Biz Bu Ülkeyi Sokakta Bulmadık

Bismillâhirrahmânirrahîm;

İSTANBUL Sözleşmesi ve onu referans alarak çıkarılan 6284 sayılı yasanın kabulünden sonra aile faciaları, cinnet, intihar ve cinayetler yükselişe geçti. Çünkü bu sözleşme önce eşcinselliği teşvik ediyor; cinsiyetsizleştirmeyi, ailesiz toplum anlayışını dayatıyor. Aileyi dağıtmayı amaçlıyor.

Hele, İstanbul Sözleşmesi’nin TBMM’de kabul edilme şekli var ki, tam bir skandal. Yangından mal kaçırırcasına, el çabukluğuyla, gecenin geç saatinde, 26 dakikada Meclis’ten geçiriliyor. Millete sorulmadan, komisyonlarda görüşülmeden, geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bir sözleşmenin imzalanması onur kırıcı. Zararları açıkça görülüp ateş içimize düşünce feryada başladık. Testi kırılmadan tedbir almayı beceremiyor muyuz?

Kamu Denetçisi Kurumu (KDK) Başdenetçisi Şeref Malkoç, Avrupa’dan gelenin gözü kapalı kabul edilmesi garabetinden şikâyetçi: “Buradaki problem, sözleşme imzalanırken veya bununla ilgili yasa düzenlenirken toplumda yeteri kadar tartışılmamasıdır. Acılar, sıkıntılar çıkınca konuşur olduk. ‘Uluslararası sözleşme tartışılmaz’ deniliyor. Toplumun yararına mı, değil mi, bunu irdelememiz lâzım.” (Türkiye, 22.11.20199)

İstanbul Sözleşmesi ve ona bağlı olarak çıkarılan 6284 sayılı yasayı kabul eden AKP, CHP, MHP, HDP’nin yönetici ve milletvekilleri, sözleşmenin fayda ve faziletlerini(!) millete ve seçmenlerine açıklamalı. Bu, millete asgari saygının gereğidir. Şurası bilinmelidir ki, Türkiye halkı sömürge yerlisi değil. Bağımsız ülkeyiz. İşgal altında da değiliz. Çanakkale’deki, 15 Temmuz’un arkasındaki can düşmanlarımızın dayattığı bir sözleşmeyi nasıl kabul ederiz?

 BU GAFLET AFFEDİLMEZ

İSTANBUL Sözleşmesi; kadına ve aile içi şiddeti bahane ederek, aile kurumunu yıkmayı amaçlıyor. Aile yapımızdaki hızlı çözülme bunun ispatı. Feminizmin benimsediği kadın egemenliği adına, erkeği cezalandırmayı amaçlıyor. Sevgi, saygı, fedakârlık, birbiri için yaşama gibi insanî değerlerin hiçbiri mevcut değil. Şiddeti önleyecek tek öneri yok.

Sözleşme ve yasa hem hukuka aykırı, çünkü erkeğin savunma hakkını yok sayıyor; hem de pedagojik değil, çünkü yalnız cezalandırma yöntemini benimsiyor. Hâlbuki adalet her iki tarafı titizlikle dinledikten sonra ortaya çıkar. Sonra biz bağımsız bir ülke değil miyiz? Tarihî düşmanlarımızın dayattığı bir aile anlayışı ve sosyal yapıyı niçin kabul ediyoruz? 200’den fazla üniversiteye sahip olmakla övünüyoruz. Bu kadar akademisyen, ilim adamı; ihtiyacımız olan, değerlerimizle örtüşen aile hayatımızı planlama yeteneğinden mahrum mu? Bu kendimizi inkâr değil midir? Niçin “yerli çözümler”e yönelmiyoruz? Türkiye kendi kendine yetmiyor mu? Bizim Batı’ya ne ihtiyacımız var?

Abdurrahman Dilipak, “Kim Kazandı?” başlıklı yazısında, bu belâyı başımıza saranları uyardı: “Birçok meselede siyasiler böyle kanlı bıçaklı oluyor da, bir yanda Emine Erdoğan, Aile Bakanlığı, KADEM; öteki yanda Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, İnce, Kaftancıoğlu, LGBT, AB’nin ortaya attığı bir İstanbul Sözleşmesi ve CEDAW gibi, aileyi ve nesli ifsat eden bir fitne konusunda bu kadar kolay uzlaşıveriyorlar. Bu millet, sağı ile, solu ile bu gafleti affetmez.” (Yeni Akit, 28.11.2019)

AİLE SON KALE

AİLE toplumun en küçük kurumu, en sağlam hücresidir. Gelişmiş toplumlar aile fertlerini bir araya toplayıp aileyi güçlendirme formülleri arıyorlar. Biz ise; aileyi dağıtacak, parçalayacak, millî bünyemize aykırı yapılar içinde yer alıyoruz. Aile yok olursa toplum dağılır. Aileyi koruyamayan devleti hiç koruyamaz.

Biz İstanbul Sözleşmesi’ni niçin kabul ediyoruz? Ülkemize kastımız mı var? Toplumu sürüklediği mecra belli değil mi? Kimse şunu unutmasın: Biz bu ülkeyi sokakta bulmadık. Şehitlerden emanet olarak devraldık. Her karış toprağı şehit kanıyla yoğruldu. Bu ülke bizim! Burada yaşayanlar bizim insanımız! Yönetimde bulunanlar bu emaneti Batı’ya peşkeş çekemez. “Enbiyâ yurdu bu toprak; şühedâ yurdu bu yer!”

MEMUR-SEN Genel Başkanı Ali Yalçın, “İstanbul Sözleşmesi topluma yapılan en büyük kötülüktür” diyerek TBMM’yi göreve çağırdı: “Türkiye, toplumu ifsat eden, aileyi hedef alan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmelidir. Bu; alternatifsiz, vazgeçilmez değildir.” (13.07.2019)

Aile kurumunun kutsallığına inanan, Türkiye ile ilgili hassasiyetleri olan her memleket evlâdı, İstanbul Sözleşmesi ve onu referans alan 6284 sayılı yasanın oluşturduğu vahim sonuçlardan endişelidir. Ülkemizi sistematik olarak çökertmeyi amaçlayan sözleşme ve 6284 sayılı yasanın derhal feshedilmesi gerekir.

Milletimiz, Cumhurbaşkanı’nın 02.06. 2019 günü söylediği şu sözün icraata dönüştürülmesini dört gözle beklemektedir: “İstanbul Sözleşmesi nas değildir; feshedilebilir.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Çin'in bulduğu ve Türkiye'de de uygulanacak olan koronavirüs aşını yaptırır mısınız?