Modern dünya gündelik hayatını yaşıyor. Biz ise darbeyi konuşuyoruz. Küçük kızım soruyor tedirginliğimi duyunca. "Anne darbe olursa, biz çocukların akıbeti ne olur". Bütün dünya çocukları; darbeden, gerilimden, korkudan habersiz yaşarken.
Avrupa nın yaşlıları bile ihtilal nedir bilmezken.
Bizler, her yeni kuşağa sıcağı sıcağına darbe servisi yapmaktayız.
Geçen hafta ülkemdeki gerginlikten azade, İsviçre nin Alplerine bakıp; darbeyi bir de oralarda düşüneyim dedim.
Özgürlüğün simgesi ülkeye, darbe gibi çağdışı ve ilkel kavram hiç iyi gitmedi.
Bir ara turistlerin çok ilgi gösterdiği Liechtenstein krallığına gittik.
Bu Kutsal Roma-Germen İmparatorluğunun kalıntısı, İsviçre ve Avusturya arasındaki bağımsız prenslik, bir hayal ülke gibi barışın ve zenginliğin simgesi olarak insanlara sadece huzur vermekte.
Ren ovasının ve Alplerin güzellik taşıdığı ülkesinde Kral, bir özgürlük senfonisi gibi konuşur:
"Çan sesleri kadar müezzin sesinden de rahatsız olmayacağını" bildiren krala sempati iyice artar.
Fabrikalarını manzaralarını engellemeyecek geri plana çeken, süt ve sebze gibi tarımla zenginliği yakalayan, düşük vergilerle yabancı şirketlerin cazibe merkezi olan krallık; dünya üzerindeki huzur masalının da adresi idi.
Dağlarında dolaştığımız krallığın bir ara şatosunun kapısı dibinde buluyoruz kendimizi. Bol bol resim çektirerek bu huzur atmosferini somutlaştırmaya uğraşıyoruz. Kralın yaşadığı şatonun kapısı yanında kulübesinde tek görevli.
O tepeden tırnağa örtülü kıyafetlerimize aldırmıyor bile.
Kapıda ne otomatik silahlı askerler.
Ne asık suratlı korumalar.
Hani on beş yirmi metre uzağımızda kral, evinin oturma odasında tepelerden aşağı bakıp, nazlı akan Ren nehrini seyrediyor.
Bir görevli de çıkıp, o başı örtülü kadınlara "ne yapıyorsunuz siz, haydi gidin" diye kovmuyor.
Kendi memleketimizde alışmışım ya kovulmalara.
Kolaysa ben bu kılıkla Ankara da Atatürk ün mezarının yanından geçeyim.
Kıyamet kopar.
Silahlı askerleri bir telaş alır.
Çocuklar alı al, moru mor tehlike kodlarına girerler.
Bir ülke nasıl bu hale getirildi anlamak mümkün değil.
Geçen ay Fenerbahçe Orduevi önünde, aradığımız adresi kontrol için bir iki dakika arabamız yavaşladı.
Görevli, beti benzi atık koşup uyardı, "derhal burayı terk edin".
Hani böyle olaylara kendi ülkemde alışık olduğumdan; Liechtenstein kralının evinin kapısından da kovulacağımı zannettiğim için bir tedirginlik basıyor, "gidelim arkadaşlar" diyorum.
Yanımdakiler sakin, "endişelenmeyin, vaktimiz olsaydı kralın evini de gezerdik" diyorlar.
Bu barış ve zenginlik ülkesinde kadınların durumu bize göre daha da çetrefilli.
Biz daha 1934 de seçme ve seçilme hakkı almış Avrupa nın en bahtlı kadınlarıyız ya.
İsviçreli kadınlar gibi krallığın kadınları da bu konuda pek bahtsız.
Kadınlara seçim hakkı verilmesi için yapılan iki seçim yoklaması da (Temmuz 1968 ve Şubat 1973) redle sonuçlanmış.
Ancak Temmuz 1984 de yapılan referandumla kadınlara oy hakkı verilmesi kabul edilmiş.
Böylece bizler Soylu Germen kadınlardan kaç yıl önce almışız bu seçme ve seçilme hakkını diye pek de mağrur olamadım.
Ülkeme dönerken tepemizde pişirilecek kızgın bir darbe bozasına mukavemet konusunda; kadim krallık kadınlarının bilgisi var mı pek bir merak ettim.
Türkiye hakkında haber soran dostlara, nazlı bir yâri korurcasına; "iyi dedim, iyi olacak, iyi olmak zorunda, başka çaresi yok".
Kötülükler masallarda kalacak.
Çocuklar, gençler, yaşlılar; dünyanın en güzel yeri olan ülkemizde; huzur ve mutluluk içerisinde yaşayacak.