Marufta/istikamette herkese uyulur; sapkınlıkta hiç kimseye uyulmaz... Bu, siyasi itaatte (biat) de, ahlaki/ manevi sözleşme (inabe/intisapta) de böyledir. “Hilafet, Hz. Hüseyin’den (r.a.) itibaren ikiye ayrılmıştır: Siyasi/hukuki hilafet, ahlaki/manevi hilafet.” (Seyyid Ahmed Rufai k.s.)

    Tevbe/34. ayetteki: “Hahamlardan ve rahiplerden birçoğunun, insanların mallarını haksızlıkla yemeleri ve onları Allah yolundan uzaklaştırmaları, böylece altın ve gümüşleri biriktirerek Allah yolunda harcamayanların ateşle uyarılmaları”, sadece Yahudi ve Hıristiyanlarla ilgili midir? Onlar, böylece dini sömürdükleri için nice inananların, insanların laikleştirilmesinden sorumlulukları gibi, bizde de İslam’ı dünyalıklarına araç ederek/sömürmeleriyle dini bilmeyen kitlelerin laikleştirilmelerine, deizme, ateizme saptırıldığı gerçeği karşısında siyaset, cemaat, tarikat öncülerinin bir kısmının bu kapsamda olmadığını söyleyebilir miyiz?

SÖZLER/TAAHHÜTLER

Siyasi, hukuki, ticari, ailevi, ahlaki hangi konuyla ilgili olursa olsun, yerine getirilmelidir (haram olmadıkça). Vaatler, borçtur; ödenmelidir. Biz Milli Görüşçüler olarak merhum Erbakan Hoca’mızın “milli görüşü”nün mirasçılarındanız, emanetçilerindeniz. Gerçekte Milli Görüş’ün, sağcılıkla, solculukla ilgisinin olmadığı, dört partisinin de “laikliğe aykırılıktan” kapatıldığı biliniyor. Son olarak Saadet Partisi ile yoluna devam ediyor. Kendisine belki yüzlerce biat/itaat sözü veren Milli Görüşçülere emanet ve miras (manevi) bıraktığı bu görüşe sahip çıkmak, onu korumak, yamultulmasını önlemek, kimliğini korumak, vahdeti korumak, “okçular tepesini” terk etmemek, o yolda çaba göstermek sorumluluklarımız var. Yoksa kötü mirasçılardan (mirasyedi), vefasızlardan, döneklerden olabiliriz.

Milli Görüş’ün çizgisinin ve renginin değiştirilmesine göz yumamayız. Milli Görüş, tüm siyasi partilere, ideolojilere kimliklere eşit mesafededir. Halkımızın bölünmesine, ayrıştırılmasına, çatıştırılmasına müsamaha etmez. Ülkemizin Batı taklitçisi sağcılık ve solculuk zihniyetlerinin tahakkümünden kurtarılmasını, arındırılmasını hedefler. Bizde herkes kardeşi için yaşar; kardeşini kendine tercih eder. Görevler/emanetler istenmez, verilir. Zulümle mücadelemiz tek karargâhtan yapılır. “Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi’dir. “Yarın, birisi çıkar da biz de Milli Görüşçüyüz derse ...” sözleriyle merhum, milli görüşün son partisi Saadet’in Genel Başkanı olarak; kerametini/basiretini hepimize göstererek Saadet Partisi’ni bizlere emanet etti.

Milli Görüş’ün çağrısı tek hak/doğru yola/D-8’e’dir. Batı(l) yollara çağırmaz.

Hocamızın emanetlerine sahip çıkabilsek: D-8, İslam Birliği, Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya, 2. Yalta Konferansı, Kudüs’ün özgürleştirilmesi projeleri, idealleri önümüzde. Hedef çok büyük...

Biz Milli Görüşçüler tefrikanın, hizipleşmenin, kulislerin davamıza ne kadar zararlar verdiğini biliyoruz. Yeni bir fitneye neden olabilecek dedikodulardan uzak durmak vahdetimizi korumak sorumluluğundayız. Siyonizm de tefrikamızdan yararlanmıyor mu? “Fitne katilden de eşed”, “Allah-u Teala’nın merhamet ettikleri ancak fitneden, tefrikadan korunurlar.” Merhum Hocamızın kadim dava arkadaşlarının hepsine ayırt etmeksizin saygılı olmakla sorumluyuz. Onlar bize, bizler de onlara emanetiz. Rabbimiz tüm Müslüman kardeşlerimizi, hepimizi emanetleri koruyanlardan eylesin; hıyanetlerden de korusun, dualarımızla...