Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu, en az anayasa kadar önemli…

Hani, başından bu yana soruyoruz ya; 12 Eylül askerî darbesinden sonra askerlerin yaptığı bu anayasa neden yıllardır değiştirilmiyor, diye…

Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu, en az bu derece ehemmiyetli…

“Yönetimde istikrar, temsilde adalet” çok konuşulsa da neredeyse hiçbir dönem uygulanamayan genel geçer bir ilke!

Yönetimde istikrarı sağladığınız zaman temsilde adalet olmuyor, zira 2002 seçimlerinde yaşadığımız üzere, yüzde 35 oyla TBMM’nin büyük çoğunluğunu elde edebiliyorsunuz! Tamam, yönetimde istikrar sağlandı ama ya peki temsilde adalet! Yine hatırlayın lütfen, o seçimlerde milletin önemli bir kesimi TBMM’de temsil edilemedi. Dışarda kaldı. Seçimde yüzde 9.99 alsanız da, barajı geçemediğinizden dolayı milletvekili elde edemiyorsunuz, siyasi parti olarak…

Peki, nasıl bir sistem getirmeli?

***

Bugüne kadar uygulanan seçim sistemleri arasında yine en adil olanı “Millî bakiye” veya nam-ı diğer “Ulusal artık” gibi duruyor… 

Nispi temsil ile beraber kullanılan ve oyların TBMM’de en adil şekilde temsilini sağlayan bir seçim sistemi, “Millî bakiye”.

Biraz daha ayrıntı vermek istiyorum; 

* Millî bakiye sisteminde seçim bölgelerindeki milletvekili sayıları nispi temsil sistemine göre bulunur. 

* Partilerin seçim çevrelerinde aldığı bütün artık oylar toplanır. Açıkta kalan milletvekili sayısına bölünerek millî seçim kotası bulunur. 

* Her partinin elindeki toplam artık oy, millî seçim kotasına bölünerek, bununla orantılı bir şekilde milletvekilleri dağıtılır.

* Millî bakiye sistemi, temsilde adaleti en iyi sağlayan sistem olarak biliniyor. 

* Örneğin, 1965 seçimlerinde Adalet Partisi elde ettiği % 52,87 oy oranı ile 450 milletvekilliğinin 240’ını alarak hükümeti kurdu. Türkiye İşçi Partisi (TİP) aldığı % 2,97 oyla 15 milletvekili, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi aldığı % 2,24 oyla 11 milletvekili ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil hakkı kazandı. 

Adaletse adalet, istikrarsa istikrar…

Bence düşünülmeli…

AÇIK OY, AÇIK TASNİF!

Meclis’te anayasa oylamaları var. Bazı vekillerin açık oy kullandıkları ve suç işlediklerini söylediler. Bu söz, benim tam kapanmak üzere olan bir yarama tuz bastı.

Sayın vekillerim ve tüm kamuoyu ben ve görmeyenler tüm oylarını açık kullanıyor. Yani olması gereken; “gizli oy açık tasnif”. Biz görmeyen engelliler olarak oyumuzu bir başkasıyla kullanıyoruz. 

İlk oyumu Karabağlar Cumhuriyet Lisesi’nde genç bir öğrenci olarak kullandım. Okuldan bir arkadaşımı götürdüm, oyumu kullandım. Beş, on yıl önce de bir seçime katıldım. Sandık başkanı diyor ki, “Ben de sizinle birlikte kabine gireceğim.”, tabii biz itiraz ettik. Ancak fazla da bir kavga olmasın diye kabul ettik. Ben, bana yardımcı olan sandık başkanı ile birlikte oy kullandım. Sayın başkan, oy kullanırken bana ne dese beğenirsiniz: “Güvendiğiniz dağlara kar yağmasın!” 

Peki ya hiç dışarı çıkamayanlar… Onları hiç sormayın! Benim bir arkadaşım var, dışarı çıkamadığı için oy kullanmıyor. 

Engellilerin oy kullanma sorununun mutlaka çözülmesi gerekiyor. Bununla ilgili bir çalıştay da yapıldı. Artık seçim zamanı gelince oyumu kiminle kullanacağım diye kara kara düşünmek istemiyorum. (Salih Arıkan)

HAMZA EFENDİ BAKLAVALARI…

Millî Gazete’nin arka sayfasında tanıtımını görünce dikkatimi çekti; Hamza Efendi Baklavaları. Hamza Efendi Baklavaları, Süleyman Çalışkan ağabey ve ailesine ait olan Beyza Grubu’nun tatlı kanadı…

Çeşitleri de var; Hamza Efendi Mini, Prenses, Özel Cevizli, Hamza Efendi Cevizli, Havuç Dilimi, Şöbiyet, Bülbül Yuvası Fıstıklı, Bülbül Yuvası Sade, Kadayıf, Fıstıklı Sarma, Baklava Özel Kare, Normal Baklava…

***

Hamza Efendi baklava ve tatlıları şimdilik Adana, Mersin ve Hatay’da satışa sunuldu. 

Görüntüleri muhteşem ama İstanbul’a ne zaman gelecek, şubesi burada ne zaman faaliyete geçecek merakla bekliyorum…

BİZDE NEDEN OLMUYOR BE ABİ!

* Herkes eşit haklara sahiptir. 

* Her insan bedava sağlık sigortalıdır. 

* Evler şehir merkezi dışında bir dönüm bahçe içindedir. 

* Şehrin yarısı spor sahaları, botanik bahçe, göl ve akarsularla kaplıdır. 

* Okullar bedavadır. 

* Tüm hizmetler bir telefonla bağlanır.

* Musluktan akan su, içilen sudur.

* Devlet televizyonunda 100 küsur ayrı millete mensup insanların kendi dilinde yayın yapılır. 

* Kıyılar herkesindir. 

* Yalan söyleyen, yalan beyanda bulunan insanın hayatı kayar.

***

Burası neresi mi; burası Avustralya. Ne kadar da hoş…

Peki, bütün bunlar bizde neden olmuyor/olamıyor be abi? Var mı sorunun cevabını bilen! Varsa beri gelsin…

MEDYA NOTU…

* Ahmet Hakan, Kanal 7’de Haber Saati ile bilindi. Öncesi de var elbette; TGRT ve yerel gazeteler… Ama Kanal 7’de meşhur oldu. Aynı kanaldaki “İskele Sancak”da popülerliğini artırdı. Daha sonra bir süre Yeni Şafak’ta ve ardından Sabah Gazetesi’nde köşe yazdıktan sonra Doğan Grubu’na transfer oldu; Hürriyet’te köşe yazarlığı yapıyor ve CNN Türk’te “Tarafsız Bölge”yi sunuyor. Ahmet Hakan, bu hafta başından bu yana da Kanal D’de ana haberi sunmaya başladı. 

Üstelik kravatlı. Bakalım ne olacak?

TEBRİKLER…

* 39 kişinin hayatını kaybettiği Reina saldırganı yakalandı. 

* Hem de sağ yakalandı. 

* Sağ yakalanması önemli. Zira, saldırının arkasında hangi karanlık güçler, hangi kanlı eller, hangi global güçler, hangi habis emeller var, bunların ortaya çıkarılması lazım. 

* Saldırganın kendini patlatmadan ya da intihar etmeden sağ yakalanması bir kere polisin önemli bir başarısı. 

* Bu vesileyle, başta İstanbul Valisi Vasip Şahin olmak üzere, İstanbul Emniyeti tebrike şâyan. 

* Elbette, saldırganın yakalanması 39 kişinin hayatını geri getirmiyor ama geleceğe yönelik adımların atılması, kim dost, kim düşman bunun ortaya çıkarılması, önemli ipuçların elde edilmesi sağlanacak…

* Saldırı ile saldırganın yakalanması arasında geçen süre hiç kuşkum yok ki filmleri aratmayacak derecede bir “istihbarat” taktikleri şeklinde geçti. Bunun nasıl geliştiği önemli değil. Ortaya saçılmaması lazım, ayrıca…

Tebrikler…