Bu yazı öncesinde Halep’e gidip sokaklarında kayboldum. Son zamanlarda bunu yapıyorum. Masadan değil, sahadan. Suriye hakkında konuşurken haritalara değil sokaklara bakarak konuşmaya çalışıyorum. Halep, yaşadığım şehre bir iki saat uzakta. Öğlen gidip akşam geliyorum. Dün Halep Kalesine çıktım, geçen sefer geldiğimden daha sakin ve daha bir kendine güveniyor gibiydi şehir.

Bu mesele, sosyal medyada slogan atarak ya da stüdyolarda büyük cümleler kurarak anlaşılabilecek bir mesele değil. Suriye, yaşanmadan anlaşılamaz. Bugün Millî Görüş’ü eleştirenlerin önemli bir kısmı bu süreci genelde uzaktan izleyip hüküm vermeyi tercih etti. Konforlu bir mesafeden konuşuyorlar. Bedel ödemeden, risk almadan, sonuçlarına katlanmadan.

Milli Görüş Ve Suriye Gerçeği 4Boşaltılan şehirler bizim şehirlerimizdi. Katledilen yüz binlerce insan bizim kardeşlerimizdi. Bu savaş, bizim için uzaktan izlenen bir jeopolitik tartışma değil, doğrudan yaşanmış bir travmaydı. Çocukluğumuzda anlatılan Hama’nın acısıyla büyüyen bir kuşağın mensuplarıyız biz. Dolayısıyla Esed rejiminin ne olduğunu da neye mal olduğunu da başkalarından öğrenecek değiliz.

Suriye savaşı başladığında kenara çekilenlerden hiç olmadık. İmkânlarımız ölçüsünde kamuoyu oluşturmak için yoğun bir çaba yürüttük. Yüzlerce değil belki binlerce haber, analiz, dosya ve rapor yayımlandık. Amaç bir siyasi çizgi dayatmak değildi. Amaç Türkiye’de bu savaşın ne anlama geldiğini anlatabilmekti. Bu savaşın romantik bir devrim hikâyesi olmadığını, ağır bir insani bedeli olacağını anlatmaya çalıştık.

Yardım meselesi ise sadece rakamlardan ibaret olmadı hiç. Savaş devam ederken defalarca sınırın ötesine geçtim. Bugün sokaklarında özgürce gezdiğimiz şehirlere giremeden dağlardan ve sınır köylerinden gizlice içeri girerek yardımları ulaştırdık. Birileri Milli Görüş’e “Esedci” diye saldırırken biz Cansuyu gibi Milli Görüş’ün yardım kuruluşları ile Esed’in zulmünden kaçan Suriyeli mültecilere yardımlar organize ediyorduk. Evlendikten birkaç gün sonra Cansuyu ile Suriye’ye geldim ve çatışmanın ortasında kaldım. Hamas’ın Şam’dan ayrılışı bir haber başlığı olarak değil, bölgesel bir kırılma olarak hücrelerimize kadar hissettik. Halep’te muhaliflerin otobüslerle şehirden çıkarıldığı anları yüreklerimiz titreyerek takip ettik. Varil bombalarının ne olduğu teoride değil, sahada gördük ve yaşadık. Dün de çocuklarıma varil bombalarının düştüğü yerleri, lanetler okuyarak gösterdim, anlattım.

Milli Görüş Ve Suriye Gerçeği 2Bunları yazarken bir kahramanlık hikâyesi kurmuyorum. Tam tersine şunu söylüyorum. Bu savaş bizim için hiçbir zaman masa başı bir jeopolitik tartışma olmadı. Bu, doğrudan yaşanmış bir travmaydı. Suriye savaşı bizi başka insanlar haline getirdi. Yıkılan şehirler, dağılan aileler, öldürülen insanlar bizim için istatistik değil, tanıdık yüzlerdi.

Bugün Türkiye’de yaşayan Suriyeli mültecilere yönelik hassasiyetin sürmesi de buradan geliyor. İmkânlar ölçüsünde destek olmaya çalışıyoruz. Küçük, sessiz ama samimi çabalar yürütmek istiyoruz. Detayına girmeyeceğim. Bunlar büyük laflar etmek için yapılmıyor. Zaten büyük laflar etmek isteyenler genelde sahaya hiç inmiyor.

Ama bütün bunlara rağmen yıllardır aynı suçlamalar dolaşıma sokuluyor. Şahsım ile alakalı değil ama genel olarak aynı tavrı duruşu sergilese de Milli Görüş için “İrancı”, “Esedçi”, vs deniliyor. Artık burada cehaletten söz etmek mümkün değil. Bu, bilinçli bir çarpıtmadır.

Millî Görüş’ün bazı temsilcileri olaylar bu noktaya gelmeden önce Esed’i ziyaret etti. Bu ziyaretler bugün çarpıtılarak kullanılıyor. Oysa o günkü tabloyla sonrasındaki tablo kıyas edilebilir mi? Bu ziyaretler bir destek değil, bir uyarıydı. Kan dökülmeden önce yapılan bir ikazdı. Tıpkı merhum Erbakan Hoca’nın 1990 krizinde Kuveyt’e, Suudi Arabistan’a ve Saddam’a yaptığı ziyaretler gibi. Amaç savaşı körüklemek değil, durdurmaktı. Milli Görüş, haklıydı, yüzbinlerce şehidi, milyonlarca mülteciyi ve ağır yıkımı görmüştü.

Millî Görüş’ün Esed’e gönderdiği heyet şehirler yıkılmamışken, yüz binler ölmemişken gitmişti. Bu ziyaret bir destek değildi. Bir uyarıydı. “Bu yol felakete gider” demekti. Daha fazla kan akmadan kapı çalmaktı. Haklıydılar da. Bugün bu ziyareti hâlâ “Esedçilik” diye sunanlar ya tarihi bilmiyor ya da bilerek çarpıtıyor. Ama asıl büyük çelişki burada başlıyor. Bugün Millî Görüş’ü kuduz köpekler gibi saldıranlar daha dün Sayın Erdoğan yaklaşık bir milyon insan hayatını kaybettikten sonra bile Esed’le temas kurmaya çalışırken asla tek kelime edemediler. Ağızlarını açıp tek eleştiri cümlesi kuramadılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu yönde defalarca açıklama yaptı. Bu temas arayışı ne diye savunuldu? Henüz yüzbinler şehit olmadan önce yapılan uyarılar suç sayıldı ama bir milyon şehitten ve inanılmaz yıkım getiren iç savaştan sonra kurulmak istenen diplomasi ise meşrulaştırıldı. Bu bir fikir ayrılığı değildir. Bu düpedüz bir çifte standarttır.

Milli Görüş Ve Suriye Gerçeği 3Her şeyi taraftarı olduğunuz siyasetiniz ve tarafgirliğiniz ile değerlendiriyorsunuz. Ama Millî Görüş söz konusu olunca anlamaya bile yanaşmıyorsunuz. Eleştirinin değil, pozisyon almanın konuştuğu yer tam da burası.

Anlamaya çalışacağınızı pek düşünmüyorum ama anlatayım. Ehl-i Sünnet’in bir isyan ahlakı vardır. Ve bu ahlakın bir de fıkhı vardır. Bu fıkıh, kanın ucuz olmadığı bilinci üzerine kuruludur. Daha fazla kan akmaması, daha fazla cana kast edilmemesi her zaman hesaba katılır. Her isyan, her kalkışma, her silahlı çağrı bu süzgeçten geçirilir.

Millî Görüş bir slogan hareketi değildir; bir fıkıh hareketidir. Türkiye’de nasıl ki elimize silah alarak mücadele etmediysek, başka coğrafyalardaki kardeşlerimiz için de aynı hassasiyeti gözetmek zorundaydık. Rahat koltuklarda oturup başkalarına “silaha sarılın” demeyi hiçbir zaman ahlaki bulmadık. Sosyal medyada atılan her gazlı cümlenin sahadaki karşılığının kan, gözyaşı ve acı olduğunu hiç unutmadık. Tweet atarak savaş kazanılmıyor. Sen yazıyorsun, başkası kurşun yiyor. Sen yazıyorsun, bir anne bütün evlatlarını kaybediyor. Bu tabloda tereddüt etmeyeceğiz de ne yapacağız? Bugün yaklaşık bir milyon insanın hayatını kaybettiği bir savaşın ardından o günkü temkinli tutumun ne kadar haklı olduğu ortadadır.

Haksız mıyız?

Bugün değişen dengeleri de görmezden gelemeyiz. Bugün İsrail’in denklemdeki konumu, Suriye donanmasının ve hava gücünün neredeyse tamamen imha edilmesi… Bunların hiçbiri görmezden gelinecek başlıklar değil. Onlarca yıl Suriye’yi iliklerine kadar sömürüp işgal altındaki Suriye topraklarını kurtarmak için İsrail’e yalandan olsun bir taş bile atmayan Esed rejimini görüyor olmamız mevcut Suriye yönetiminin Amerika ile kurduğu yeni ilişki biçimlerinin de ciddi bir endişe kaynağı olmasını engellemiyor. Bu endişeyi dile getirmek Esed lanetlisini aklamak yahut yeni yönetimi silip atmak asla değildir. Aksine, yeni bir bağımlılık ve yeni bir felaket ihtimaline dikkat çekmektir. Temkin diyoruz buna. Dikkat buyurun, siz yazıp geçeceksiniz, belki 2, 3 twit atacaksınız ancak coğrafyada yüzlerce yılı etkileyecek kırılmalar yaşanacak, bence sizde temkinli olsanız iyi edersiniz.

Velhasıl, Millî Görüş elbette eleştirilebilir. Ama eleştiri, önce anlamayı gerektirir. Anlama niyeti yoksa yapılan şey eleştiri değil, karalamadır. Kan akmadan yapılan uyarılarla kan denizinden sonra kurulmak istenen diplomasi aynı kefeye konulamaz. Bunu bilerek görmezden gelenlerin meselesi hakikat değil, siyasal pozisyonlarıdır. Zaten onların dertleri de tam olarak budur. Millî Görüş’e vururken dertleri aslında Millî Görüş değil. Giydikleri Tom Amca gömleklerini nasıl da hak ettiklerini birilerine göstermeye çalışıyorlar maalesef.

Milli Görüş Ve Suriye Gerçeği 5