HAYATIMIZA muhafazakâr demokrasi girdiği günden itibaren yaşam tarzımız değişti. Üretmekten çok tüketici olduk. Maneviyat dâhil her şeyimizi tükettik. Dünyayı idare eden bir avuç mutlu ve güçlü azınlığın bize dayattığı kültürle de tükettikçe tüketiyoruz. Üç asırdır Asya’dan Afrika’ya, Hindistan’dan Çin’e, İslam ülkelerine, Kızılderililere, zencilere kadar tüm dünyayı vahşice, acımasızca bir şekilde sömüren ve kılıçtan geçiren haçlı Siyonist üst akıl, 21. yüzyılda bunu iki dünya savaşı deneyiminden sonra, küreselleşmenin sağladığı yöntem ve imkânlar sayesinde sömürüyü ve köle düzenini akıl oyununa çevirdi. Oyun içinde oyun! Küresel matruşkayı açtıkça içinden çıkan; sömürü, felaket, hastalık ve ölümden başka bir şey değil.
Bugün gelinen son nokta modern zihinsel köleliktir. ABD başkan yardımcısı Al Gore’un söylediği gibi, ulaşmaya çalışın diye beyinlere yüklenen ve dayatılan yaşam tarzı. Modern zihinsel kölelik işte bu! Sömürünün en sinsi şekilde yapılanı zihinsel, bilimsel ve teknolojik mandacılıktır. Türkiye bu sömürü girdabına düşen ülkelerden sadece biridir. Bu sömürüye karşı koyacak savunacak hiçbir yol yoktur. Çünkü beyinler dumura uğramıştır. Toplumsal beyin felci geçirmekteyiz
Medya eliyle bilinçaltımıza, beyinlerimize girilerek, dayatılan batı tipi yaşam tarzıyla dumura uğramış beyinlerin; tüketici alışkanlıkları değiştirildiğinden; İslami yaşamı unuttular. Kardeşliğimizi, birlik ve beraberliğimizi elimizden alarak bizi yalnızlık girdabında silikleştirdiler.
EMPERYALİST DEMOKRATİZASYON
1990’larda ABD’de telaffuz edilmeye başlanan Büyük Ortadoğu Projesi’nin fikir babalarından Prof. Bernard Lewis’in Körfez savaşından dört sene sonra yazdığı “The Middle East” adlı kitabındaki “Ortadoğu yeni emperyalist demokratizasyonu kabul etmezse batı yeni bir Haçlı seferi başlatır. Ya bizim uydumuz, demokrasi içinde zenginleşen kölelerimiz olursunuz. Ya da sizi Haçlı seferi ile dağıtırız” sözleri batının gerçek yüzünü göstermektedir. Üzerimizde oynanan oyunlarla gerçekten ABD’nin uydusu haline geldik.
Bu zihniyetle; batının dayattığı kültürel erozyonla dizilerle yaşar, dizilerle kalkar olduk. Analarımızın evlerimizden uzaklaştırılmasıyla birlikte nesillerimizi tehdit eden büyük facialar başlamış oldu. Evde ana kalmayınca anaokulları, huzur kalmayınca huzur evleri açtık. Fakat hiçbir tedbir bu bozulmanın önüne geçemedi. Kreşlerin, bakıcıların ve bakım evlerinin bağrında yetişen nesillerimiz Küresel matrüşka açıldıkça avuçlarımızdan kayıp gittiler.
Bugün analarımız evlerimizi terk ettiği için nice Hamzalar, Musablar televizyonun, internetin ve dizilerin pençesinde, kalpleri, zihinleri paramparça edilerek heba edildi.
O kadar bizi dünyevileştirdiler ki, batının empoze ettiği kültür içimize işlemesiyle birlikte; nesillerimizin geleceği ile ilgili önceliklerimiz değişti. Evlatlarımızın aldığı notları ya da kaçırdığı deneme sınavları yüzünden neredeyse depresyona girerken, ahretini kaçırdıkları için yüzümüzü bile ekşitmedik.
Hayatımızı televizyon programları, diziler ve magazin programları işgal etti. Geniş odalar ve mobilyalar arasında bereketi, afiyeti, huzuru, kısacası imanımızı kaybettik. Kısacık ömrümüzde daha konforlu bir hayat, daha iyi bir ev, daha iyi bir araba hayalleri kurarken, İslami hedef ve ideallerimizi unuttuk. Muhafazakâr demokrasinin pençesinde din ve dünya arasında gidip gelen nesillerimizi bu keşmekeşten kurtaracak olan son sığınak evlerimizdir. Unutmayalım! Bir evde şuurlu anne varsa, o ev yıkılmaz bir kale gibidir.