Mahallemizin bakkalı, insanların bir araya geldiği ve sorunlarının tartışıldığı bir ortamdı. Bakkal teyze herkes hakkında bilgi sahibiydi ve veresiye konusunda tolerans gösterirdi.
Mahallenin hanımları, bir yandan yoksullukla bir yandan da çocukların sorunlarıyla mücadele ederken yorgun düşer ve akşam vakti bakkalın önünde toplanıp bakkal teyze ile sohbet ederdi. Bakkal teyze mahalledeki kızların gizli aşklarından, kadınların eşleri ile yaşadıkları sorunlardan, çocukların neler yaptıklarına kadar her şeyden haberdar olur fakat sır vermezdi. Mahalleli ile bakkal teyze arasında güven vardı.
Bakkal teyze yoksul ve mazbut mahallenin dert anasıydı. Bir keresinde onu telaşlı görmüş ve nedenini sormuştum.
Bana dönmüş, “şu aşağıdaki kadıncağız çocuğunu doktora götürecekmiş, rahatsız gidemiyor, iki saatliğine birini buraya koyup ona eşlik etmem gerekir” demişti. Mahalle ile o kadar ünsiyet kurmuştu ki, onların sorunlarını kendi sorunları gibi görüyor ve çözüm üretiyordu.
Mahallemizin bakkal teyzesi, Fındıkzade’de kiraladığı bir dairede yaşıyordu.
Kendi ifadesiyle sabah namazın kılıp yola düşüyordu. Büyük oğlu işe giderken onu bırakıyor, müsait olmadığı zamanlar da kendi imkânlarıyla Fındıkzade’den Balat’a kadar geliyordu.
Mahalle yoksulların yaşadığı bir mahalleydi. İnsanlar ancak zaruri ihtiyaçlarını alabiliyor onu da veresiye defterine yazdırıyor ay başı güçlükle ödüyorlardı.
Bakkal teyze bunu bildiğinden, her ay mahallenin çocukları için bir kutu nohutlu şeker alıyor ve gelen çocuklara ikram ediyordu.
Çocuklar o yüzden onu çok severler okula giderken uğrayıp hal hatır sorarlardı.
Bakkal teyze üç oğul dört torun sahibiydi. Kendisini tanımlarken “Ben has İstanbulluyum” derdi. Ama bizler onu sevimli yüzü ve güzel kalbi ile özdeşleştirir ve iyi bir insan olduğunu söylerdik. Aradan yıllar geçti hâlâ da öyle hatırlar ve dua ederiz