Günümüz Müslümanları modernizm ve batı teknolojisi
karşısında bir küçümserlik duygusunun etkisindedirler. Teknoloji ve savaş
üstünlüğü insanları hem büyülüyor, hem de korkutuyor. Korku ve büyülenme
insanın en çok etkilendiği, kendinden geçtiği, uzaklaştığı ve sarpa sardığı
durumu. Böyle olunca, insan üzerinde etki bırakma yöntemlerinin daha güçlü
mücadelesi bir savaş psikolojisidir.
Müslümanlar, tarihin hemen her döneminde en üstün
konumdadırlar. Çünkü kendilerine bağışlanmış olan güzelliklerin onları farklı
kıldığı gerçeği her zaman için geçerlidir.
Hıristiyanlar Tanrı yı baba, Hz. İsa yı Tanrı oğlu olarak
gördüklerinden hemen her durumda kültürlerinin içinde sürekli yeni dinler ve
tanrılar ihdas ediyorlar. Hıristiyanlık kültü bir bütün değil. Sayıları çok ve
birbirlerinden ayrılırlar. Her ayrılış bir tanrı algısına sahip olabiliyor.
Bundan ötürü izmler birer kült olarak ortaya çıkıyor. Bu, salt izmler ile
sınırlı değil. Bireylerin çıkışları da benzer algı içeriyor. Tolstoy, Ortodoks
Hıristiyanlığın kilisesine, mevcut kültün din olmadığının savunusuna
geçtiğinden bu, tutum Tolstoyizm olarak algılanıyor.
Voltaire, bulunduğu koşullarda ve ortamda tam bir karşı
koyuş içinde değil. Suyu bulandıran ve karmaşıklaştıran bir algıya sahip. Ne
tanrıyı ne de Hz. İsa yı inkâr ediyor. Benzer durum Ernest Renan için de
geçerli. O, Hz. İsa yı metafizik bir folozof, bir düşünür gibi görür. Dolaylı
bir biçimde Tanrı ve Elçi kavramlarına karşı çıkar. Yaratıcı bir güç var ama bu
nedir, bu sorunun cevabından kaçınır. Çünkü Tanrı ile insan arasında elçi
olamaz.
Baba, onlar için koruyucu bir özellikte. Yani baba, insan
biçiminde bir varlık. Bundan dolayı kendi düşünce yapısı içinde pozitivst bir
yönelim içinde.
Auguste Comte ise doğrudan pozitivzmi bir din veya bir
kült olarak sunar. Bu akıl dininin rahibi de, yani bir bakıma peygamberi de
kendisidir. Hatta bunun amentüsü sayılabilecek Pozitivizmin İlmihali adlı eseri
akla getirilmeli.
Katoliklik, Protestanlık, Kalvinizm ve daha benzerlerinin
her biri bir kült. Her biri kendi Tanrı oğlunu ihdas ediyor. Bu karmaşık
yapıdan oluşan her durum insanlık için bir zulüm aracı.
Müslümanlık insanlığa zulmü yasaklar. Adil olmayı,
iyilikleri ve yakınlarına iyi davranmayı emreder. Bunlar Müslümanların temel
bakışını oluşturur. Bu kural hiçbir zaman değişmez.
Müslümanların içinde bulunan yönetenlerin zulmetmeleri,
adaletten uzaklaşmaları önemli bir sorun. Onların, İslâm ile olan ilişkileri
sorgulanır. Zaten zalim ve adil olmayan bir yönetici İslâm ı asla temsil etmez.
Bugünün temel sorunsallarından biri hem pozitivist ruhlu,
hem batının yukarıda izaha çalıştığımız izmlerinin izleğinde olanların kafa
karışıklıkları kaçınılmaz. Batı ruhuyla Müslümanca bir düşünüş bir arada
olamaz.
Allah insandan münezzeh bir varlık. Yani insan olgusuyla
asla tanımlanamaz. İnsan bakışıyla da algılanması güç. Çünkü o, kainatın bütünü
içinde var. Hz. Musa nın konuşma arzusunun başına ne getirdiği biliniyor.
Yaratılan bir nesnede bile o yüceliğin ve büyüklüğün yansıması tanımı zor bir
durum oluşturuyor. Tanrı, yani baba- oğul ikilemi düalizmi insanı karışıklığa
sürüklüyor. Bu bakımdan Müslümanlar kendilerini ne tanrı oğlu, ne tanrı
temsilcisi veya bir peygamberi olarak görmezler. Papalık kurumu, insanların
üzerinde bir güç. İnsanlara günah ihdas edebiliyor. Kilise kendisini tanrı
yerine koyarak günahlarını bağışlayabiliyor.
İslâm ın en önemli özelliklerinden biri kul hakkı nı
gözetme. Çünkü yaratılana zulmetme hakkına sahip değil. Kişinin kişiye zulmü
büyük sorumluluk ve bağışlanması güç bir suç. Yani, bir insanın bir insana
zulmü, baskısı, adaletsizliği bağışlanamayacak bir durum oluşturuyor. İnsana
belli oranda sorumluluklar yükümleniyor. Bunun içindir ki Müslümanlıkta
tanrılar ve onların elçileri yoktur. Peygamberler vardır, onlar insan ile Allah
arasında elçidirler. O da sevgili Efendimiz ile son bulmuştur. Alimler ve Allah
dostları da Sevgili Efendimizden gelenleri insanlığa dönemin algısına göre,
temel doğrultudan ayrılamadan yorumlarlar.
Müslümanlığın yüceliği bütün yönleriyle belirgin. Aslolan
insanlığın hakkını yemeden, adil, merhametli ve şefkatli olmadır. Her bireyin
bir sorumluluk alanı var. Ama yönetenlerin alanı daha geniştir. Bunun içindir
ki, büyük sorumluluk taşıyan kimseler daha dikkatli olmak zorundadırlar.