İnsanlar kolaycılığa ve ezberciliğe alıştırıldıklarından
olsa gerek, meseleleri gördükleri gibi algılamakla yetiniyorlar. Bir meselenin
önünü, ardını, nedenini, nasılını sormuyorlar, sormayı bile düşünmüyorlar.
Ancak, Ortadoğu gibi bir ateş topu coğrafyada yaşıyorsanız, meselelerin
görünür görünmeyen hemen her yönünü görmeye çalışmalı ve sorgulamalısınız.
Yoksa, eniştem beni neden öptü bile demeden körü körüne yüzeysel bir
gerçeklikle muhatap olursunuz. Bugün, bizdeki iktidar yanlısı medyanın işlevi,
bu yüzeyselliği pompalayıp, soru bile sordurmamaktır insanlara.
Önce, Apo nun barış (!) çağrısı ve yeniden şekillenen
Ortadoğu da birlikte çalışalım mesajı, hemen ardından da İsrail in
operasyonel yanlışlık oldu pişmanlığı(!). Apo nun açıklamalarını hayırlı
Perşembe olarak takdim edebilen bir medya, İsrail in kim bilir hangi
hesaplarla ve manidar bir zamanlamayla ve dahi ABD nin inisiyatifiyle attığı
adımı da Türkiye nin büyüklüğüne bağlaması anormal gözükmüyor artık. Çünkü
omurgasızlık Türk basınının öteden beri süregelen karakteristiğidir ve
gerçek le işi olmayan kitleler için de müthiş bir övünme vesilesidir tabii.
Yaklaşmakta olan treni, tünelin ucundaki ışık zannetmeye devam ediyoruz yani.
Omurgası olmayan Türk basını, İsrail İn özrü üzerine neredeyse
zil takıp oynarken, Netanyahu, Özrün sebebi Suriye deki durumun kritik hale
gelmesidir deyiverdi. Yani, İsrail ve ABD, bambaşka hesapların bir parçası
olarak bir mizansen kurguluyor, Obama konteynerden telefon açıyor ve telefonu
Netanyahu ya verip özür diletiyor! Özür dilettik başlıklarını, nakış nakış
işlenen diplomasi çığırtkanlıklarını boşa çıkaran bir açıklama bu.
Aynen one minute deki gibi olay daha sıcaklığını
korurken bambaşka bir mecraya giriyor yime. One minute de Peres e ve tabii ki
de İsrail e yönelik sarf edilen Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz eleştirisi,
toplantının hemen ardından yapılan açıklamada Tepkim toplantının
moderatörüneydi ye dönüşmüştü ya, şimdi de özrün sebebinin Suriye ve İran
üzerine kurulan hesaplar olduğu ve aslında İsrail in Gazze ye yönelik ambargoyu
kaldırma sözü vermediği ortaya çıkıyor. Özrü, Türk halkı adına kabul edenler ,
elbette ki bu açıklamaları kulak ardı ediyor ve sahte bir büyüklük algısıyla
gerçek acziyeti göstermemeyi yeğliyorlar yine. Küresel şebeke, yeni bir plan
kuruyor ve bizi de bölgedeki bekçibaşı olarak göreve çağırmanın yolunu
yapıyor.
İsrail (ve dahi ABD), ağzındaki baklayı çıkarıp gerçek
niyetini açık ediyor ve Suriye ve İran daki gelişmeler sebebiyle özür diledik
diyor. ABD Başkanı Obama, Türkiye ile İsrail in yeniden uyum içinde
çalışacağını ve sürecin ileride daha da iyiye gideceğini söylerken, Türkiye ve
İsrail in bölgedeki ortak düşmanları sebebiyle barıştıklarını belirtiyor.
Kimdir o ortak düşman Tabii ki İran! İran ın nükleer güce sahip olmasının
İsrail için olduğu kadar Türkiye için de tehdit olduğunu (resmen bizim
yerimize) ilan ediveriyor Obama. Zafer çığlıklarıyla atlayıp zıplayan ve hiçbir
konuda kendine ait bir fikri olmayan Türk basını, bu konuda da Müslüman bir
ülke olan İran ın nükleer güç sahibi olması neden Türkiye için tehdit olsun
sorusunu sormuyor. İşin daha da ilginci, nükleer güç sahibi olan İsrail le bir
olup, potansiyel tehdit İran a karşı muhtemel işbirliklerinin temellerini
atıyoruz. Nakış nakış işlenen dış politikamız işte bu kadar derinlikli.
Ortadoğu bir kez daha yeniden şekillendiriliyor. Türkiye,
ABD tarafından birtakım rollere zorlanıyor, muhtemel bir Sünni-Şii çatışmasında
ön saflarda olmaya doğru itiliyor. Geçen sene yaptığı bir konuşmasında bu
tehlikeye değinen Sezai Karakoç, Türkiye, İran ve Suriye ile savaşa çekiliyor
derken, Batı nın bu kez nihai yapmak peşinde olduğunu söylüyordu ve ekliyordu:
İslam Âlemi nin yeniden işgalinden tümüyle bütün Müslümanlar sorumludur.
Geldiğimiz nokta, tam da bu duruma doğru bir gidiştir.
Şaşkın ördek gibi ne yapacağını bilmeden ama güya bir iddia sahibiymiş gibi dış
politika nutukları atmak yerine artık titreyip kendine gelme zamanı gelmiştir
ve geçmek üzeredir. Bu kafayla devamın sonu nakış nakış işlenen bir işgal ve
paramparça bir İslam dünyasıdır. ABD ve İsrail in ortaklığına ve işbirliğine
güvenmek, ayıdan dost bellemekten farksızdır.