Uhud Savaşı, sonucu itibariyle olduğu kadar, çarpışma esnasında meydana gelen olaylar bakımından da ibretlik sahneleriyle dikkat çekici olagelmiştir. Kaynaklar, savaşta olup bitenleri tek tek kayıt ederek aktarırken, hemen her bir olayın çeşitli yönleriyle hikmete açık niteliğini vurgulama gereği duymuşlardır.
Sözgelimi Uhud Savaşı, adeta galibi-mağlubu, yeneni-yenileni eşit oranda değerlendirmeye imkân veren sonucuyla dikkat çekicidir. Müslümanların savaş sonucunda galibiyeti bir dereceye kadar ileri sürülebilirse de, sonuca giden süreçte bir takım ciddi uyarılara muhatap olmaları da sözkonusudur.
Elbette Kureyş in, müşriklerin geriletilmesinde gerçekleşen etki açıktır aynı zamanda.
Savaş esnasında Kuzman isimli şahsın durumu hikmetlik düzeyinde tasvir edilir. Müslümanlar arasından, müşriklere ok yağdıranların ilkidir Kuzman. Savaş taktiği gereği ok atma safhasından sonra kılıçla vuruşmada da fazlasıyla çaba gösterir. Öyle ki, savaşın sonucu alınmadan ortaya çıkan kargaşa dolayısıyla Müslümanlardan başlayan bozgun karşısında kılıcının kınını kırarak, "ölmek, kaçmaktan hayırlıdır" diyecek kadar direnç gösterir. Nitekim; "Ey Evs Hanedanı! Siz de benim yaptığım gibi, şeref ve şan için çarpışınız!" diyecektir.
Müşriklerden Halid bin A lem ve Velid bin Âs başta olmak üzere yedi sekiz kişiyi daha öldürecektir. Kendisi de nihayet yaralanır, yatağa düşer, acılarının şiddetlendiği sırada ok çantasından aldığı bir ok ile kolunun damarını keserek intihar eder.
Uhud Savaşı ndan önce Kuzman ın adı anıldığında Allah Rasulü: "O, cehennemliktir!" buyurur.
Yatağında yaralı haldeyken Müslümanlardan birisi; "Ey Kuzman! Seni tebrik ve cennetle tebşir ederim (muştularım)" diyecek olur. O nun cevabı; "Ne diye tebrik ve tebşir ediliyorum ! Vallahi ben, kavmimin gayretinden başka bir maksatla çarpışmadım. Böyle olmayaydı, çarpışmazdım" (x) olur.
Ayrıca savaşa katılmasında belirleyici etkenin sahip olduğu mal ve mülkün müşriklerin (o zaman için Mekkelilerin) eline geçeceği endişesidir.
Kuzman, hikmet gözüyle, bir simge olarak irdelenebilir ve değerlendirilmelidir. İ layı Kelimetullah uğrunda hiç bir niyet, maksat, hiç bir duygu ve düşünce, o amacın gayrında olmamalıdır.
Görünüşte ortaya konulan tüm gayretler, fedakârlıklar, mücadeleler, cesaretler ve kahramanlıklar, o saflık yoksa herhangi bir anlam ifade etmezler. Elbette bir takım ünler, mal ve mülkler, servetler ve sâmanlar, beceri ve yararlıklar sağlanabilir. Ama tüm bunlar, imamesinden koparılmış tesbih taneleri gibi oraya buraya dağılmaktan kurtulamazlar.
(x) Geniş bilgi için:
M. Asım Köksal: İslâm Tarihi, c. 3, İrfan Yayınevi, 1971 İstanbul, s. 128-129