İstanbul da hengameli yolları arşınlarken; hayallerim

Medine deki Fedek arazisinde. subaşında toplanmış Resulullah ve arkadaşlarının

yanında:

Bakın şimdi Hz. Osman içeri girdi. Allah ın Elçisi İlahi

mesajın, esenlik ve saadet rüzgarının uğramayacağı bataklığın olmayacağını

söylüyor. Her bataklık bir gülistana dönüşür bu vesileyle. Öyleyse itip kakma,

yüksekten bakma; dama çıkıp merdiven çekenlerden olma derdi dedem . Şu an içim

kıpır kıpır.

Eğer biraz daha kulak kesilsem, ayaklarım yerden

kesilecek gibi oluyor. Şimdi gelip geçenlere bakarken O nun gözlerinden

görüyorum dünyayı. Büyük bir hoşgörü ve tahammül duygusu içinde Hakk a mecbur,

Hakk ı arayan bir insanlık serüvenidir bu hikaye diyorum içimden. Ardından bir

büyüğümün kasidesi geliyor o gülistan şehrinin efendisi hakkında:

Müslüman ın;

Muhammet (s.a.v.) gibi hangi yetimin başının üstünde eli

şimdi,

Açlar kimden medet umar, sırlar kime güvenir şimdi.

Eli uzunlar, haydutlar kimden korkar,

Gönül ve beden tacirleri utanır da, saklanırlar mı şimdi

Cana kıyan vicdansızlar ne zaman dizi dibinde tövbe

ederler.

Ne zaman gelir adalet... ! İnsan ne zaman özgürdür

hayallerinde;

Kılıçların gölgesindeki merhamet ile sedirlerin

üzerindeki heybet,

Ne zaman ölesiye bir dostluk ederler,

Ne zaman gelir Ey Elçi!

İçinden yoksul, dışından zebun hayatımıza.

Bizler mahzun buruk ve çağın yoksullarıyız. Ömür

sermayemizi, vatan bellediğimiz bu toprakları, geleceğimizi ziyan edip, beyhude

harcadık..! Zaman geçti ve Peygamberimizin örnek hayatı ile kendi biçare

aldanmışlığımız arasında sıkışıp kaldık:

Yolları boşuna yürüdük, aşınır sandık,

Hakikati haykırdık zalim vicdanlara, erişir ve

iyileştirir sandık,

Elde avuçta bırakmadık, yoksula, yetime ve mazluma azık

olur sandık,

Ya Resulullah!

Ahlakını, ibadetini, muhabbetini, irfanını ve sevgi dolu

sözlerini hayatımızın rehberi yapmak zorundayız fakat mahcubuz.

Ey Allah ın Elçisi! Ne olur mahzun olma!

Bak ümmetin kırık

kalplerle düştüğü yerden doğruluyor; zamana kalkıyor şimdi ..!