikte huzurlu olunursa huzurlu bir dünyadan söz edilebilir. Değilse zaten söylenecek söz olmaz.