Yetmişli yılların sonları,
İstanbul’ un Fatih semti adeta diriliş iksirini içip geçmişi günümüze taşıdı.
Kimi insanlar şaşsa da,
Kimileri bu modern çağın bütün griliklerini, betonlarını, sevgisizliklerini eriten bir devrime tanık olmaktaydı.
Evet, ortam kırklı yıllar kadar keskin sertlikler göstermese de.
Yine de büyük cesaretti.
Mahmud Efendi’nin bağlılarından isteği, giysileri ile topluma yerel kültüre sevdalı değil kara sevdalı olduklarını göstermeleriydi.
Bu yüzden Çarşamba semti sanki Medine idi.
Toprağı Mekke ile harmanlanmıştı adeta.
Kadınların ve erkeklerin geçmişe dönüş izdüşümü, topluma huzurlu bir frekans olarak yansımaktaydı.
Kolay mıydı bu devirde cüppeyi, sarığı, çarşafı üzerinde bir onur abidesi gibi taşımak.
Zaman içerisinde özellikle 28 Şubat döneminde katı gardırop yasakçılarının tehdit ve saldırılarına uğradılar, cemselere atılıp nezarethanelere götürüldüler.
Fakat herkes de bilmekte idi ki, vatanlarına deli divane sevdalı idiler.
Sohbetlerinde Uhud şehidleri ve Çanakkale şehidleri birlikte anılmaktaydı.
Üniversite yıllarımda benim ve arkadaşlarımın derslerden çıkınca takip ettiğimiz önemli konuşmaların başında Mahmud Efendi’nin yaptığı anlamlı vaazlar gelirdi.
Önceki gün baktım marketteki temiz yüzlü genç, yağan yağmuru arkadaşına göstermekte.
“Bak kanka, Rahman’ın sevdiği dostun vefatında gökler ağlamakta.”
Başımı kaldırıp gençlere gülümsedim.
Siz umut nesli, diriliş neslisiniz dedim.
Onunla ilgili hoşluklar bitecek gibi değil.
Birkaç ay önce mahallemizde rastladığım sarıklı Malezyalı gençlerle konuştuğumda, burada nelerle meşgulsünüz dedim. “Mahmud Efendi’nin medreselerinde ilim tahsil ediyoruz” dediler.
Fatih Camii’ndeki cenazesi tıklım tıklım.
Çoğu kişi yarı yoldan döndü, izdihamdan gidemediler.
Birçoğu geceden camide kaldı, sabah namazı safları doldurdular.
Giderken de cenaze namazı ile yüreklere seslendi.
Temiz bir yaşamın karşılığının dünyada da ötede de mutlaka sevgiyle alınacağını anlattı.
Yaşarken kutlu inanıştan mahrum kalanların, ayrılırken ne kadar nasipsiz olduklarını sayısız kez gördük.
İnsanlar mütebessim giden de mutlu, ardından onu Fatihalarla Yasinlerle uğurlamaya gelenler de huzurlu.
Bundan daha büyük makam, şöhret, servet olabilir mi?
O manevi önderlerdendi.
Büyük bir İslam âlimi idi.
Günümüzde sünneti dışlama emareleri gösteren pek çok dini tahsil yapmış kişiye inat Sünnetlere tutkundu.
Unutulan sünnetleri insanlara yeniden anımsattı.
Güzel kitaplar kaleme aldı.
Yurt içi ve yurt dışı medreseleri pek çok insanın aydınlanmasına vesile oldu hatta üniversite tahsilleri esnasında, medreselerde ilim alan gençlerin çift taraflı yetişmeleri ile Müslümanlar büyük bir ivme kaydetti.
Manevi bir mimar olarak topluma yaptığı inşa eylemi ile ihlaslı, takva sahibi insanlar çoğaldı.
Bu yüzden cenazesinde, yüreklerdeki sevgi sele dönüştü.
Her Müslüman’ın özendiği bir yaşam grafiğinin öteye yönelmesi, gönüllerde derin izler bırakması, hepimiz için çok değerli bir belgesel oldu.
Onun o çok kıymetli temiz çizgisi umarım kendisinden sonra da devam eder.
Rabbim rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.