Ramazan geldi geçti. Müslümanlar için bir elbise biçmişti her giyene yakışan. Çıkmasın üzerimizden diye dua ediyorum. Gönül rahatlığıyla “âmin” diyebilirsiniz.

O sakin halimize ihtiyacımız çok. Açlığı ve susuzluğu yaşayan bedenimizin o hali unutmaması önemli. Asıl susuzluk çektiğimiz hallerimizi düşünmek için de fırsat verelim kendimize. İçini dolduramadığımız kavramlar üzerine düşünmek için de bu zamanı bulmak elzem. “Kardeş” gibi, “ümmet” gibi… hatırlıyor musunuz bu kelimeleri. Ne ifade ettiklerini? Bizi etle tırnak sayan sistemin ne kadar özel olduğunu ve sorumluluk içerdiğini. Cemaatle namaz kılma alışkanlığımızdan olsa gerek siyasi duruşlarımızda da “imama uyma” alışkanlığımız devam ediyor. Fakat namazı bozan haller cemaat için geçerli! İmam abdest bozduğunda hâlâ arkasında durmak günahı imama ne kadar yükler? Hiç düşünmemiştiniz değil mi? O zaman iki dakika ayırıp düşünün isterseniz. Sonra devam edersiniz okumaya… Ben buradayım.

Bazı konular var ki tartışmaya açık değildir. Üzerine kafa yormadığımız bir kavram da “ahlak” aslında. Çünkü bizim Peygamberimiz “güzel ahlakı” tamamlamak için gönderilmişti. Hatırladınız mı? Ahlakın da bir fıkhı olduğu düşünmüşümdür hep. Yoksa kendisini öldürmeye gelen kabilelerin üzerindeki emanet mallarını dağıtmak içi yatağına “dostu” yatırır mıydı Peygamber! 

Birbirimiz kırmak üzerine edindiğimiz köşelerin sayısı o kadar çok ki… Dilimiz olabildiğince sivri. Doğruyu söylerken bile incitebiliyoruz birbirimizi. Her doğru her yerde söylenmez anlayışına karşıyım. Kastım bu değil. Her doğrunun her yerde bir şekilde söylenmesi gerekliliğine inanıyorum. Bu anlayışa tutunuyorum. Kişilerin kendi doğrularının genel geçer doğrularla savaştığını gözlemliyorum. Buluşabileceğimiz o kadar durak varken biz varlığımızı hep paralel çizgiler halinde devam ettirmeye çalışıyoruz. İki paralel çizginin asla buluşamayacağını bilerek hem de. Buluşmak istemiyoruz sanki. Herkes bizim gibi düşünsün istiyoruz. Herkes bizimle aynı acıyı paylaşsın, üzüldüğümüz cümlelerin özne ve yüklemleri aynı olsun diye bekliyoruz. Bizim düşüncelerimizin doğruluğunun sağlamasını “işimize göre” yapıyorsak eğer bu delik büyümeye devam edecek demektir.

Sahte bir isimle açılmış profiller irin kusmak ve ahlaksızlık yapmak için bir kamuflaj olamaz. “Fikrini söyle” evreninden “bir fikrin varsa söyle” evrenine evrilmek gerektiğini düşünüyorum. Hangi mecrada olursak olalım şifre çözücümüz “ahlak” olsun diliyorum. İnsanlıkla birebirdir çünkü. İnsanlığımızı kaybedersek geriye ne kalır?

Kendi fikir dünyamızı sağlam temeller üzerine kurmadığımız sürece; her bürokratik yalana inanmaya, her süslü lafa tav olmaya, üç dakikada değişen gündeme aldırmamaya, dış politika zafiyetlerinin yol ve köprü edebiyatıyla savuşturulmasına, leylayı israile peşkeş çekmenin onurlu sayıldığına, devletin dini olamayacağı için kendi abdestinizi imamın sanmaya, televizyon ve gazetelerin yalan söyleyemeyeceğine, “Eyy” diye başlayan her cümlenin meydan okuma olduğuna, Çehov ve Kafka’nın yazdıklarının haricindeki hiçbir metnin “hikâye” olamayacağına, propaganda denen işin sadece seçim zamanı kullanılan bir yöntem olduğuna, fetvalarla din öğrenilip, Ramazan programlarıyla aydınlanılacağına, bugünün sancısını çekmeyenlerin “gelecek” doğurabileceğine, zahmetsiz de rahmet olabileceğine, siyahi başkan seçmenin bir ulusun “ırkçı” günahını temizleyebileceğine, nükleer bombaların caydırıcı olduğuna ve masumluğuna, silah satıcılarının bunu bir gereklilik olarak görmesine ve mantıklı sebepler ortaya sürmesine, mezhep anlaşmazlıklarının en büyük problem olduğuna, çocukların ölmesine, annelerin ağlamasına, her gün bir yerimizin patlamasına alışmak çok zor değil!

Oysaki alışmak zillettir!

Zilletten kurtulmak için haber ve referans kaynaklarımızı iyice gözden geçirmek gerekiyor sanırım. Akıl nimetinin nimet olduğunun farkına varmalı insan. Ahlaklı olmalı, akıllı olmalı, prensipli olmalı, adıl olmalı, merhametli olmalı ki insan olabilsin.

Hatta Milli Eğitim Bakanlığımız üşenmesin müfredata böyle bir ders koysun. Adı da “İnsanlık” olsun. İçinde vicdan, kardeş, haya, edep, adalet olsun.

Sayısal puanı yüksek çocuklarla düzeleceğine inanmıyorum bu dünyanın! Ahlaklı bir toplum kaldırabilir yere düşen değerlerimiz ayağa. Kalemşorlarımız de iyi bir reklam yaparlarsa alıcı da bulur emin olun. Hikâyelerimiz bizim, insanlık bizden olur. Tezgâhında “İnsanlık” olan bir esnafın zarar etmesi mümkün müdür? Alıcısı yoksa bu esnafın suçu mudur?

Piyasası yok diye sektör değiştirecek değiliz. Biz her daim “Güzel Ahlak”a talibiz. Zira bizim en sevdiğimiz onu tamamlamak için geldi bize. Bize düşen geleni en iyi şekilde karşılamak değil midir?

Gelen hoş geldi, sefalar getirdi. Şimdiki iş misafiri memnun göndermekte.

Siz ne dersiniz?

Kalbinizin sahibine emanet olun…

Eyvallah!!!