Birkaç ay önce İsrail de gerçekleştirilen bir sokak

röportajı izlemiştim. Yahudi halka, Filistin meselesi sorulduğunda hemen hepsi,

Biz seçilmiş milletiz, bunu Tanrı istedi o yüzden her şey olması gerektiği

şekilde devam ediyor diye savunmaya geçmişlerdi. Çocukluk döneminden itibaren

üstün ırk telkiniyle büyüyen Yahudiler sergiledikleri vahşete haklarının

olduğuna inanıyorlar. Bu onarılması güç bir hastalıktır. Fakat küresel

sihirbazların bu gerçeği görmesi mümkün değil.

Yaşlı-genç, kadın-çocuk demeden öldürmeyi bir ödev olarak

gören Yahudi toplumu Batı yı da arkasına alarak vahşetin bütün türlerini

Filistinli halk üzerinde deniyor. Kör dünyanın gözleri önünde bir soykırım

gerçekleşiyor. Bütün bunlar olup biterken İslam ülkelerini yöneten çoğu

işbirlikçi yöneticilerden oluşan liderlerden ya hiçbir açıklama gelmiyor ya da

sığ belki de oradaki varoluşsal mücadeleye köstek olabilecek açıklamalar

geliyor. Kendi aralarında ortak bir eylem ve söylem geliştiremeyen Arap liginin

liderleri ise çözümü Birleşmiş Milletler, ABD ve AB den bekliyorlar. D-8 in

işlevsiz hale getirilmesi ve tüm İslam ülkelerinin ekonomik, siyasal ve sosyal

açıdan kuşatma altında olması İsrail i daha da cesaretlendiriyor.

Siyonizm ve yandaşları daha kolay yol alabilmek için

kaoslar, savaşlar, kıyımlar ve ardı kesilmeyen entrikalar üretiyor ve vahşete

türlü türlü bahaneler buluyorlar. Oysa her şey Büyük Ortadoğu Projesi nin

gerçekleştirilmesi için yapılıyor. Bu projeyi hayata geçirebilmek için İslam

dünyasında da halklarla hükümetleri karşı karşıya getirip toplumla işbirlikçi

hükümetler arasında bir husumet oluşturuluyor. Bu o toplumların,

dejenerasyonunu ve kültürel olarak çözülmelerini kaçınılmaz kılıyor.

Küresel Siyonist baronlar ve ırkçı emparyalizmin

işbirliği ile Filistin de topyekûn bir silip süpürme vahşeti sergileniyor.

Siyonistlerin bu menfur eylemlerini gerçekleştirirken İslam toplumlarının

içinde bulundukları buhran döneminden de fazlasıyla faydalandıklarını

görmekteyiz. Dikkat ederseniz İsrail ve Filistin ile birebir ilişkisi olan

ülkeler istikrarsızlaştırılarak zayıf bırakılıyor. Mısır, Suriye, Irak, Lübnan

ve Suudi Arabistan buhran kuşağının birinci halkasında yer alıyor. İkincil kuşak

Türkiye nin de arabuluculuğuna soyunduğu bir kertede yer alan ve hem İsrail ile

hem Filistin ile ilişkileri olan ülkelerdir ki, bu ülkeler de

istikrarsızlaştırılarak edilgen hale getiriliyor. Kaoslar ve

istikrarsızlaştırma hareketleri devam ederken Büyük Ortadoğu Projesi nin

gerçekleştirilebilmesi için kurgulanan, o film sahneye konuluyor.

Bütün dünya filmi seyrederken, Filistin bir açık hava

hapishanesine dönüyor. Fakat yine de İsrail in gelişmiş savaş teçhizatları

Filistin in mukavemet cephesini yıkmaya yetmiyor. Bunca zulme karşın Filistinli

çocuklar Davut un sapanını Musa nın asasını ellerinde taşımaya ve Kudüs ü

korumaya devam ediyorlar.