HUlusi Baştuğ… 71 yaşında...

Kırıkkale Bahşılı ilçesinde ikamet etmekte… Makine Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE) çelik fabrikasından emekli.

Hulusi amcamızın birçok özelliğinin yanı sıra çok önemli bir özelliği daha var; yıllardır her gün Milli Gazete’yi alıp okuyor ve seçtiği bazı yazıları keserek torunlarından kalan eski defter ve kitapları albüm gibi kullanarak onların üzerine yapıştırıyor…

Kendisine ait küçük bir atölyesi var…

Ve bu atölyenin önemli bir köşesini bu işe ayırmış.

Gördüğünüz üzere albümler de epeyce birikmiş.

Hulusi amcaya buradan hürmetlerimi iletiyor, ellerinden öpüyorum.

İyi ki varsın Hulusi amca… Sağlıkla, hayırlı uzun ömürler diliyorum.

AMAN DİKKAT!

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir; taraflar arasında anlaşma sağlanamazsa ilaç parasının tamamı cebimizden çıkacak…

Bu ne demek, peki Açalım…

Bu yılın Ocak ayında, Türkiye Eczacılar Birliği (TEB), ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) arasında 31 Mart 2016 tarihine kadar uzatılan protokolün sona ermesine sayılı günler var…

Daha doğrusu gün var…

Ama müthiş bir belirsizlik var… Ne olacak, nasıl olacak

Vatandaşın mağdur edilmemesi gerekiyor.

Türkiye genelindeki 80 milyon sigortalıya sunulacak ilaç hizmetinin sağlıklı yürümesi ve 24 bin 500 eczanenin, 71 bin çalışanıyla ayakta kalabilmesi için bir an önce iyileştirme yapılması da gerekiyor.

Yazıyı gazeteye verdiğim saatlerde görüşmeler devam ediyordu.

Bakalım nasıl bir sonuç çıkacak Ama yukarda da zikrettiğim gibi burada esas olan milletimizin mağdur olmaması…

LYS TARİHİNİ DEĞİŞTİRMEK MÜMKÜN DEĞİL Mİ

Selamünaleyküm Adnan Abi,

İstanbul’da Uluslararası Fatih Sultan Mehmet Anadolu İmam Hatip Lisesinde okuyorum.

Son sınıf öğrenciyim…

Dolayısıyla üniversite sınavına hazırlanıyorum.

Bildiğiniz gibi sınavın ilk basamağını atlattık. İkinci basamak olan LYS’ye hazırlanmaya başladık.

Fakat muzdarip olduğumuz bir konu var; milyonlarca öğrencinin girdiği bu sınav Ramazan ayına denk geliyor.

Biz İmam Hatip talebeleri olarak bu konuda neden hassasiyet gösterilmediğini merak ediyoruz.

Yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede, muhafazakâr olan bir iktidar döneminde bu tür olaylara rastlamak üzüyor bizi.

Bu yıl buna benzer bir durum İngiltere’de yaşandı.

Ülke genelinde yapılacak olan bir sınav Ramazan ayıyla çakışıyordu. Fakat Müslüman vatandaşların mağdur olmaması için düzenlemeye gidildi. 

Sınav dört oturumdan oluşuyor. Her oturum ayrı bir günde yapılıyor. Tüm günler Ramazan ayına denk geliyor. Yaz aylarında oruçlu bir şekilde sınava girmenin öğrencileri etkileyeceğini düşünüyoruz. Allah (C.C.) oruç tutanlara elbette yardımı esirgemez. Bundan hiç şüphemiz yok ama yine de Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK ve ÖSYM el ele vererek bu konuda bir düzeltme yaparlarsa seviniriz…

Bu konuyu gündeme getirirseniz seviniriz…

Hürmetlerimle... (Abdullah Atala)

UNUTMAYALIM, UNUTTURMAYALIM…

yarın 31 Mart…

31 Mart Vakası diye tarihe geçen bu olay, 14 Nisan 1909 tarihine rastlamakta.

Peki, ne oldu bu tarihte

Tarihçiler bu olayın, kendi zulümlerini örtmek isteyen İttihatçıların, cennetmekân II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesini temin etmek için, İngiliz Gizli Servisi’nin yardımı ile ve İngilizlerin aleti olarak tertipledikleri bir hadise olduğunda ittifak etmişlerdir.

Ancak suç, samimi Müslümanlara yıkılsın diye, bir kısım dini sloganlar kullanılmış ve “şeriat elden gidiyor” diye dine ve dindarlara hücum planları hazırlanmıştır.

İttihatçılar, kendilerinin tertipledikleri bu olayı, dindarları mürteciler diye suçlayarak dindarlara yıkmışlar ve maalesef kendileri gibi düşünen tarihçileri de kullanarak, bu olayı en büyük irtica olayı diye takdim etmişlerdir.

Böyle bir tertibi fiiliyata dökmek için hem yeterli sebepler vardır ve hem de memleketin bazı halleri böyle bir fitne için alevlendirici özellik arz ediyordu…

31 Mart Olayı, İttihatçıların tertipledikleri bir fitneydi; ancak muhalifleri olan Kâmil Paşazâde Said Paşa, İsmail Kemal Bey, muhalif gazetecilerden Mizancı Murad ve Volkan gazetesi başyazarı Derviş Vahdeti gibi bazı isimler de durumdan pay çıkarmak uğruna ateşe körükle gittiler ve fitne ateşini söndürmek yerine daha da alevlendirdiler.

Neticede düşmanlar kâr etti; devlet, millet ve dindarlar zarar etti. Çünkü kurulan Divan-ı Harbi-i Örfî çok masumları idam sehpalarında sallandırdı.

Din düşmanı kesimlerin eline de tam bir irtica sermayesi verilmiş oldu.

***

Bu tür oyunlar İslam coğrafyasında sık sık sahnelendi, sahneleniyor. Unutmayalım, unutturmayalım…

NOT: Bugün, 30 Mart 2016, Çarşamba 1) Emekliler hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!