Yeni doğan bir bebek, kendisine haz veren şeylere
yaklaşırken acı veren şeylerden uzaklaşmaya çalışır. Bebeğin bu meyli yaşı
büyüdükçe de devam eder. Çünkü insan doğası gereği hazza, yani kendisine
mutluluk veren şeylere meylederken, acı veren şeylerden kaçınır.
Günümüzde insanların mutluluğa susadıklarını ve bütün
yaşamlarını mutluluk arayışına adadıklarını görmekteyiz. Peki, para, makam
mevki, statü ve her türlü imkâna sahip olan insanlarımız nasıl oluyor da
mutluluğa bir türlü ulaşamıyorlar
Aranan şey ulaşamayacakları kadar uzaklarında mı yer
alıyor insanların Ya da yanlış yerde yanlış şeyi mi arıyorlar Günümüz insanının mutluluğa ulaşamamalarının
iki nedeni var:
1-İnsan, maddi dünyada birçok şeye sahip olurken,
varlığına anlam katan yüce değerlerden yavaş yavaş uzaklaşıyor. Oysa nasıl ki
maddi varlığımızı ayakta tutabilmek için yiyip içmeye ihtiyaç duyuyorsak tıpkı
bunun gibi benlik bütünlüğümüzü ayakta tutabilmek ve mutlu bir hayat sürebilmek
için de bu değerleri hayatımıza taşımaya ihtiyacımız vardır. Günümüz insanının
pek itibar etmediği, dürüstlük, yardımseverlik, paylaşım, duyarlılık,
diğerkâmlık gibi değerlerin hayatımıza görünenin ötesinde birçok katkıları
vardır. Yani yapılan iyilikler bir şekilde sahibine mutluluk olarak geri
dönmekte ve kişinin yaşamını anlamlı kılmaktadır. Zira insan verdiği kadarını
alan ve aldığı ölçüde ruh ve beden bütünlüğünü koruyabilen bir varlıktır.
Anlayacağınız aradığımız şey aslında ötelerde değil, yürek hazinemizde saklı
fakat nedense göremiyoruz.
2-Günümüz insanının içine düştüğü ikinci sorun ise hazzın
tek bir yöne kanalize edilip diğer alanların göz ardı edilmesidir. Yani bir
insan, ebeveyni ile kurduğu ilişkilerinden, çocukları ile geçirdiği
vakitlerden, yaptığı hayır hasenattan, ibadetlerinden, akraba ziyaretlerinden,
kendisi için ayırdığı vakitten, hobilerinden ve meşru görülen birçok şeyden haz
alabilir. Ancak kapitalist zümreler, cinsellik ve para kazanmanın dışındaki haz
alanlarını küçümseyerek insanları sadece bu iki kanala teşvik ediyorlar.
Mutluluğu sadece para ve aşkta arayan insanlar bir süre sonra tıkanıyor ve
farklı arayışlara sürükleniyorlar. Zira dünyevi heveslerle elde edilen geçici
mutluluklar, samanın yüzeyindeki alev gibi sönerken, geride büyük bir keder
bırakıyor. Bu durum insanın umutlarını daha da karartıyor ve bir damla mutluluk
için kapı kapı dolaşıyor.
Mutlu olmak elbette her insanın hakkı. Fakat mutluluğun
kalıcı bir huzura dönüşebilmesi için asıl kaynağa ulaşılması ve huzurun buradan
çağıldaması gerekiyor. Aksi takdirde neye sahip olursak olalım aradığımız
mutluluğa ulaşmamız mümkün olamayacaktır. Bundan emin olabilirsiniz.