“Demokrasi İmparatorluğu”

Amerika’da yayımlanan bir eserin adıdır “Demokrasi İmparatorluğu”. Bu kavram gerek Amerika gerek onun uydusu ve etkisi altında olan ülkeler için yeterince tanımlayıcı. Yaşanan sürece bakıldığında Amerika’nın kendine özgü demokrasisi ve imparatorluğu farklılık arz ediyor. Kendilerininki farklı uydularınınkisi de daha farklı.

Amerika demokrasisi, Katolik Hıristiyanlığın da bir özdeşi. Tam anlamıyla bir sulta. Sadece kendilerini değil etkisinde bulunan ülkeleri veya korkudan çizginin dışına çıkamayan ülkeler için de önemli bir sorun. İnsanların nefes alamadığı bir ortam bu tür yönetimin. Görünürde, demokrasi var gibi görünüyor, istenilen yönetimler oluşturuluyor ama sadece söz konusu kendi çıkarları. Bu tür demokrasi veya yönetim tarzı biraz da krallıkları andırıyor. Kimin yönetime gelmesi gerekiyorsa önceden tasarlanıyor, oynanan bir tür oyun ile arzulanan yönetim oluşturuluyor.

Siyahiler Amerika’da ne kadar söz sahibi? Ya da uydu ülkelerde kim ne kadar özgür?

Müslüman olan topluluklarda bu durum çok daha vahim. İşgal altına aldıkları ülkelerin yönetimlerini de kendileri belirliyor. O yönetim yıllar yılı manipülatif uygulamalar ile ayakta tutuluyor, istendiği anda da alaşağı edilebiliyor.

Katolik Hıristiyan dünyanın ruhu Papalık ile bir özdeşlik içinde. Görünürde Papalık söz sahibi olmasa da, uzantıları ve etkisi yadsınamaz. Hemen her şey iç içe. AB ülkeleri ne kadar özgür, ya da ne kadar bir serbesti içinde? AB ülkeleri de birileri için bağlayıcı ve sınırlı. Amerika’nın yönlendirdiği ve yönettiği bir dünya var ve bu, yok sayılamaz. Venezüella olayında hangi Avrupa ülkesi özgür ve kendi başına davranabiliyor, Amerika’ya aykırı davranabiliyor?

Demokrasi ile yönetilen Müslüman ülkeler, ne kadar bağımsızdırlar? Örneğin Pakistan sınırları aşıp kendi başına bağımsız hareket edebiliyor mu? Şu son otuz yıl içinde neler yaşandığını biliyoruz. Suikastler, kazalar, cinayetlerle yönetimler anında devre dışı bırakılabiliyor.

Amerika’ya karşı direnen Venezüella ne zamana kadar ayakta kalabilecek? Komplo ve saldırıların ardı arkası kesilmiyor.

Amerika’nın dünya üzerindeki sultası, demokrasi dışı. Tamamen emperyal bir ruh taşıyor. Dünyayı da kendilerine göre çekip çeviriyorlar. Avrupa ülkeleri de onlara ayak uyduruyorlar.

Demokrasi çok da tartışma konusu olmuyor, olamıyor. Avrupa ülkeleri için seçimlerin çok da bir önemi yok. Katılımlar oldukça düşük seyrediyor. Partilerin tutumları birbirine çok da aykırı değil. Sosyal demokratlar ile Cumhuriyetçiler, ya da Hıristiyan demokratlar yönetime gelse de büyük bir değişimden söz edilemiyor. Yönetime gelenler dünya imparatorluğunu elinde bulunduranlara çok da aykırı hareket edemezler.

Hele Müslüman ülkeler için durum çok daha vahim. Afganistan, ya da Mısır demokrasilerinin, yönetim biçimlerinin, sultanın Amerika ruhuna aykırı düşmediği kesin. Onlar için bu ülkelerin demokrasisi çok da önemli değil. Kendileriyle uyumlu olmaları yeter bir neden. Krallıklar da öyle değil midir?

Krallık yönetimlerinden, denetimlerinde oldukları sürece hiç de rahatsız değildirler. Ama Venezüella söz konusu olunca o demokrasi geçerli değildir. Sultaya itaat etmedikleri için kabul görmüyorlar.

Amerika’da, azınlıklar sadece bir çeşnidir. Siyahiler sınırları zorladığı için onlar asla istenilen anlamda söz sahibi olamazlar. Kimi dönemlerde Barack Obama gibi istisnalar olsa da bu geçici bir durum. Zaten ülkeyi yönetir gibi görünen başkanlar sadece bir semboldür. Asıl yönetim arka planda ve daha da çok sermaye söz sahibidir. Dünya ülkelerinin gidişatına göre tutum belirliyorlar. Önemli olan Amerika hükümranlığı ve sultasıdır. Buna asla zarar gelmesini istemezler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Abduirrahman Serdar - Bazan ağır-uyarıcı kelimeler kullanıyorum. Kimseye hakaret etmiyorum, söz ortaya.

İSTİKLAL HARBİNİ İÇTEKİ ve Dıştaki müslüman düşmanlarına karşı KAZANDI. Bunu fark eden ve çaresiz kalan İÇ DÜŞMANLAR, derhal temsilcilerini LOZAN'a gönderdiler.

Hacı Bayram'da kılınan NAMAZın ardından MiLLET MEClisi üyeleri ve hükumeti

Ankara'da Dini İSLAM olan CUMHURİYETI kurdu ve çalışmalarına başladı. Fakat, AVRUPA eğitimi görmüş KRİPTOLar, bu yıllarda tehlikeyi erken sezdikleri için bilahare LOZAN'a giden temsilciler vasıtasıyla ROTAYI değiştirmiye uğraştılar ve Lozanda DİREKSİYONA hakim olarak

dediklerini yaptırdılar. İstiklal Harbini kazanan ve Devleti kuran Kurucu Millet Meclisi üyelerinin teker teker KELLESİNİ aldı ve aldırdılar. Cumhuriyetin de, böylece, ROTASINIeğiştirdiler.Bütün

bunları, söyliyenlerden BİRİ de Prof. Neumark'tır.

İkinci Cihan HARBİNDE, ALMAN ZULMÜNDEN kaçıp Türkiyeye sığınan, Bizim

SBF ve diğer bazı fakültelerimizde ders okutan, fakat, zaman içinde, burada fazla huzur bulamadan ayrılan, YAHUDİ Prof. NEUMARK diyor ki ; " yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ASLA

bir TÜRK ve İSLAM DEVLETİ OLMADI, evet Olmadı. Çünkü, YENİ DEVLETİ VE RESMİ İDEOLOJİYİ Tesis Edenler, hep, KRİPTO (gizli) Yahudi ve GİZLİ Ermeniler idi ".

Demek istediğim o ki bazı HAİN ve DANGALAK müslümanlara, sultan çocukları dahil, taa Abdülmecid ve Abdülaziz ve Abdülhamid döneminden beri ISLAHAT, TANZİMAT, MEŞRUTİYET, adem-i merkeziyet, CUMHURİYET gibi BATILI müesseseler ŞİRİN gösterilmiye

çılışılmış ve çalışılmıya da devam edilmektedir.

Bakan değil, GÖREN GÖZLE bakılırsa İSLAHAT Döneminden günümüze kadar, hER

safhada İSLAM ve Türklük,kürtlük SÜREKLİ KAN KAYBEDİYOR, el'an da.

Halbuki, bu müesseseleri BATILILAR, yerine, iklimine, zamanına göre, KRALLIK-

larla birlikte işlerine uyar bir şekilde, farklı farklı uyguluya ve uygulata gelmiştir.

Yanıtla . 0Beğen 13 Mart 16:44

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?